1. YAZARLAR

  2. Şahin DOĞAN

  3. Urfa da zamanlar ve ramazanlar
Şahin DOĞAN

Şahin DOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Urfa da zamanlar ve ramazanlar

A+A-

Bir ramazan daha gülümsedi yüzümüze, mahzun mahzun. Nice ramazanlar geldi geçti bir rüzgar gibi. Hepsinde itiyat haline getirilen açlık, mukabele, iftar sofralarının şahane görünümü ve sahurların esrarengiz tadı. 

“Mazi, lezizdir” der, Abdülhak Şinasi Hisar. Leziz ve bir o kadar nefis.

Eski ramazanların lezzeti genellikle acıklı bir mazi yadigarı gibi hep yad edilir halbuki bir zamanların şimdisi kabul edilen günler maziye karışmış, onun tozlu sayfaları arasında yerini almış bir durumda. Bu Ramazana mahsus herhangi bir duygu yoğunluğu yaşadığım pek söylenemez fakat diğer sıradan zaman dilimlerinden farklı manevi bir iklimin içinde hissetmekten alamıyorum kendimi.

Bir başkadır Urfa’da zamanlar ve Ramazanlar. Burada manevi coşku ve heyecanın en fazla, en diri, en yoğun yaşandığı yer hiç şüphesiz ki Balıklı Göl civarı ve Dergah camii.

Bu mekan bir bütün olarak ele alındığında ruhaniyyat, uhreviyyat ve maneviyyat her bir unsuruna, her bir taşına sinmiş gibi. Kendisini mimarlığın ve estetiğin dehasına rahatlıkla teslim eden böylesi bir mekan çok azdır. Bazı araştırıcıların burasının Hz. İbrahim’in yaşadığı bölge olmadığı yönündeki düşünceleri tamamen yersizdir. Çünkü çoğu zaman halk dilindeki şifahi aktarımlar yazılı belgelerden daha ziyade itimada şayandır. Tarihin yazılı olmayan önceki dönemlerini tamamen şifahi rivayetlerden öğrenebiliyoruz.

Buralar mübarek gün ve gecelerde daha da bir farklılaşır, ortamdaki manevi iklim daha da yoğunlaşır. Ve özellikle de ramazan aylarında. Bu ayda zaman kendine yakışır bir biçimde bütün kostümünü giyerek çıkar karşınıza. Onun hakiki ve sahici çizgilerini bu ayda yakalarsınız sadece. Ve gerçek ritmini duyar ve duyumsarsınız. Her camide ayrı bir kuran tilaveti, ayrı bir ibadet, yarı bir zikir icra edilir.

Sahurların esrarengiz tadı, iftarlar- ki hiçbir akşam yemeği bu iftar sofralarında göründüğü kadar hak edilmiş ve kazanılmış bir mana taşımaz. Sofraya büyük meydan savaşı kazanmış bir komutanın haklı gururuyla oturur çoğu Müslüman. Sahur mukabelesi, hatimle kılınan teravih namazları ve bu namazlardan sonra tam bir manevi cümbüşe sahne olan cami avluları. Sıcak yaz gecelerinde su ve şerbet satan çocuklar, bütün gün kavurucu sıcaklardan dolayı evden çıkamamanın verdiği hınçla iftardan hemen sonra kendini dışarıya atan kadınlar, çocuklar,  yaşlılar, deliler, mecnunlar…

Meşhur iki İstanbul aşığı olan Ahmet Haşim’in “Müslüman Saati”nde veya Ahmet Rasim’in “Şehir Mektupları”nda anlattığı her şeyin on katı, yüz katı burada mevcut. Haşim’in acaip komplekslerle dolu uyumsuz ruhu; batanı, söneni ve kaybolmak üzere olanı çok iyi görüyordu ve duyumsuyordu. Onun için maziyi asıl cevherinde medeniyetlere bir nevi musiki çeşnisi veren zaman anlayışın da yakaladı ve bu metafizik görüşten ölümle sarmaş dolaş ürpermeler çıkardı. Bu alanı görseydi Haşim, kim bilir bu ürpermeler ne seviyede seyrederdi?

Ahmet Rasim Haşim’e hiç benzemez, o düpedüz sokağın adamıydı ve sokağı yakaladı. Eline geçen şiir külçelerini mizahın hokkasında ezmekten çekinmezdi. Burada sokaklar, meydanlar ve avlular o kadar canlı, renkli ve hareketli ki Rasim bile nabzını tutmaktan aciz kalırdı. Kısacası Haşim, buranın manevi cephesini, Rasim ise maddi cephesini resmetmekte çaresiz kalırdı. Bence kutsal beldeler olan Mekke ve Medine’den sonra dini heyecan ve coşkunun en ziyade yaşandığı mekanların başında burası gelir. Diğer meşhur iki İstanbul aşığı olan Yahya Kemal ve Tanpınar ne bahtsız ve talihsiz insanlarmış ki bu “kutsal mekanı” göremeden gittiler.

Tabii ki Amicis, Nerval ve Gide gibi batılı gezginler gözünde bu durum sade folklorik bir şey, ilahi bir tarafı yok. Zaten seyahat ettikleri doğu şehirlerini anlatılırken oryantalist bir süzgeçten geçirmeyi ihmal etmezler. Bizler, Asyalılar yani doğu onların gözünde sadece egzotik bir meraktan öte bir şey değil. Hatta Amicis, iftar sofralarındaki o manevi cümbüşü çok terbiyesiz ve nezaketsiz bir üslup ile anlatmaktan çekinmez.

Hele bin aydan daha hayırlı olan kadir gecesi. Ve o geceye bir hazırlık niteliğinde olan bir gün önce yapılan ve yarım asırdır devam eden Hz. Bediüzzaman’ın Mevlid-i Şerifi. Bu mübarek gecenin gündüzünde öğle namazından itibaren hazırlıklar yapılır, yerler tutulur, herkes iftar için bir yer tutar kendine, erzakını önceden yanına alarak, çünkü sonraya kalınırsa en küçük bir yer bulabilmesi imkansızlaşır. İftar saati gelince herkes bulunduğu yerde iftarını eder, sonra aynı yerde akşam namazı ve teravih kılınır ondan sonra sabaha kadar zikir, fikir, mevlit, şükür, dua gibi etkinlikler icra edilir. Sabah namazı sonrası farklı camilerde sakalı şerif ziyareti yapılır. Urfa’nın bütün civar komşuları o gece oradadır. Gaziantep’ten, Adıyaman’dan, Diyarbakır’dan, Mardin’den, Malatya’dan, ilçelerden hatta Adana ve İstanbul gibi büyük şehirlerden gelen misafirler o alanı doldurur. O gece öyle bir mahşeri kalabalık oluşur ki orasını Kabe’nin bir provası zannedersiniz. İğne atsan yere düşmez misali o kadar dolu, o kadar kalabalık olur bu mübarek gecelerde. Gaipten sesler gelir kulağınıza sanki. Mekanın kutsallığı, zamanın kutsallığı ve ağızlardan dökülen zikirlerin kutsallığı, birbirinden önemli bu kutsallıklar iç içe girince gerisini varın siz tahmin edin.

Bütün bunlar olurken ben nerdeydim? Bazı zaman yıllardır benliğimi kemiren zehirli düşüncelerden kurtulup o ahengin içine karışıp kaybolmak isterdim ama yine beceremezdim. Bir gölde gibi her an beni takip eden o uğursuz düşüncelerden bir türlü kurtaramazdım yakamı. Ve yine şiire düşerdi yolum:

…                                              

Ondan bir temas gibi rüzgar beni bürürde.     

Tutmak tutmak isterim onu göğsüme alıp.

Bir türlü yetişemem fecre kadar yürürde.

Heyhat! O bir ince ruh bense etten bir kalıp.

…                               

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
10 Yorum