Said Nursi, Abdülhamid’e muhalif miydi? Onu nasıl eleştirdi?

Said Nursi, Abdülhamid’e muhalif miydi? Onu nasıl eleştirdi?

İkilinin tavırlarına dair sorular ve cevaplar

A+A-

RİSALEHABER

Medeniyet Vakfı, Sultan Abdülhamid Han dosyası oluşturdu. Birçok konunun yer aldığı dosyada Said Nursi ve Abdülhamid ilişkisi de yer aldı.

Mehmet Üzmez’in kaleme aldığı yazıda Said Nursi ve Abdülhamid’e dair birçok soruya cevap verildi. Soru ve cevaplar şöyle:

Sultan II. Abdülhamid kimdir?

Osmanlı Devleti'nin 34. padişahı ve 26. halifesidir. 1842‑1918 yılları arasında yaşamıştır. 1876‑1909 yılları arasında hüküm sürmüştür. Çok zor bir dönemde gelmiş olup sevenlerince “Ulu Hakan”, düşmanlarınca “Kızıl Sultan” olarak anılmıştır. Gerek dış devletlerin baskıları gerek devletin o zamana kadar sürüklendiği durum gerekse saray içi entrikalar gibi sebeplerle tüm hedeflerini gerçekleştirememiştir. Her insanın tabii olarak hataları olmakla birlikte o “muktedir bir padişah” ve “İslâm halifesi” olarak Müslümanlara ve halkına büyük hizmetlerde bulunmuştur.2

Bediüzzaman Said-i Nursi kimdir?

Osmanlı Devleti'nin son ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk devirlerinde yaşamış bir İslâm âlimidir. 1878‑1960 yılları arasında hayat sürmüştür.3 Zor bir dönemde yaşamış, çok iyi bir eğitim görüp mücadele vermiş, hayatı birçok zaman olumsuz şartlar altında (hapis, sürgün gibi) geçmiş ve eserleri defalarca muhakeme (dava görme) edilmiş bir âlimdir. Kendi hayatını çeşitli dönemlere (Eski Said, Yeni Said şeklinde) ayırmıştır. Hem çeşitli yerlerde hocalık hem 1. Dünya Savaşı'nda birkaç bin kişilik bir birliğe komutanlık yapmıştır. Türkçe ve Arapça olarak İslâmi eserler yazmıştır. Başka bazı eserleri de olmakla birlikte özellikle Risale‑i Nur Külliyatı adlı eseri ile meşhurdur.4

Bediüzzaman Said-i Nursi Sultan II. Abdülhamid ile neden görüşmek istedi?

Bediüzzaman Said‑i Nursi Doğu Anadolu'daki bazı problemlerin çözümünü din ve fen ilimlerinin bir arada okutulduğu bir medrese (Medresetu'z‑Zehra) açmakta görüyordu. Bu konuda Sultan Abdülhamid'le görüşmek için İstanbul'a geldiyse de (1907) padişahla görüşmeye muvaffak olamadı.5 Saraya sadece bir mektup iletebildi. Bu mektupta herhangi bir para talebi bulunmayıp Doğu Anadolu'daki bazı problemler ve çözüm yollarına dair teklifler beyan edilmiştir.6 Nitekim Zaptiye Nazırı Şefik Paşa ile görüşmesinde kendisine teklif edilen maaş ve görevi reddetmesi7 ve “İstanbul'a maaş dilenciliği yapmaya değil milletin ilmî seviyesini yükseltmek amacıyla geldiğini” beyan etmesi8 de asıl amacının ihsan‑ı şâhâneye mazhar olmak olmadığını göstermektedir.

Bediüzzaman Said-i Nursi'nin İttihad-ı Muhammediye Fırkası ile ilgisi nedir?

İttihad‑ı Muhammediye Fırkası ideolojik planda “şeriat‑ı garra‑yı Ahmediye'yi korumak” gayesinde olduğunu ve bunu da ilmiye sınıfına dayanarak geliştirmeyi hedeflediğini belirtmekteydi. Bediüzzaman Said‑i Nursi bu fırkanın kurucuları arasında yer almıştır. Bu fırka kırk gün kadar faaliyet göstermesine rağmen ve parlamentoda üyesi bulunmadığı hâlde Ayan ve Mebusan meclislerinde etkisini hissettirebilmiştir.9

Bediüzzaman Said‑i Nursi'nin İttihat ve Terakki ile ilgisi ne derecededir?

Saraya sunduğu tekliflerine paşaların pek kıymet vermediği ve bazı çıkışlarının üst kesimlerin pek hoşuna gitmediği Bediüzzaman Said‑i Nursi bir süre tevkif edilip sonra serbest kalmış ve hürriyetçi söylemlerde bulunmuştur. Bu arada ‑bu konuda çok fazla bilgi bulunmamakla birlikte‑ İttihat ve Terakki ile irtibatı olmuş ve bu grubun dine dair bazı yararlı görüşleri olduğuna dair fikirler beyan etmiştir. Fakat grubun bu amaçtan giderek uzaklaştığı düşüncesi ile bu oluşuma mesafe koymuş ve irtibatı sadece Enver Paşa ile sınırlı kalmıştır.10

İstibdatcılık nedir? Sultan Abdülhamid istibdatcı mıydı? Sultan neden istibdatcı olarak anılmıştır?

“İstibdat” tabiri “uyruklarına hiçbir hak ve özgürlük tanımayan sınırsız monarşi, despotluk, despotizm” anlamlarında kullanılır.11 Abdülhamid meşrutiyeti ilan eden (1876) padişah olmasına karşın; 1877'deki Osmanlı‑Rus Savaşı sırasında ve memleketin son derece karışık günler yaşadığı esnada, bu konularda karar organı olan mecliste tam bir anarşinin hüküm sürmesi, Rus ilerlemesi karşısında meclisten karar alınmasını istediği hâlde bu konuda meclisin ciddi bir karar almaması gibi nedenlerle ve anayasanın kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak 13 Şubat 1878'de Meclis‑i Mebusan'ı süresiz olarak tatil etti. 1878'de imzalanan ağır Ayastefanos ve Berlin antlaşmalarının ve sultanı devirmeye yönelik bazı plan ve girişimlerin de etkisi ile şüpheciliğini daha da arttırarak önemli tedbirler aldı. Devletin idaresini zamanla tekeline alıp Yıldız Sarayı'nda topladı. Ülke yönetiminde sert bir politika takip etti.12 Sultan'ın “istibdatçı” olarak anılması bu yüzdendir.

Bediüzzaman Said-i Nursi'nin istibdat konusundaki görüş ve tutumu nedir?

Sultan Abdülhamid'in istibdat yönetimine karşı çıkan en önemli oluşum İttihat ve Terakki Cemiyeti olmuştur. 1889'da kurulan bu cemiyet padişahı devirmeye azmetmiş, 1908 İhtilali'ni çıkarmış ve sonrası dönemde yönetimi elinde alarak 1918'e kadar ülkenin yönetiminde en etkili unsur olmuştur.13 İstibdada karşı çıkan diğer bir grup ise daha yumuşak bir tavır sergileyen bir kısım ulemâdır. Bediüzzaman ikinci gruba dâhil edilmelidir.

Çünkü o, Hafiye Teşkilatı'nın bazı çalışmalarını ve memleketin yönetiminde şuranın eksik kaldığı gibi bazı hususları tenkit etmekle birlikte, İttihatçılar gibi bütün istibdadın kaynağını bizzat Sultan Abdülhamid'e dayandıran ve onu tamamıyla haksız gören insafsızca bir değerlendirmeye de sülûk etmemiştir. Hatta Abdülhamid'in şahsi idaresini anlatırken “Abdülhamid'in mecbur olduğun istibdat ...” ifadesini kullanmıştır. Ayrıca II. Meşrutiyet ilan edilmeden önceki bir nutkunda “Yaşasın yaraları tedavi etmek fikrinde olan halife‑i Peygamberî!” ifadesi yer almaktadır.

Bediüzzaman Said‑i Nursi, kendisi hakkında “Abdülhamid'e muhalif ve İttihatçı” olduğu yönünde yayılan haberlere karşı talebelerine bir mektup kaleme aldırmıştır. Bu mektupta; Abdülhamid'in de bir insan olup bazı noktalarda eleştirilebileceğini, padişahın bir kısım hataları mecburi şartlar yüzünden işlediğini, pek şiddetli ve külli istibdadın aslında İttihatçılarca yapıldığını, “hürriyet”in eğer İslâmî terbiye ile terbiye olunmazsa hürriyet olmaktan çıkacağını ve acı sonuçlar doğuracağını, Abdülhamid Han'ın Müslümanların gerçek bir halifesi olduğunu ve sultanın düşmanlara karşı gösterdiği dehasını beyan etmesi14 Bediüzzaman'ın “hürriyet kavramını İslâmî terbiyeden ayrı ele almayan bir hürriyetçi, II. Abdülhamid'i ve istibdadı kısmen tenkit eden ama insafsızlığa kaçmayan ve halkı yönetim aleyhine kışkırtmayan bir uyarıcı” olduğunu ortaya koymaktadır.

Bediüzzaman Said-i Nursi'nin meşrutiyet yönetimi konusundaki görüş ve tutumu nedir?

Bediüzzaman meşrutiyet yönetimine doğrudan karşı olmamış, “Hürriyete Hitap” nutkunda bir kısım özgürlüklerin Müslümanlara uyanış ve terakki yolunu açabileceğini savunmuş fakat bu dönemde uyulması gereken belirli şartları da beyan etmiştir. Bunlar arasında Müslümanların; kalplerinin bir olması, eğitime ve çalışmaya önem vermesi, haramları ve sefaheti terk etmesi, rezil bir ahlaka girmemesi, dine karşı laübali (lakayt) olmaması, şeytanın desiselerine karşı dinin esaslarına dayanması sayılabilir.15

Bediüzzaman Said-i Nursi 31 Mart Vakası'nda bu ayaklanmayı azmettirici rol oynadı mı?

Mevcut hükûmetin (İttihat ve Terakki hükûmeti) baskıcı yönetimi ve gazetelerin kışkırtıcı ve birbirlerine muhalif neşriyatlarının etkisiyle 13 Nisan 1909'da 31 Mart Vakası denen hadise vuku bulmuştur. Sultan Abdülhamid bu isyanı bastırmak için Selanik'ten gelen Hareket Ordusu'na karşı kendisine sadık olan 1. Ordu'yu kullanabilecek iken memleketin evlatlarını birbirine kırdırmamak için bu yola tevessül etmemiştir.16 Bediüzzaman ise 31 Mart Vakası dolayısıyla tevkif edilmiş fakat olaya dahli olmadığı anlaşılarak serbest bırakılmıştır. Hatta o, bu ya da bu türden olaylara müdahil ve azmettirici olmak bir tarafa, fitne ve fesadı önleme amaçlı çok sayıda nutuk ve yazı irad ederek bunları halka, özellikle Doğu illerine ve askerlere sözlü şekilde veya telgraf gibi iletişim vasıtaları ile ya da yazılı neşriyat yolu ile ulaştırmıştır.17

Bediüzzaman Said-i Nursi Sultan Abdülhamid'in kurduğu Hamidiye Alayları'na karşı mıydı?

Doğu Anadolu'daki ayaklanmaların büyük devletlerin etkisiyle çıkarıldığına inanan II. Abdülhamid bu isyanları önlemek ve bastırmak amacıyla Hamidiye Alayları'nı kurmuştur (1890‑1891). Bediüzzaman 19 Kasım 1908'de Şura‑yı Ümmet gazetesinde yayımladığı beyanatında bu alayların Doğu Anadolu için gerekli ve önemli olduğunu açıkça belirtmiştir.18

Bediüzzaman Said-i Nursi Sultan Abdülhamid'in hal fetvasını verenler arasında var mıydı?

Sultan II. Abdülhamid'in hal‘ fetvasının ilk müsveddesi Elmalılı Hamdi Yazır tarafından kaleme alındı. Mesnetsiz (dayanaksız) iddialarla dolu bu metni Fetva Emini Hacı Nuri Efendi imzalamak istemeyince metin üzerinde biraz değişiklik yapılıp Hacı Nuri Efendi de bir şekilde ikna edilerek ve en son olarak Şeyhülislâmın Ziyaeddin Efendi'nin tasdiki ile fetva kesinleşti ve mecliste okundu.19 İlerleyen dönemlerde Elmalılı'nın bundan teessüf duyduğuna dair bir ifadesi de rivayet edilmektedir. Dolayısıyla bu konuda Bediüzzaman'ın herhangi bir dahline, yetkisine, imzasına veya desteğine dair hiçbir resmî kayıt bulunmamaktadır.20

Bediüzzaman Said-i Nursi Sultan Abdülhamid'e temel esaslarda veya garazkar bir tarzda muhalif midir?

Bediüzzaman, Sultan Abdülhamid ile en temel hususlarda elbette müttefiktir. İkisi de İslâm dünyasının ittihadını ve ümmetin ve memleketin selametini arzu etmiştir. Bediüzzaman'ın bazı konularda (istibdadın son dönemlerindeki bazı sert uygulamalar, hafiye teşkilatıyla ilgili bazı hususlar, yönetimde istişareye yeteri kadar yer verilmemesi gibi durumlar) kendisine yönelik eleştirileri olmakla birlikte bu tenkitlerinin yapıcı olduğuna dair beyanları ve lehte çalışmaları vardır. Bediüzzaman Said‑i Nursi bu konularda ölçüyü İttihatçılar gibi kaçırmamaya ve bir zulme yol açmamaya özen göstermiştir. İslâmî ve müspet tenkit ölçülerini aşmamaya gayret eden Said‑i Nursi hem bu eleştirilerini bir kısım grup ya da kişiler gibi “şahsi” boyuta indirgemeyip “temel esaslar” çerçevesinde yapmış hem de modernist düşüncelerin tesirine kapılarak değil “ehl‑i sünnet ve'l‑cemaat” çizgisini muhafaza ederek hareket etmiştir.21

Bediüzzaman Said-i Nursi'nin Sultan Abdülhamid'i İyi Niyetle veya Yanılarak Eleştirmiş Olanlarla İlgili Bir Beyanı Var mıdır?

Risale‑i Nur Külliyâtı'nda yer alan Şualar adlı eserde bu kişilerle ilgili şu ifadeler geçmektedir: “Asr‑ı âhirde İslâm ve Türk hürriyetperverleri bir hiss‑i kable'l‑vuku ile bu dehşetli istibdadı hissetmişler. Oklar atıp hücum etmişler. Fakat çok aldanmışlar. Yanlış bir hedef ve hata bir cephede hücum göstermişler.”22

Netice-i Kelam

Sultan II. Abdülhamid Han da Bediüzzaman Said‑i Nursi de bu ümmetin ve memleketin iki müstesna değeridir. İki şahsiyet de İslâm dünyasında sayılan, sevilen, onlarca ülkede ümmetin fertlerinin, eserlerini veya icraatlarını okuduğu, öğrendiği, örnek aldığı büyük kişilerdir. Bu değerleri yetiştirmek, ortaya çıkarmak kolay değil ise de bazı ithamlarla zayıflatmak o kadar zor olmamaktadır. Hele bu ithamlar bir de “din, hak, hürriyet” gibi temel söylemler çerçevesinde yapılırsa halk arasında daha etkili olabilmektedir.

İslâm dünyasında ümmetçe muteber tutulan birçok şahsın bazen birbirlerini tenkit edebildiği, farklı anlayabildiği, yine ümmetin değer verdiği bir kısım araştırmacı ve yazarların bazen bu önderler hakkında farklı yazılar ve tenkitler kaleme alabildiği ve hatta bazen bu yazarların da birbirlerini veya yazılarını tenkit edip karşıt nazariyeler yazabildiği unutulmamalıdır. En önemlisi de peygamberler haricinde kimsenin ismet sıfatına sahip olmadığı, kendimiz de dâhil olmak üzere her insanın hatasının bulunduğu ve insanların hep hatalarının (hatta bazen dönüş yaptıkları hatalarının) ön plana çıkarılarak çok sayıda güzel haslet ve maksadın önüne geçilmemesi gerektiği unutulmamalıdır.

Eleştiren kişi tenkidini imani, İslâmî ve ilmî ölçüler dışına taşırmamalı ve kendi kifayetsizlik ve hatalarını unutarak yanlış tenkit usullerine sapmamalı, tarih ilminin disiplinini ve kritize yöntemlerini bir kenara atmamalı, meseleyi kişiselleştirmemeli, olumlu ve olumsuz yönleri ilim, edep ve insaf dairesinde ortaya koymalıdır. Böylece hem ümmet ve onun yetiştirdiği nadide değerleri zarar görmeyecek hem de kul hakkına girmekten kurtulunacaktır.

Usulünce tenkit âlâ, usulsüzlük başa belâ...

Hulasa, mevcut olanları karalamak ve itibarsızlaştırmak kolay olsa da yeniden bir Bediüzzaman ya da Abdülhamid yetiştirmek kolay değildir.

1 Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid, Timaş Yay., İstanbul 2017, s. 257.
2 Geniş bilgi için bkz. Cevdet Küçük, Abdülhamid II, DİA, c.1, İstanbul 1988, s.216‑224.
3 Alparslan Açıkgenç, Said Nursi, DİA, c. 35, İstanbul 2008, s. 565.
4 Geniş bilgi için bkz. Alparslan Açıkgenç, Said Nursi, DİA, c. 35, İstanbul 2008, s. 565‑567.
5 Alparslan Açıkgenç, Said Nursi, DİA, c. 35, İstanbul 2008, s. 565.
6 Saraya sunulan mektupla ilgili gazete yazısını incelemek için bkz. Ahmed Akgündüz, Arşiv Belgeleri Işığında Sultan II. Abdülhamid ve Bediüzzaman İtirazlar ve Cevaplar, Osmanlı Araştırmaları Vakfı Yay., İstanbul 2017, s. 33‑37, Ayrıca bkz. Hayrat Vakfı İlmî Araştırma Heyeti, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l‑halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat Yay., c. 1, Isparta 2013, s. 98‑102.
7 Hayrat Vakfı İlmî Araştırma Heyeti, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l‑halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat Yay., c. 1, Isparta 2013, s. 105.
8 Alparslan Açıkgenç, Said Nursi, DİA, c. 35, İstanbul 2008, s. 565.
9 Hakkı Dursun Yıldız, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, c. 12, İstanbul 1989, s. 80.
10 Alparslan Açıkgenç, Said Nursi, DİA, c. 35, İstanbul 2008, s. 565.
11 Şükrü Halûk Akalın, Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yay., Ankara 2011, s. 1214.
12 Cevdet Küçük, Abdülhamid II, DİA, c.1, İstanbul 1988, s.218‑219.
13 M. Şükrü Hanioğlu, İttihat ve Terakki, DİA, c.23, İstanbul 2001, s.476, 477.
14 Ahmed Akgündüz, Said Öztürk, Bilinmeyen Osmanlı, Osmanlı Araştırmaları Vakfı Yay., İstanbul 1999, s. 288.
15 Nutkun tamamı için bkz. Hayrat Vakfı İlmî Araştırma Heyeti, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l‑halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat Yay., Isparta 2013, s. 132‑134.
16 Cevdet Küçük, Abdülhamid II, DİA, c.1, İstanbul 1988, s.222.
17 Bediüzzaman'ın bu tür sözlü ve yazılı çalışmaları hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Hayrat Vakfı İlmî Araştırma Heyeti, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l‑halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat Yay., Isparta 2013, s. 119‑123.
18 Hamidiye Alayları hakkında malumat ve Bediüzzaman'ın yayımladığı “Hamidiye Alayları'na Dair Beyan‑ı Hakikat” adlı gazete yazısı için bkz. Ahmed Akgündüz, Arşiv Belgeleri Işığında Sultan II. Abdülhamid ve Bediüzzaman İtirazlar ve Cevaplar, Osmanlı Araştırmaları Vakfı Yay., İstanbul 2017, s. 90, 92‑94.
19 Cevdet Küçük, Abdülhamid II, DİA, c.1, İstanbul 1988, s.222, 223.
20 Ahmed Akgündüz, Arşiv Belgeleri Işığında Sultan II. Abdülhamid ve Bediüzzaman İtirazlar ve Cevaplar, Osmanlı Araştırmaları Vakfı Yay., İstanbul 2017, s. 24, 25.
21 Bu konuda etraflı değerlendirmeler ve Said‑i Nursi'nin talebelerinin yazılı beyanı için bkz. Ahmed Akgündüz, Arşiv Belgeleri Işığında Sultan II. Abdülhamid ve Bediüzzaman İtirazlar ve Cevaplar, Osmanlı Araştırmaları Vakfı Yay., İstanbul 2017, s. 45‑50.
22 Bediüzzaman Said‑i Nursi, Şualar (1. Kısım), Altınbaşak Neşriyat Yay. (Osmanlıca orijinal nüshanın tıpkıbasımı), İstanbul 2008, s. 86.

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
6 Yorum