Yine ‘yeşil feminizm’

Diyanet İşleri Başkanlığının düzenlediği kadın kongresinin sonuç bildirisi yayınlandı. Sonuç bildirisi ile ilgili yorum yapmadan önce, bildirinin başlıklarını kısaca aşağıya alıyorum:

“İslam’da kadın cinsiyet bağlamında değil, insanlık düzleminde ele alınmıştır…”

“Kadınla ilgili yanlış anlayışlar, İslam’ın değil, yerleşik kültür ve geleneklerin sonucudur…”

“Kadının erkek üzerinden tanımlanıp konumlandırılması İslam’ın özüyle bağdaşmaz...”

“Kadınla ilgili sorunlar, sadece İslam toplumlarının değil, bütün insanlığın problemidir…”

“Kadına dair çalışmalarda daha bütüncül bir bakış açısı sergilenmeli…”

“Geleneksel literatürümüzde yer alan kadına ilişkin anlatımlar yeni bir okumaya tabi tutulmalı…”

“Kur’an-ı Kerim’in kadın ayrımcılığına mesnet olabilecek ataerkil bir öze sahip olduğu yolundaki yaklaşımlar, asla kabul edilemez…”

“Kadın konusuda savunmacı yaklaşımdan vazgeçilmeli…”

“Kadın, bir tüketim ve reklam unsuru olarak istismar edilmektedir…”

“Kadının metalaştırılması ve her türlü şiddetin konusu haline getirilmesi kabul edilemez…”

“Kadının kimliksizleştirilmesi, toplumdan tecrit edilmesi asla kabul edilemez…”

“Ayrımcılığa karşı ortak bilinç oluşturulmalı…”

“Aileyi koruyan ve destekleyen yayınlara öncelik verilmeli...”

“Günümüzde toplumsal değişimin kadın görünürlüğü üzerinde yoğunlaştığı ve bunun edebi ürünlere aksettiği görülmektedir …”

“Sanal alemde nitelikli bir kadın yayıncılığı yok…”

“Modern bir ideolojik söylem olarak feminizm ile ilahi bir din olan İslam’ın ve İslami değerlerin karşılaştırılamayacağı unutulmamalıdır …”

“Yayıncılık alanında ortak hassasiyetler oluşturmalı, Diyanet dini yayıncılık alanında sorumluluk üstlenmelidir…”

“Kadın konusunda ortak bir çeviri dili geliştirilmeli…”

“Örneklik teşkil eden ilim kadınlarının biyografileri araştırılıp yayınlanmalı…”

“Kadınla iligili problemler bağlamında, İslam’ın temel kaynaklarının bizzat kendilerinin tartışma konusu yapılması ve bunun ısrarla sürdürülmesi anlamsızdır...”

 

Öncelikle, toplumda, cinsiyetler üzerinden kimlikler inşa etmek yanlıştır. Toplumsal rollerden kaynaklanan sebeplerle, cinsiyetlerin farklılığının fazlaca vurgulanması da çatışmayı beraberinde getirmektedir. Erkekler ve kadınlar varlığın gerçeğidir. Bunların farklılığı üzerinden kimlik inşası, ne insanın tabiatına uyar. Ne de vahyin ezeli ve ebedi hakikatine uyar.

 

Hucurat suresinde geçen, ‘Ben sizi, bir erkek ve bir dişiden yarattım’ sözü, erkek ve kadının eşitliğine yapılan bir vurgu değildir. Erkeklik ve kadınlık, ontolojik bir olgudur. Bu olgu, erkeğin de kadının da birbirine olan üstünlüklerinin, yaratılıştan olduğunu ifade eder.

 

Kadının, şefkat bakımından üstün olması, onun şefkatini erkeğin aleyhine kullanmaması; erkeğin de bedensel gücünün fazla olması ve bunu kadının aleyhine kullanmaması, bu yaratılışın bir gereğidir. Her ikisi de bu farklılıklarını, bir üstünlük vesilesi olarak kullanamazlar. Çünkü bu farklılıklar, kendilerinin değildir. ‘Yarattım’ diyen bir Yaratıcınındır. Öyle ise, farklılığı bir ego tatmini şeklinde kullanan her kimse, o, yaratılışa uygun davranmıyor demektir.

 

Kadın sorunu, aslında hem bir erkek sorunudur hem de bir aile sorunudur. Erkeğin zaafı, kadın sorununun doğmasının sebeplerinden birisidir. Kadın sorununu aile sorunu olarak okumak, kendilerine yeşil feminist diye tabir ettiğim kesimlerce, kadını aşağılamak olarak yorumlanıyor. Oysa ki, güçlü bir kadının merkezinde olduğu bir aile, kolay kolay yıkılmaz. Ailenin merkezine kadını yerleştirmek, onu yüceltmektir. ‘Ana’ olma yüceliği, hiçbir dünyevi makam ve mevki ile yer değiştirmemeli idi.

 

Batı medeniyetinde, ailenin çöküşünü doğru okumak gerekiyor. Aşırı özgürlükçü bireyler bir araya gelemiyor gelseler de bir arada kalmaya devam edemiyor. Kendi içinde parçalanma yaşayan birey, aile içinde bir araya geldiğinde de bu parçalanmışlığı devam ettiriyor ya da yapay formüllerle ayakta durmaya çalışıyor. Vahyi dinlemeyen akıl, kalpsizleştikten sonra kendisi de ayakta duramıyor. Son tahlilde batı medeniyeti, semavi kuralları duymazlıktan gelmeye devam ediyor. Erkek, akıl gibidir. Kadın da kalp gibidir. Akleden kalp, ya da kalbe yaslanan bir akıl, erkek ve kadının biribirisiz olamayacağını gözler önüne seriyor.

 

Hakikatte, batıda, çöken sadece aile değil, batının kadına bakışı ve modern paradigmanın yıkılışıdır. Hatta erkek kadın eşitliği konusunda yapılan aşırı vurgu, gerçekte cinsler arasında eşitliği sağlayamamış, bilakis, cinsiyet farklılığını kemikleştirmiştir. Özellikle erkeğe karşı, kadın haklarının savunulması, kadının hakkını koruyamamış ve kadının erkeğe karşı özgürlüğü, gittikçe kaybolmaya yüz tutmuştur. Görüntüde ise, kadının, gittikçe ekonomik özgürlüğü artmış; hakları artmış; erkeklerin boyunduruğundan kurtulmuş gibi gözüküyor. İstediği zaman istediği yerde çalışıyor, istediği zaman evleniyor, istediği zaman çocuk sahibi oluyor ve istediği zaman boşanıyor. Doğasına uysa da uymasa da gerek evliliği ve çocuk yapmayı gerekse çalışma hayatını hep özgürlüğü uğruna feda ediyor. O, özgürlüğü uğruna, evlilik dışı ilişkilere de girip hayatını feda edebiliyor. Hayatını özgürlüğü uğruna feda eden sadece kadın değildir. Feminizmi savunan erkekler de evliliğini, gayri meşru ilişkilere feda edip, aile hayatının yıkılmasına sebep oluyor.

 

Kadın hakları söylemi, kulağa hoş gelse de uygulamada, boş bir fantaziden ibaret kalmıştır. Feminizm, kadını özgürleştirmek uğruna, erkeğin de kadının da nefsinin ve arzularının esiri olmasını kabullenmiştir. Batı feminizminin bir yansıması olarak Müslüman kadının feminist duruşunu incelediğimizde, özgürlük, aile ve çalışma hayatı konusunda maalesef, çok farklılık görememekteyiz. Ve bu duruş, aile, aile yuvası, çocuk eğitimi, ekonomik özgürlük gibi konularda batı feminizmine paralel düşünceler üretmektedir.

Bu gün, kamusal hayatın hemen her yerinde kendisine yer bulan ‘yeşil feminizm,’ içinde barındırdığı modern unsurlarla Müslüman ailenin de yer yer tahrip olmasına yol açmıştır. Aşırı özgürlükçü bireyci davranış biçimi, Müslüman kadını önce ekonomik kaygılarla ‘yuva’sından dışarı çıkartmış sonra da batı feminizminin diğer öğelerini de sahiplenmeye başlamıştır.

 

Yeşil feminist kadın, kamusal mekanda, kem gözlere tahammül eder ve toplumsal değerler uğruna buna katlanır. Ama evde özel mekanda, kocaya itaati, özgürlüğüne feda eder. Kamusal mekanın cazibesine kapılıp bir gözü ve bir kulağı ‘dışarı’da olan ev hanımı, evdeki ilişki biçimini ‘dışarı’daki kurallara göre tanzim eder.Evde kendisine değer verilmeyen böyle bir kadın, kendisine değer verilmesi için gözünü dışarıya çevirir. Yeşil feminist erkek, evde kendi kadınına değer vermezken, dışarıda, başka kadınların ekonomik özgürlüğünü savunur.  Evde, iltifat edeceği birisine meşru iltifatını yapamazken, dışarıdaki kadınlara iltifatlar yağdırır.

 

Yeşil feminizm, son on yıllarda iyice kendisini hissettirmeye başlamıştır. Önce Müslüman çekirdek aile, kendi içinde, itaatin kalkmasıyla derin bir boşluğa düşmüştür. Kadının erkeğe itaatini, kölelik olarak gören zihniyet, itaatsizlikle meydana getirdiği kaotik ortamı tamir edememektedir. Yeşil feminizmin sadece kadınlar tarafından kabul edildiğini zannedilmesin. Ortaya çıkan manzara öyle hazindir ki, yeşil feminen erkek türü de meydanda dolaşmaktadır. Hakkını hukukunu sahiplenemeyen erkek, ailesini de korumaktan aciz duruma düşmüştür.

 

Korunamayan aileler yıkılıyor ve bu yıkıntıların enkazları hepimizi altında bırakacak kadar vahim görünüyor. Boşanma hakkı, son dönemlerde dindar aileler arasında yükselen değerler arasına girmiş bulunuyor. İslam hukukunda kendisine boşanma hakkı tanınmayan kadının, boşanmalarda daha aktif olması, boşanmaya daha talepkar bakması ne acıdır. Evlilik sonrasında, gerek ekonomik gerekse duygusal olarak daha da fazla yıkılan kadının, evliliği sona erdirmeye, bu denli istekli olması da acı vericidir. Ortada başarısızlığa uğramış, tarz olarak batılı olan ve olmayan bu kadar evlilik varken, evliliğe yeni adım atacak olanların, evliliğe bakışı elbette ki tereddütlü olacaktır. Herkes batıda ailenin çöktüğünden bahisle, dindarların dünyada da mutlu olmalarını beklerken bir de bakıldı ki, İslami camiada da ailede çatlaklar oluşmaya başladı. Boşanma seli, en yakınlarımızı da önüne katıp götürüyor. Hiç beklemediğimiz insanlar boşanmaya başlıyorsa, şapkamızı önümüze koyup düşünmenin zamanı gelmiş demektir. Ve modern kazuratın süprüntülerini üzerimizden atmaya başlamamız aciliyet kesbediyor.

 

Ortada bu vakalar dolaşırken, evlilerin sayısında düşüşler yaşanmakta başka bir deyişle evlilikten korkup evlenemeyenler çoğalmaktadır. Evlilik yaş ortalamasının erkeklerde 35’i, kadınlarda da 30’u bulduğunu, hatta geçtiğini hepimiz çevremizde görmekteyiz. Ve bu gidişle ivmenin hızlanacağını söylemek için de kâhin olmaya gerek yok. Bir taraftan kamusal mekanda, ‘çoktan seçmeli’ bir ortamda kendisine en uygun olanı bulma telaşında olan bekar erkekler, öte yandan, özgürlüğünü kaybetme telaşıyla evliliğe soğuk bakan bakire kadınlar. Kamusal mekanın, tehlikeli bir noktaya doğru gittiğinin farkında mıyız? Ortada istemediğiniz kadar bekar, bîkar ve bîkarar insanlar var.

 

Batılı bir erkeği evinde tutamayan batı medeniyetinin aksine, her şeye rağmen, erkeği evinde tutmayı başarabilmiş olanlara ne mutlu! Bir taraftan, ‘nasıl olsa benim kocam günah olduğu için başka birilerine yâr olmaz’ diyen ve kendi bildiğini okuyan dindar kadının naif anlayışı; öte taraftan, erkeğini başkasına kaptırmaktan korkan ve onu eve bağlamaya vargücüyle çabalayan dünyevi bir kadın. Hangisi daha sorumlu sizce?

Ortada bu kadar başarısız evlilikler dururken, hala ekonomik özgürlükçü anlayışımızda ve parçalanmayı hızlandıran tavırlarımızda ısrar ediyorsak, modern paradigmalardan kurtulamamışız demektir. Modern tabuları ve bu arada yeşil feminist tabuları tartışmalı ve kaybettiğimiz aile saadetimizi yeniden yakalamalıyız.

 

Hz. Aişe’nin şöyle dediği rivayet edilir: ‘Eğer Allah Resûlü, kendisinden sonra kadınların neler yaptıklarını görseydi, İsrailoğullarının kadınlarında olduğu gibi, onların mescide gelmelerini men ederdi.’

 

Hz. Aişe’nin söylediğini bu zamanda yeniden söyleyebiliyor muyuz? Öyle bir cesaretimiz var mı? Eğer bunu söyleme cesaretine sahip olabilseydik, ne erkekler ve ne de kadınlar olarak evlerimizden dışarıya çıkamayacaktık.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum