Vicdanın yansımaları veya vicdanmetre

Vicdan kavramı ve tanımında herkesin hem fikir olduğunu düşünüyorum. Ortak anlam birliği olmakla beraber sözlüklerdeki karşılığına göz atmakta fayda vardır.
Vicdan;
•İnsanın içindeki iyiyi kötüden ayırabilen ve iyilik etmekten lezzet duyan ve kötülükten elem alan manevî his
•Kendinden geçme,
•Bir şeyi bir halde görme, bulma,
•Duyma, hissetme,İnanç, şuur olarak tanımlanmaktadır

Birey ve toplum hayat pratiklerinde vicdanın geliştirilen, inkişaf eden bir haslet olduğu kesin bir gerçektir. Her gelişim ve değişimin, hissedilmesi, fark edilmesi, algılanması ve anlaşılması da derecelendirilebilir demektir.

Vicdanın inkişafı aynı zamanda mânevi inkişaf demektir. Mâneviyatta mertebe kat’eden, yükselen insanların vicdanları da paralel gelişmiş demektir.

“Vicdanın ziyası ulum-u diniyedir…” ifadesinden de anlaşıldığına göre dini ilimlerle iman inkişaf eder. İmanın inkişafı demek mânevi performansın gelişimi demektir. İman, amele, fiile, davranışa yansır. Bu yansımanın derecesini önce insan kendi vicdanında hisseder, sonra dışa, başka insanlara, yaşama biçimine yansımaktadır. Toplumdaki ahenk, uhuvvet, muhabbet, tesanüt, dayanışma, yardımlaşma bu inkişafın göstergesidir.

Risale-i Nur öğretisi, hem analitik detayı hem de bütünü aynı anda görebilmeyi sağlar. Büyük resmi dikkate sunarken resimdeki renkler arasındaki tonların farkına da dikkat çeker.
Atom zerresinde ve hücredeki âlemi nazara verirken milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki yıldızları, galaksileri de nazara verir.

Risale-i Nur öğretisi ile hayatını biçimlendirmiş, özgün ve asr-ı saadet modeli bir yaşama biçimi ortaya koymuş Nur Talebesi entelektüellerin mânevi performansın geliştirilebilmesi için ölçülebilirlik metotları ortaya koymaları gerekir.
“Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne için söylemiş? Ne makamda söylemiş?” kriterlerine vurmadan, genellemeci reddiyeci, yüzeysel, ön yargılı reaktif, negatif tepkisel bir davranış yaklaşımı Risale-i Nur öğretisi ve prensibi değildir. Hikmete zıttır.

Evet, tekrar ve ısrar ediyorum, tanımlanamayan ölçülemez, ölçülemeyen iyileştirilemez.
Ölçme, değişen, gelişen, değer kazanan/kaybeden, iyileşen, tekâmül eden her şey için geçerlidir.
Davranışın ölçülebilmesi, bilginin ölçülebilmesi yanında mânevi derecenin yansıması, tezahürü, algılanışı da ölçülebilir.

Bu ölçmenin önemi tespit ve tanımlama bakımından önemli. Mânevi hastalıklarımızın gerek birey gerekse toplum hayatındaki zararının önleme, tedbir almak için gereklidir.
Mânevi hasletlerin hesabı ahirette deyip insanların bu dünyadaki yanlışının mânevi boyutuna taalluk eden yönünü görmezden gelinmesi toplumsal strese sebep olmaktadır. Hatta hastalıkların en önemli nedenlerindendir.
Güncel olarak vicdansızlığın örnekleri vahşetin resmi gözümüz önünde cereyan ederken biz ölçülebilir mi ölçülemez mi gibi gereksiz ayrıntılarda boğuluyoruz.

Bundan önceki iki yazımda “Mânevi performansın ölçülebileceği” inden bahsetmiştim. İfade kabiliyetimin yetersizliğinden olacak ki, gündemi meşgul etti “ölçülebilir-ölçülemez” şeklinde farklı yorumlar ortaya çıktı.
Bu konuyu münazara zemininde değil de kavramların tanımlanabilirliği, ölçülebilirliği ve bunun sonucunda pozitif anlamda geliştirilebilirliği zeminde ele alsak farklı yorumlardan ortak istifade imkanımız olacaktır.

Kâinatta cari olan tagayyür ve tebeddül, yani değişim varsa ve bu değişim hissediliyorsa kesinlikle bir ölçme yapıyoruz demektir. Ölçme olayı sadece uzunluk ve ağırlık birimi gibi maddi metroloji kavramında ele alırsak kendimizi materyalist bir yaklaşımın duvarları arasına hapsetmiş oluruz.

Şimdi gelelim vicdanın inkişafı ve ölçümüne…
Üstad Bediüzzaman’ın Hutbe-i Şamiye adlı eserinin zeylindeki şu cümleye dikkat!
“Vicdanın anâsır-ı erbaası ve ruhun dört havassı olan irade, zihin, his, lâtife-i Rabbaniyedir. Herbirinin bir gayât-ül gayâtı var:
•İradenin  İbadetullâhdır.
•Zihnin  Ma'rifetullahdır.
•Hissin  Muhabbetullahdır.
•Lâtifenin  Müşâhedetullâhtır.
Takva denilen ibadet-i kâmile dördünü tazammun eder.”

Bu tekâmül İman-ı billah’tan sonra başlayan bir süreçtir. İman-ı billah, Marifetullah, İbadetullah, Muhabbetullah ve Müşahedetullah olarak da sıralanmaktadır.
Takva denilen ibadet-i kâmile ifadesinde ibadet kesinlikle fiili ve davranış anlaşılır. Marifet ve ibadetin ardından gelen muhabbetullahın yansıması nasıl anlaşılmaz?
Şefkat, merhamet, muhabbet, uhuvvet, feragat gibi hasletlerin davranışlara yansıması o kadar açık olarak anlaşılabiliyor ve hissedilebiliyor ki, bal gibi ölçülebilir.

Nasıl ölçülebilir?

Bir insanın davranışlarının yansımalarının nasıl bir tesir bıraktığı, nasıl algılandığı, ne kadar katkı sağladığı, değer ürettiği ölçülebilir ve ölçülmelidir de.
Bireylerde veya aynı amaca hizmet eden gruplarda lazım olan şartlar, hasletler, vasıflar belirlenerek pratikteki gerçekleşme seviyesi belirlenebilir.
Özellikle cemaatin sıhhati “vahid-i sahih” anlamında gerçek vahdet, birlik, uhuvvet, tesanüd, yardımlaşma, muhabbet, emniyet, itimat seviyeleri sorulara dönüştürülerek ölçülebilir.

Muhabbet üslubu ve yansımaları, gıybetten kaçınma durumu, suizan konuşmaları, cemaat mensuplarının aralarındaki, emniyet, tesanüd, yardımlaşma, feragat, uhuvvet, derecesi ankete dönüştürülen vasıflar çok seçenekli ölçülebilir.

Soruların cevaplanmaları 5 dereceli sistemde yapılabilir.
Tam uygulanıyor
Uygulanıyor
Kısmen uygulanıyor
Az uygulanıyor
Uygulanmıyor

Sebeplerin teşhisi için de yine muhtemel sebepler konusunda tespit yapılabilir.
Risale bilgisi
Okuma yetersizliği
Meşveretin yapılışı
Şahsi etkinlik ve tasarruf
Diğer ….vb.

İyileştirilmesi için de sorulacak sorular ve alternatif çözüm önerileri olarak örneğin,
Okumayı artıracak tedbir ve teşvikler
İstişarelerin etkinleştirilmesi
Katılımın yaygınlaştırılması
Şahısların imtiyazları (ayrıcalıklarının) kaldırılması
Hizmet performansının ödüllendirilmesi
Diğer….

Sosyal davranışların ve değişkenliklerin bir çok ölçüm teknikleri vardır. Burada maksat, sadece “mesel┠kabilinden zihinleri hazırlamaktır.
Hizmetlerin performans ölçümü, soruna eğilmektir, dert edinmektir, dava sorumluluğu taşımaktır. Vicdanın sesini dinlemektir. Nemelazımcılıktan sıyrılmaktır.

“Milletin hastalığı zaaf-ı diyanettir” sözü mâneviyat zaafını işaret etmektedir.
Hizmet erkânında gizli bir kibir ve gururun mânevi performansı olumsuz etkilediğini görmeliyiz. Herkes çok bildiğinden emin. Bilgisi, vukufiyeti zimni, gizli bir gururu ihsas ediyor farkında değiliz.
Risale-i Nur’la ilk tanışan insanların heyecanı yıllar sonra sönüyorsa -ki nefsimde hissediyorum- sorun Risalede değil insanlarda, bizdedir.

Problem ölçmekle aşılabilir. Kendimizi çok beğeniyoruz, kolektif bir gurur elimizdeki Kur’an hakikatlerine perde olduğunun farkına varmak için ölçülmelidir vesselam.
Şekile takılmamak lazım. Şekil sonradan ortaya konulabilir. Önce ölçülmeyi gerçekleştirelim.
Geri bildirim alalım, nefis muhasebesi yapalım, yani mânevi kantara çıkalım.

[email protected]

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.