1. YAZARLAR

  2. Kadir AYTAR

  3. Zihinlerin tanzimi
Kadir AYTAR

Kadir AYTAR

Yazarın Tüm Yazıları >

Zihinlerin tanzimi

A+A-

Zihin, ruhun dört havassından (özelliğinden) biridir.(1) Allah’ın rızası dairesinde kullanılması gereken ve lüzumsuz meşguliyetlerle israf edilmemesi gereken büyük bir nimettir.

Zihin, insan beynine gelen bilgilerin ilk durak yeridir. Zihne gelen bir bilgi birinci mertebede (tahayyül) hayalde canlandırılmakta, ikinci mertebede (tasavvur) zihinde tasarlanmakta, üçüncü mertebede (taakkul) akıl erdirmeye çalışılmakta, dördüncü mertebede akla uygun gelmişse tasdik edilmekte, beşinci mertebede (iz’an) gönülden inanma, altıncı mertebede (iltizam) kendisi için lüzumlu görme, yedinci mertebede de (itikad) tam bir bağlılık süreçlerinden geçmektedir. (2)

Birey, içinde yaşadığı toplumda sürdürdüğü ilişkileri zihninde anlamlandırma faaliyetini sürekli ve yoğun bir şekilde sürdürmektedir. Toplumsal tarla zemininden kopan anlam buharları, önce bilgi bulutlarına, daha sonra da beyin hücrelerinin bu bilgileri işlemek, biçimlendirmek ve daha çok bağlantılar kurmak suretiyle yeni bir senteze dönüşmektedir. Bilgi bulutları kesintisiz ve sınırsız olarak fizik ve metafizik kaynaklardan beslenmekte, uygun koşul ve yoğunluğu yakaladığında da bilgi damlalarına dönüşmekte ve toplumsal tarlanın bilgi gölünü oluşturmaktadır. (3)

Zihinsel faaliyetlerimiz biz istesek de istemesek de devam etmektedir. Ancak zihni iyi çalıştırmak ve geliştirmek kendi elimizdedir. Yeterince kullanılmayan zihinsel yetenekler, tıpkı kullanılmayan kaslar gibi, zamanla zayıflama gösterecektir. Zihinsel becerilerini sahip olduğu kapasitenin son noktasına kadar geliştirmek isteyen kişi, zihinsel faaliyetler yaparak nöronlarını (beyin hücrelerini) çalıştırmalı, nöronlar arasındaki bağlantıları arttırarak beyni daha verimli çalışır hale getirmelidir. (4)

Karmaşık bilgi yoğunluğundan insanı kurtaracak veya kendisine lüzumu olan bilgileri seçip değerlendirecek veya zihnini tanzim edecek bir takım esaslar ve kriterler olması gerekir. Bu esaslar da elbette İlâhî kaynaklı olacaktır. İnsana istikamet verecek aklî, vicdânî ve imânî hükümlerin zihinlere nakşedilmesi, zihinsel faaliyetlerin sağlıklı yürümesini temin edecektir. 

Günümüzde Avrupa medeniyetinin tahakkümü ve tabiat felsefesinin tasallutu, hayat şartlarını ağırlaştırmış, fikirleri ve kalpleri dağıtmış, himmet ve inâyeti bölmüş, bu nedenle de zihinler mâneviyâta karşı yabânîleşmiştir. Maddiyyunluk fikri herkesi sersem etmiş, en açık şeylerde bile zihinlere vesvese vermiştir. (5) Yunan felsefesi her şeyin dış görünüşüne bakarak hüküm verenlerin zihinlerini karmakarışık etmiştir. Bu durumda yabanileşmiş, sersemleşmiş ve zihni karmakarışık olmuş insanların neler yapabileceklerini kestirmek mümkün olmayacaktır.

Cerbeze etmek ve garip şeylerden bahsetmek suretiyle zihinleri şaşırtarak, bulandırarak ve vesvese vererek insanları hakikatlerden nefret ettirip kaçırtmak, sürekli bâtıl şeyleri tasvir ederek, sâfi zihinleri dalalete sevk etmek ifsatçıların işidir.
 
Bazı insanların zihinleri basittir. Basit ve istidadı olmayan dar zihinler dakik şeyleri kavrayamazlar. Bu nedenle de zihinlerine sığıştıramadıkları şeyleri inkar yoluna giderler. Bütün bunlara karşılık Kur’an, zihinlere gelen vesveseyi def etmek, ihtilaflardan kurtarmak, manaları ve hakikatleri zihinlere yakınlaştırıp kabul ettirmek için temsillere yer vermiş ve kainatın işleyişine nazarları çevirerek ibret almalarını istemiştir.

Kur’an’ın, lüzum görülen yerlerde tafsil ve lüzum olmayan veya zihinlerin ve zamanın müstait ve müsait olmadığı yerlerde üstü kapalı geçtiği birçok mesele vardır. Bunlar işin ehli olanların akıllarının meşveretine ve açılımlarına bırakılmıştır. (6) Bunun gibi yüksek hakikatleri avamın zihnine kabul ettirmek ve zihinlerini yüksek noktalara sevk etmek için, hazırlayıcı yöntemlere başvurmak gerekir.

Bediüzzaman, “Bir gàye-i hayal olmazsa, yahut nisyan basarsa, ya tenâsi edilse(unutulmuş olsa); elbette zihinler enelere dönerler, etrafında gezerler.”(7) demektedir. Bugün insanların zihinleri ve fikirleri, kasten ve bizzat iman hakikatlerine karşı bir derece lâkaytlık vaziyeti almıştır. Risale-i Nur, bu lakaytlığı ortadan kaldırmanın, insanlara bir gàye-i hayal kazandırmanın ve nisyandan kurtarmanın gayreti içerisindedir. 

Bediüzzaman İhlas Risalesinde; “Yirmi seneden fazla kendi memleketimde ve İstanbul’da ettiğimiz hizmet-i ilmiye ve diniyeye mukabil, burada, yedi sekiz senede yüz derece fazla edildi. Halbuki, kendi memleketimde ve İstanbul’da, burada benimle çalışan kardeşlerimden yüz, belki bin derece fazla yardımcılarım varken, burada ben yalnız, kimsesiz, garip, yarım ümmî; insafsız memurların tarassudat ve tazyikatları altında, yedi sekiz sene sizinle ettiğim hizmet, yüz derece eski hizmetten fazla muvaffakiyeti gösteren mânevî kuvvet, sizlerdeki ihlâstan geldiğine katiyen şüphem kalmadı.” (8) demektedir. Konu her ne kadar ihlasla ilgili olsa da zihinleri tanzim etme hususunda da dikkate alınması gerekir.

Eski Said döneminde İslama, siyaseti dine âlet etmek suretiyle hizmet edileceğine inanan ve bu suretle çaba sarf eden Bediüzzaman, memleket, İslam âlemi ve bütün dünya meseleleri ile yakından ilgilenmekte, günde on taneden fazla gazete okumaktadır. Yani zihni her şeye açık durumdadır. Barla hayatında ise, dünyaya sırtını dönmüş, yalnızca iman hakikatlerine yoğunlaşmıştır. Gazete okumuyor, radyo dinlemiyor, dünya ile alakalı en mühim haber ve olaylara zerre kadar ehemmiyet vermiyor. Yanında Kur’an’dan başka hiçbir kitap bulunmuyor. Pırıl pırıl dağ havası, dupduru bir zihni ve bir tek de gayesi var. O da imanları kurtarmaktır.

Risale-i Nur, zihinlerde bir iz bırakmamak ve bulandırmamak için, muarızların şüphelerini zikretmeden, batılı tasvir etmeden, vehim ve vesveseye yer bırakmadan ilmî ve mantıkî deliller getirmek suretiyle akla ve zihne kapı açarak ve yaklaştırarak izah ve cevaplama yolunu seçmiştir. (9) Bunda da muvaffak olmuştur.

Sonuç olarak; RİNAP çerçevesinde Risale-i Nur konularını tanzim etme arzu ve iştiyakında olan ilim ehlinin tıpkı Bediüzzaman’ın yaptığı gibi duru bir zihinle tek bir gaye-i hayalde fânî olmalı ve rüyası görülmelidir. İman ve İslam esaslarını bilmeli, bunlara iman ve itaat etmeli, zihnini basitlik ve darlıktan kurtarmalı, geliştirmek ve genişletmek için çalışmalı,  nazarının ufkunu genişletmeli,  geniş ve muhakemeli ve müdakkik bir zihinle dinlemeli ve çalışmalı, zihnini lakaytlık, vesvese, şüphe, ihtilaf, bulanıklık, karışıklık verecek ve dalalete sevk edecek bilgilerden uzak tutmalı, enaniyetten kurtulmalı, ihlası esas tutmalı, temiz havaya ve sağlıklı beslenmeye dikkat etmelidir.

Kaynaklar:
1-Nursi, Bediüzzaman Said, Hutbe-i Şamiye, Sayfa: 143
2-Nursi, Bediüzzaman Said, Sözler, Sayfa: 647
3-Bilig, Güz / 2006 sayı 39: S:22 Bilgi Sosyolojisine Göre Bilginin İşlevi ve Bir Model Denemesi Yrd. Doç. Dr. Cengiz ANIK
4-Zihin Sağlığı, Doç. Dr. Ayşe Bingöl Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı-ANKARA
    http://www.geriatri.org.tr/pdfler/zihinsagligi)
5-Nursi, Bediüzzaman Said, Sözler, Sayfa: 443, 477
6-Nursi, Bediüzzaman Said, Muhakemat, Sayfa: 72, 139, 455
7-Nursi, Bediüzzaman Said, Sözler, Sayfa: 649
8-Nursi, Bediüzzaman Said, Lem’alar, Sayfa: 166
9-Nursi, Bediüzzaman Said, İşaratü'l-İ'caz, Sayfa: 10

kadiraytar@risalehaber.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.