1. YAZARLAR

  2. Kenan ÖREN

  3. Vicdanın Fay Hatları
Kenan ÖREN

Kenan ÖREN

Yazarın Tüm Yazıları >

Vicdanın Fay Hatları

A+A-

Deprem denince hep fay hatları akla geliyor. Aslında hemen her şeyin fay hatları mevcuttur. Meselâ utanma duygusunun da fay hatları vardır. Bir çatladı mı, o insanın yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Ar damarının fay hatları çatlamış insanların ahlâksızlıklarının bir kısmı medyaya yansıyor ve insanın “pes artık” diyesi geliyor. Bir de vicdanın fay hatları var ki, bir çatlamaya görsün. O zaman o insan insanlıktan çıkıyor. Materyalist bir kimliğe bürünüyor. Yaptığı her hesabı maddeye dayandırıyor ve menfaatine olmayan bir şeye asla vize vermiyor. Menfaatine dokunmadığın sürece sana çok sevecen görünen bu yaratıklar, menfaatine ufacık bir dokunduğunuz anda Firavun veya Karun kesiliyor. Artık sen onun için büyük bir düşman haline geliyorsun. Bu tür yaratıkların sana yapamayacağı hiçbir kötülük kalmıyor ve elinden gelen kötülüğü ardına koymuyor.

Bediüzzaman “Çalış vicdanı kaldır ademiyetten” derken, işin nirengi noktasına parmak basıyor. Zira vicdanın olmadığı bir yerde cüzdan devreye giriyor. Hatta cüzdan bile hafif kalıyor ve bütün insanî değerleri yerle bir eden vicdansız bir “terminatör” varlık ortaya çıkıyor. Bir Latin atasözünde denildiği gibi “İnsan insanın kurdudur (Homo homini lupus)”.  Yani bir kurdun insana yapamadığını insan kendi hemcinsine yapabiliyor. İşte Irak örneği, bir Amerikalı askerin itirafında ortaya çıktığı gibi, küçük yaştaki çocuklara tecavüz eden bu ahlâksızlar, onlara bu ahlâksızlığı reva görürken, onları insan olarak görmüyorlarmış! Bu bir cinnet müstatilidir. Bu yaratıkları bir suç makinesine çeviren şeyse vicdanlarının fay hatlarının derin yarıklar halinde çatlamasıdır.

Vicdanın fay hatlarının çatlamasıyla ilgili meşum örnekleri Van depreminde de gördük. Bir müteahhidin kendi yaptırdığı villasına güvenmeyip Kızılay’dan iki çadır alması ve bu çadırları villasının bahçesine kurması da bir vicdansızlıktır. Zira kendi deyimiyle “Rica ettim getirdiler,” diyerek birçok garibanın sırada çadır almak için beklemesine aldırış etmemesi ve gücü binlerce çadır almaya yettiği halde Kızılay’ın çadırını alması vicdan ölçüleriyle özdeşleşmeyecek düzeydeki bir davranıştır. Hele bir de depremin yaşanmadığı komşu şehirlerden gelerek depremzedelere tahsis için gönderilen yardımları gasp edenlere ne demeli? Ya gasp ettiği bir çadırı muhtaç olanlara pazarlamaya kalkışan ve pazarlıkta yemin billah ederek yalan söyleyen ahlâksıza ne demeli? Bu nasıl bir vicdandır? Bu nasıl gasptır? Bu vicdandan mahrum yaratıklar, hiç mi ölümden sonraki hayatı düşünmüyorlar? Hiç mi hesap, mizan, terazi ölçülerini hatırlamıyorlar? Çok yazık. Bu yaratıkları bu hale getiren anlayışa binler nefrin ve teessüfler…

Yine Bediüzzaman’ın vicdanlara yasakçı koyma ifadesinden yola çıkarak, insanı insan yapan en önemli faktörlerden birinin vicdanı aktif tutmak ve ölçülerle donatmak olduğunu söyleyebiliriz. Çatlaması her an melhuz olan vicdanın fay hatlarını güçlendirici ameliyeler yapmamız gerekiyor. Bunun yolu Kur’an-ı Kerim’den ve Peygamberimizin (SAV) hadis-i şeriflerinden geçiyor. Bu bağlamda bu ikisini takviye eden Risale-i Nur gibi muhteşem bir tefsir hazinesinden de söz etmeden geçmemek gerekiyor. Gerçekten gençliğimde insanlara zarar vermekten zevk alan bendeniz, Risale-i Nur hazinesini okumaya başladıktan sonra iki hak olan “Allah hakkı” ve “Kul hakkı” na riayet etmeye çalışmaya başladım. Kalbimize, vicdanımıza bir yasakçı koyan Risale-i Nur hazinesi sayesinde insan olmayı, insana değer vermeyi ve yardım etmeyi, akrabaya değer vermeyi ve yardım etmeyi öğrendim. Eğer bu hazineden mahrum olsaydım, belki de bu vicdansızlar kadar acımasız bir suç makinesi haline gelebilirdim. Zira hiçbirimiz sütten çıkmış ak kaşık değiliz. Nefis olmadık şeyler istiyor. Onun isteklerini gemlemek için bir takviyeye ihtiyacımız var ki, bu takviye görevini bu muhteşem eserler en optimal şekilde bize sunuyor. O halde insanları suç makinesi halinden kurtarmak istiyorsak ve onları vicdanlarının sesini dinletip kardeşlik, yardımlaşma gibi ulvî duygular donatmak istiyorsak, Kur-an-ı Kerim’e ve O’nun tefsirleri olan Hadis-e Şeriflere ve Risale-i Nur’a dört elle sarılmamız gerekiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.