1. YAZARLAR

  2. Mehmet Ali KAYA

  3. Ülfet ve gaflet
Mehmet Ali KAYA

Mehmet Ali KAYA

Yazarın Tüm Yazıları >

Ülfet ve gaflet

A+A-

Ülfet, alışkanlık sonucu insan davranışında meydana gelen umursamazlık ve gaflettir. Ruhun canlılığını yitirmesi ve uyuşuk bir hal alması haline ülfet olarak ifade edilir. Allah'ın yarattığı her şey mükemmeldir ve güzeldir. Günlük meşgale ve devamlı olarak aynı şeyleri görerek onlardaki harikalığı ve mükemmelliği, güzelliği ve özelliği fark etmemek gaflet ve ülfet halidir.

Yüce Allah “Göklerde ve yeryüzünde nice deliller vardır ki, bu delilleri değerlendirmezler de bakıp geçerler ve umursamazlar” (Yusuf, 12:105) buyurur. Bu ayet-i kerime bizleri uyanık olmaya ve varlıklardaki harika yönleri dikkate alarak uyanık olmaya ve onların özelliklerini ve güzelliklerini anlamaya çalışmamızı istemektedir. Bediüzzaman bu sebepler “Tefekkür gafleti izale eder. Dikkat, teemmül, evham zulümatını dağıtıyor. Dikkat, teemmül evham zulümatını dağıtıyor” (Mesnevi, 2006, s.233) buyurmuşlardır.

İnsan gaflet saikasıyla Allah'ın ayetlerini görmez ve anlamazlar. Onların durumu Hayâlî’nin “Ol mahîlerdir ki derya içredir deryâyı bilmezler” beytinde ifade edildiği gibi suyun içinde sudan habersiz balıklar gibi olmak ülfet ve gaflettir.

Ülfet ve gafletin en kalını Kur’an ile meşgul olan bir kısım hafızlarda görülmektedir. Bunlar Kur’ân-ı Kerimi ezberlemişlerdir ama anlamından, mahiyetinden ve öneminden habersizdirler ve istifadeleri ami bir mü’min kadar yoktur. Zamanla o dereceye gelirler ki bunu geçim vasıtası yapmışlardır. Bunun dışında Kur’ândan istifade etmezler. Yüce Allah onların bu durumunu “Kendisine kitap verilenler üzerlerinden uzun zaman geçmesiyle kalpleri katılaşmış ve yoldan çıkmışlar, kalpleri Allah’ın zikrine ve inzal edilen kitaba karşı saygılarını kaybetmişlerdir.” (Hadid, 57:16)

Ülfet insana musallat olan büyük bir musibettir ve inananların çoğu bu hastalığa yakalanırlar. İnsan bu duruma düşünce Allah'ın ayetlerine karşı kör ve sağır olurlar. Kalpleri vardır anlamazlar, gözleri vardır görmezler ve kulakları vardır işitmezler. Delillere karşı kör ve sağırdırlar. İşin inceliklerini görmezler ve gerek Kur’âna ve gerekse onun bir tercümesi ve tefsiri olan kâinattaki varlıklara ve kudret kelimelerine anlamsız bir kitap olarak bakarlar. Dünyada peşin bir ücret almadıkları hususlara faydasız, boş işler olarak bakma eğilimine girerler.

Gafletin sebepleri çoktur. Başta inançsızlık, sonra umursamazlık ve tembellik en birinci sebeptir. Uzun zaman meşguliyet de datayların ve inceliklerin görülememesi ile gafleti ve ülfeti netice verir. Uzun emeller ve hülyalar peşinde koşmak, dünya ve para sevgisi, günahlara dalmak ve kendisini dağıtmak da ülfet ve gaflet sebebidir.

Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “İnsanı dalalete atan sebeplerinden biri ülfeti ilim telakki etmeleridir. Yani me’lufları olan şeyleri kendilerince malum bilirler. Hatta ülfet dolayısıyla adiyata teemmül edip ehemmiyet vermezler. Hâlbuki ülfetlerinden dolayı malum zannettikleri o âdi şeyler, birer hârika ve birer mucize-i kudret oldukları halde, ülfet saikasıyla onları teemmüle ve dikkate almıyorlar….. Ülfet cehl-i mürekkeb üsütüne serilmiş bir perdedir. Hakikate bakılırsa, zannettikleri ilim, cehildir. Bu sırra binâendir ki, Kur’ân ayetleri ile insanların nazarını me’lufları olan şeylere çeviriyor. Ayetler necimler gibi, ülfet perdesini deler atar, insanın kulağından tutar başını eğdirir, o ülfetin altındaki havâriku’l-âdât mucizeleri o âdiyat içinde gösterir.” (Mesnevi-i Nuriye, 312; Sözler, 2004, s.225) Bediüzzaman burada Kur’ân metodunun adiyat içinde harikuladeliğe dikkat çekerek imanları taklitten tahkika çıkarma metodunu nazara vermektedir. Ülfeti yırtan ve gafleti izale eden birinci husus budur.

İnsanın ene ve enaniyetinin ülfet, gafletle ve isyan kalınlaşarak sahibini yuttuğunu belirtir. (Mesnevi, 318) Böylece o insan bir gurur abidesi olur. Sonra başkalarını da kendisine kıyas ederek tam bir firavun olur.

Ülfet perdesini yırtmak için Kur’ân-ı Kerimi ve kâinat kitabını kuvvetli bir tefekkür ile okumak gerektiğini ifade eden Bediüzzaman sahabelerin Kur’ânın yeni nazil olduğu dönemde büyük bir inkılap yaptığını ve bu perdeyi tamamen yırtarak hakikati çıplak bir şekilde gösterdiğini beyanla “Hâlbuki ve infilak ve ınkılapdan sonra gitgide letâif uykuya ve havas o hakâik noktasında gaflete düşüp, o kelimât-ı mübâreke, meyveler gibi, git gide ülfet perdesiyle letafetini ve teravetini kaybeder. Kuvvetli tefekkürî bir ameliyatla ancak evvelki hâli iade edebilir” (Sözler, 797) demektedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum