1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Yavuz Bahadıroğlu: Ramazan şuurlarımızı Açmalı
Yavuz Bahadıroğlu: Ramazan şuurlarımızı Açmalı

Yavuz Bahadıroğlu: Ramazan şuurlarımızı Açmalı

Beyazıt Ramazan Sohbetleri'nde konuşan ilahiyatçı yazar Yavuz Bahadıroğlu, "Ramazan’ı, şuur açan mahiyetini ıskalamadan, İslam coğrafyasının meselelerini daha çok konuşarak yaşamalıyız." dedi.

A+A-
Risale Haber - Haber Merkezi 
 
Türkiye Diyanet Vakfı'nın organize ettiği ve İBB Kültür A.Ş.'nin katkılarıyla düzenlenen 33. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı, Pazar günü yüksek hava sıcaklığına rağmen en kalabalık gününü yaşadı. Yazarların ve ziyaretçilerin hınca hınç doldurduğu fuar kapsamında Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nde yapılan ve Edebiyat Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği'nin (ESKADER) katkılarıyla organize edilen Beyazıt Ramazan Sohbetleri'nin on altıncı günkü konuşmacısı Yavuz Bahadıroğlu oldu.
 
Sohbetinde Ramazan’ın Osmanlı’dan günümüze izdüşümünü anlatan ve hatıralarına sık sık yer veren Yavuz Bahadıroğlu, toplantıyı takip eden kalabalık dinleyici grubuna özlenilen bir sohbet üslubuyla eşsiz bir Ramazan akşamı yaşattı. Takdimini 33. Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı Basın Danışmanı ve ESKADER Genel Sekreteri Elif Sönmezışık'ın yaptığı programda Bahadıroğlu,  Ramazan’ı doğru yaşamak ve yeni nesillere sevdirmek adına önemli mesajlar verdi, tavsiyelerde bulundu.
 
EVRENSEL İLETİŞİM, SELAM VE EZAN
 
Selam’ın unuttuğumuz bir yürek iletişimi olduğuna vurgu yaparak sözlerine başlayan Yavuz Bahadıroğlu, “Selamda kardeş, dostluk, rahmet ve rahatlatma vardır. Benden sana zarar gelmez mesajını verir. Artık selamlaşır ve uğurlarken Allah’ı anmıyoruz, ona emanet etmiyoruz.” diyerek anlamsız selamlaşma kelimelerinin kulun Allah’la irtibatını koparttığını ifade etti. Müslümanların evrensel iletişim bağlarının selam ve ezan olduğunu dile getiren Bahadıroğlu, geçmişte ezanın Türkçeleştirilmesi talihsizliğine atıfta bulunarak dilimize yer ve semt ismi olacak kadar İngilizceye olan meylimizin de sakıncaları üzerine değerlendirmelerde bulundu ve sözlerini şöyle sürdürdü:
 
EVE BİR SULTAN GELİRMİŞÇESİNE…
 
“Her şey bir yana, Ramazan davulcuları da artık mani söylemiyor. Osmanlı Ramazanlarına baktığınız zaman en büyük fark zevk tarafıdır. Bunu törpüleyince elimizde bir tek açlık kaldı. Çocukluk günlerimde, bayrama yapılan muamelenin tamamını Ramazan’a yaptığımızı hatırlıyorum. Çünkü bayram Ramazan’ın mükâfatıdır, bu sebeple asıl bayram Ramazan’dır. Camiler gülsuyuyla yıkanırdı. Buhurdanlar, kokulu kökler yakılırdı. Şimdi se çoğu camimizde hoş kokular yok. Kurumu bile israf etmeyen bir ahlakın çocuklarıyken şimdi birbirimizi israf ediyoruz, insanların yüreğine basıyoruz. Camilerde kandil yakılırdı, mahya müthiş bir keyifti. Evler sultan gelecekmiş gibi temizlenirdi. Nitekim Ramazan ayların sultanıdır. Ondan kazandığımız güzel alışkanlıklarla 11 ayı layıkıyla yaşayabilmek önemlidir. Ama biz bu alışkanlıkları kazanmayı da unuttuk. Ramazan’ın şuuru açan mahiyetini de ıskaladık. Ramazan’da hileye kaçtıkça şuur kapanıyor. Oysa Müslüman camiaya bakınca her Ramazan’ı ölüm sessizliği ile karşıladığımızı görüyoruz. Ramazan’da İslam coğrafyasının meseleleri daha çok konuşulmalıdır ve yapmamız gerekenler konuşulmalıdır.”
 
GÖNÜL KAPILARINI TIKLAMA MEVSİMİ
 
Yakın tarihimizde yaşadığımız Ramazanların geneline bakıldığında, son yıllarda çok güzel Ramazanlar geçirdiğimizi vurgulayan Yavuz Bahadıroğlu, “İnşallah ülkemizin bayrağı ve ezanıyla sonsuzu yaşamaya namzet olduğunu görebiliyoruz. Peygamber Efendimiz’in ruhaniyeti doğduğu topraklarda değil, bu topraklarda tecelli ediyor. Çünkü biz onun bir hadisini hayata geçirmek için devlet ve medeniyet kurmuş bir milletin torunlarıyız.” dedi. Allah’ın kullarını affetmek için Ramazan’daki Kadir Gecesi gibi birçok fırsat verdiğini anlatan Bahadıroğlu, İslam’ı beş şartın içine hapsetmenin tarihî ve ruhî boyutlarını yok saymak anlamına geldiğini ifade ederek yalnızca şekil olarak uygulamanın insanı hiçbir yere vardıramayacağını belirtti. “Gönül kapılarını tıklama mevsimidir. Onun için gönül kapılarını açmak lazım. Kendi düşüncemizde, inancımızda olmasa da açılmalı. Ekiden yalnızca gönül kapıları değil konak kapıları da açık olurdu. Ev sahibi misafir olup kendini sevap kazandıranlara bir de diş kirası (hediye) verirdi.” diyen Yavuz Bahadıroğlu, o günlerde olduğu gibi insanların dinlerinin ve inançlarının sorgulanmaması gerektiğinin altını çizdi ve çocuk-Ramazan ilişkisine dair şunları söyledi:
 
ÇOCUKLARIN DA RAMAZAN’I OLMALI
 
“Ramazan’da evin kapıları açık olmalı. Çocuklar da Ramazan’ı yaşayabilmeli. Osmanlı’nın hayata geçirdiği bazı tavsiyeleri var. Mesela ‘fakir iftar oyunu oynamak’. Zengin değil fakir sofrasını tanımaları daha önemli. Ekmek, zeytin ve su ile fakir olduklarını varsaymaları telkin edilmeli. Böyle iftar eden veya edemeyen insanlar var dünyada. Mahalledeki fakir bir aileyi iftara davet etmek,  çocuklara insanlıkta kardeş olduğumuzu anlatır. Mahyaya benzeyen ışıklandırmalardan alıp evinizin duvarına asarsanız, çocuk camide gördüğü mahyayla ilişkilendirebilir ve evin de bir mescit olduğu fikri yerleşir. Bu dini hayat ile dünya hayatının evde iç içe girmesini sağlar. Eğlence tarafına da ağırlık verirseniz gelecek Ramazan’ı da heyecanla bekleyecektir.”
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.