1. YAZARLAR

  2. Mücahit BİLİCİ

  3. Türkiye’nin kayıp anayasası
Mücahit BİLİCİ

Mücahit BİLİCİ

Yazarın Tüm Yazıları >

Türkiye’nin kayıp anayasası

A+A-

Bundan yüzyıl önce Müslüman bir toplumun sahici, yerli ve evrensel anayasası yazıldı. Bu anayasa o kadar ilerici idi ki toplumunun dilini konuşamayan laikler kadar modernliğin şokunu atlatamamış dindarlar da bu metni anlayamadı.

Bu anayasada Kürtler hem de öyle dipnotta, kenarda değil, başat bir noktada yer alıyordu. Hatta anayasa ona en çok ihtiyaç duyan Kürtler muhatap alınarak yazılmıştı. Ermenilerin, Yahudilerin eşitliği sahih bir İslami dil ile garanti altına alınıyordu.

Şefkatli baba edasındaki halife otoritesine karşı tek tek vatandaşın hilafeti öne çıkarılıyordu. O anayasada ağalar kadar şeyhler de yerlerine ancak demokratik rıza tünelinden geçtikten sonra geri dönebilecek şekilde yerlerinden alaşağı ediliyorlardı. Egemenlik sultandan alınıp millete, bireye veriliyordu. Devlet şeffaf bir alet olarak insanın özgürlüğüne hizmet eden bir cihaz hâline gelecek şekilde tenzil-i rütbeye uğruyordu. Koyun muamelesi görenler, buna alışanlar, kendi kendinin çobanı olma gereği ile yüz yüze bırakılıyor, çoban geçinenlerin her türlü imtiyazları tuzla buz ediliyordu. Bu anayasada dindar da olsa şahıs merkezli yönetimin (halife de olsa saltanatın) külleri havaya savruluyordu. Demokratik kültürün oturması ve kurumsallaşması için yurttaş bilincinin ve özneleşmenin önemi hem teslim ediliyor hem teşvik ediliyordu. Şeriat’ın Müslüman olmayan ellerdeki hâlinden başka bir şey olmayan demokrasinin Müslüman bir toplumda ne tür bir form kazanacağının dökümü yapılıyordu. Dindardan geleni dâhil her türlü otoriterlik reddediliyordu.

Fakat dindarların çoğu buna inanmakta güçlük çekti. Bu anayasa zamanından önce gelmiş bir bahar gibiydi. Sanki acele edip kışta gelmişti. Muhatapların çoğu henüz okuma yazma bilmiyordu. Sonradan görme Kemalistler, Batılı fotoğrafa sığmak için kendi toplumlarının beyin ve bedenini biçerken, dindarlar ancak bir savunmacı karşıtlık ve taassupla kendi kalabilme endişesinin körlüğü içindeydiler. Yeni bir dünya ile yüzleşmeyi ertelediler ta ki tarih bunu fitil fitil burunlarından getirdi, getiriyor.

O anayasanın taşıyıcılığını yapanlar siyasetin uzağında daha hayati bir konu ile uğraşırken, taşıyıcılığını yaptıkları metnin derinliğini takdir edecek bağlamlardan uzak kaldılar. Hatta o anayasayı çeyiz sandığında saklar gibi tutanların bir kısmı, o metnin şeffaflık ve adilane dilinden korkup önemli bir kısmını milli(yetçi) hassasiyetlere göre kesip biçerek dışarıya ve kendilerine gösterebildiler. Bu anayasanın güzelliği, ihtiyacın oluşmamışlığı, cehalet ve sansür peçesinin arkasında gizli kaldı.

Ve devran döndü: Dindarlar büyük bir koalisyonla iktidara geldiler. Bastırılan kimlikler daha da güçlenerek geri döndüler. İnkâr edilip dövülegelen Kürtler kaderin güzel bir intikamı ile dindar ve laik Türklerin isteksiz bakışları arasında tarih sahnesine çıktılar. Büyülerin bozulması gerekiyordu. Eşitlik ve adalet için tarafların statü ve demokratik kalitesinin ortaya çıkması gerekiyordu. Ve bu iktidar deneyiminin hızlandırdığı bir tesviye ile bu ortaya çıktı. Kahramanlar sıradanlaşacak, yer altındakiler (örgüt, cemaat vs, hepsi) yer üstüne çıkacaktı. Ve çıktılar. Halife de hırsız gibi hukuk önünde eşitlik ihtiyacına maruz kalmalıydı. Öyle de oldu ve oluyor. Dindarların iktidarı ile terbiye olup, çoğulculuk ve eşitlik eğitimine başlayan laikler kadar daha sonra birbirlerine düşen dindarlar da ortak bir tutamak aradılar. Artık herkes meydandaydı ancak ortak bir dil oluşmamıştı. Acaba bu ortak dil ve meşruiyet ne olacaktı?

Dindar iktidar dindar muhalefete karşı, onların beslendiği bir kaynak olan anayasanın yazarına sarılırken, dindar muhalefet de bugüne kadar gizlediği bağını açıkça dile getirmek zorunda kaldı. Taraflar meşruiyet için bu kayıp anayasaya ve yazarına sarıldılar.

Başbakan danışmanı Cemaat’in meşruiyetini aşındırmak için o ismin lekesiz mirasına sarılırken, Cemaat artık açık bir muhalefette olmanın güven ve zorunluluğu ile o isimle şimdiye kadar çoğunlukla gizleye geldiği bağını aşikâr ediyor ve meşruiyetini ona dayandırmaktan geri durmuyor. Anayasa yazarına hep düşmanlık etmiş laik parti CHP bile gerçeğe teslim oluyor ve saygısını ifade etmeye başlıyor. Yine laik bir arkaplanı olduğu varsayılan bir Kürt partisi olan BDP de dindar aktörlere bu anayasa metnini yazanın örnek alınacak hayat ve tavırlarını hatırlatıyor. Son dönemde kendilerini bir çöle terkedilmiş bulan liberaller de, dindarların mahalle kabadayılığı seviyesindeki popülist iktidarından kaçarken dindar gelenek içinde tutunacak bir ip, bir tutamak arıyorlar. Ve işte bu anayasayı buluyorlar veya bulacaklar; çünkü aradıkları odur.

Esasen bütün Türkiye bugün bir anayasa süreci yaşıyor. Ve farkında olmadan herkes o anayasaya doğru yüzüyor. Zira anayasalar ihtiyaçla yazılır. Türkiye bu yüzyıllık kayıp anayasayı bulmak için gerekli zihnî/ tecrübî eğitimden geçiyor, zaman tünelinde postalanmış bu hediyeyi açmak ve o leziz yemeği yemek için gerekli hazırlık ve açlığı tecrübe ediyor. Önümüzdeki dönemde bu kayıp anayasanın dönüşünü göreceğiz. Peki, bu kayıp anayasa nedir, nerededir?

Twitter: @mucahitbilici

Taraf

mucahit_bilici_b.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
15 Yorum