1. YAZARLAR

  2. Mehmet Ali KAYA

  3. Tevatür/mütevatir nedir?
Mehmet Ali KAYA

Mehmet Ali KAYA

Yazarın Tüm Yazıları >

Tevatür/mütevatir nedir?

A+A-

Bilginin üç temel kaynağı vardır. Birincisi, sağlam olan beş duyumuzla kazandığımız bilgilerdir. İkincisi, akıl yürütme yolu ile elde edilen bilgilerdir. Ancak bunlar matematiksel ve mantık kuralları çerçevesinde ispat edilebilir bilgiler olmalıdır. Üçüncüsü de doğru haberlerdir. Doğru haber ise ikiye ayrılır. Birincisi, peygamberden rivayet edilen ve doğruluğu sabit olan haberler; ikincisi ise, mütevatir haberlerdir. 

Yalan söylemek üzere birbirleri ile anlaşmaları mümkün olmayan bir topluluk tarafından rivayet edilen haberlere mütevatir haber denir.  Bir cemaat ve birden fazla raviler tarafından peygamberlerden rivayet edilen hadislere de “mütevatir hadis” adı verilmektedir.

Mütevatir haber veya hadis ya mana itibariyle mütavatirdir veya hem mana hem de lafız yönü ile mütevatirdir. Hem lafız hem anlamı aynı olursa bu hem anlamı hem lafzı mütevatir denir. Peygamberimizin (sav) “Kim bana yalan isnat ederek bir hadis uydurursa cehennemdeki yerini hazırlasın” (Buhârî, İlim 38; Cenâiz, 34; Enbiyâ, 50; Müslim, Mukaddime 1, 3; Zühd, 72; Tirmizî, İlim, 8; İbn Mâce, Mukaddime 4, 5; Ebu Dâvud, İlim, 4; Edeb, 4314; Dârimî, Mukaddime, 46; Müsned-i Ahmed, 4:47, 57; 5:297, 310) hadisi hem lâfzen hem de mana bakımından mütevatir bir hadistir. Çünkü bu hadisi 72 sahabi çeşitli yollardan aynı lafızlarla rivayet etmiş, bütün hadis kitaplarında farklı sahabelerin ağzından aynı şekilde yazılmıştır.

Mana itibariyle mütevatir olan hadise gelince, raviler genel anlamda ittifak ettikleri halde, farklı lafızlarla ifade ettikleri hadislerdir. İlmin ve ilim sahiplerinin üstünlüğü ile ilgili bir kısım hadisler bu şıkka örnek gösterilebilir. Rivayetler farklı lafızlarla da gelmiş olsa aynı manayı ifade etmektedirler. “İlim öğrenmek kadın erkek bütün Müslümanlara farzdır” (İbn-i Mâce, Mukaddime, 7) hadisi 19 sahabeden farklı lafızlarla rivayet edilmiştir. Bazıları “kadın erkek” ifadesini kullanmamışlardır.

Her iki çeşit mütevatir hadisler zarurî ilim ifade eder ki bu ilme “ilme’l-yakîn” denir ve sahih hükümlere kaynaklık teşkil ederler. Mütevatir hadislerin peygamberimize (sav) nispeti de kesinlik ve kat’iyet ifade eder. Bu sebeple “Miraç” gibi mütevatir bir yolla gelen bir hükmü kabul etmeyen dalalete sülûk etmiş olur. Çünkü mütevatir bir hadisin tasdikı gerekir. Eğer emir ve yasak gibi bir hüküm ihtiva ediyorsa onunla amel etmek vacip olur.

Hadis ilmine göre “Mütevatir” rivayet zincirinin çok olması ve bu zincirdeki sağlamlık olarak kabul edilir. Zira hadis ilmi bir bakıma “isnad ilmi”dir. Hadis usulcüleri daha çok hadisdeki anlamdan ziyade senedindeki kuvvet ve zaaf noktasına bakmaktadırlar. Bu bakımdan ilim erbabı arasında mütevatir sayılan bir husus onlarca mütevatir kabul edilmeyebilir. Bu sebeple büyük cemaatler ve sahabe toplulukları önünde vuku bulan peygamberimizin (sav) mucizeleri mütevatir senetlerle değil de “Ahad” rivayetlerle hadis kitaplarına geçtiği için senet bakımından mütevatir hadisler sınıfına alınmamıştır. Bu bakımdan meşhur hadisler ile ıstılahtaki mütevatir hadisler arasında fark vardır. Manen mütevatir hadisleri bu anlamda kabul etmek lazımdır. Mütevatir hadislerin bir kısmında belirli bir isnat yoktur.

Sahabelerden bize gelen tevatürün en güçlüsü hem istişareyi, hem icmayı üzerinde taşıyan “Kitap” yani Kur’ân-ı Kerimdir. Bu bakımdan Kur’ân-ı Kerim konusunda hiçbir şüphe yoktur. Kur’ân-ı Kerim bize icma ve tevatür yolu ile geldiği halde, sünnet hem tevatür, hem de ahad yolu ile bize gelmiştir. Tevatür ile gelenler ahkâma merci olmuşlar, ahad rivayetler ise sünnetin diğer yönünü teşkil etmiştir.

Mütevatir haberler ikiye ayrılır. Birincisi, lâfzen mütevatir, ikincisi ise manen mütevatirdir.  Lâfzen mütevatir isnat ve senet bakımından mütevatir olanlardır. Buna “Mütevâtir-i Lâfzî” denilir. Sağlam senetlerle rivayet zincirinde bir kopukluk olmaksızın kalabalık bir cemaat tarafından nakledilmesidir. Bunun en güzel örneği “Kur’ân-ı Kerim”dir. Sonra peygamberimizin (sav) yukarıda zikrettiğimiz hadisidir. Kur’ân-ı kerimin dışında bu şekilde lâfzen mütevatir olan hadislerin sayısı azdır. Bu hadisler genellikle “Mütevatir Hadisler” başlığı altında hadis imamları tarafından kitaplaştırılmışlardır. Celaleddin-i Suyutî ve Kettanî’nin bu konuda eserleri vardır. Bu kitaplara bakıldığı zaman 40, 50 hatta 70 ayrı sahabeden aynı lafızla zikredilen hadisleri görmek mümkündür.

Manen mütevatir olan hadislere gelince, bunlarda lâfzî mutabakat yoktur; ama mana bakımından aynı manayı ifade ettikleri görülür. Celalettin-i Suyutî bu nevi tevatüre misal olarak peygamberimizin (sav) duada ellerini kaldırmasını örnek verir. Peygamberimiz (sav) duada ellerini kaldırmıştır; ancak nereye kadar ve nasıl kaldırdığı konusunda çeşitli rivayetler vardır. Bu yönü ile hadis “Mütevatir-i Mânevi” hükmünü almaktadır.

Bediüzzaman hazretleri tevatürü sarih ve mânevî olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Mânevî tevatür de ikiye ayırmaktadır. Birincisine “sükûtî tevatür” ikincisine de “mânevî tevatür” demektedir. “Sükûtî tevatür, bir cemaatin içinde bir adam, o cemaatin nazarı altında bir hadiseyi haber verse, cemaat onu tekzip etmezse, sükûtla mukabele etse, kabul etmiş gibi olur. Hususan, haber verdiği hadisede cemaat onunla alâkadar olsa, hem tenkide müheyyâ ve hatayı kabul etmez ve yalanı çok çirkin görür bir cemaat olsa, elbette onun sükûtu o hâdisenin vukuuna kuvvetli delâlet eder” buyurarak hadis usulüne yeni bir kural eklemiştir. (Mektubat, 2004, s. 162)

Tevâtür-ü mânevi ise, bir hâdisenin vukuuna, mesel⠓Bir kıyye taam, iki yüz adamı tok etmiş” denilse, fakat onu haber verenler ayrı ayrı surette haber veriyor. Biri bir çeşit, biri başka bir surette, diğeri başka bir şekilde beyan eder. Fakat umumen, aynı hadisenin vukuuna müttefiktirler. İşte, mutlak hadisenin vukuu, mütevatir-i bilmânâdır, kat’îdir. İhtilâf-ı suret ise zarar vermez.

Bazı durumlarda haber-i vahidin de tevatür ifade ettiğini belirten Bediüzzaman “Hem bazen olur ki, haber-i vahid, bazı şerâit dâhilinde tevatür gibi kat’iyeti ifade eder. Hem bazen olur ki, haber-i vahid, hâricî emarelerle kat’iyeti ifade eder” buyurarak “Peygamberimizin (sav) mucizelerinin kısm-ı azamı tevatürledir. Bu tevatür, ya sarîhî, ya manevî veya sükûtî tevatürledir” (Mektubat, 245)

Sükûtî tevatürü izah eden ve açıklayan Bediüzzaman Malûmdur ki, cemaatler içinde vuku bulan hadiseler, âhâdî bir surette nakledilse, tekzip edilmediği vakit, doğruluğunu gösterir. Çünkü insanın fıtratında, yalana yalandır demeye cibillî bir meyil vardır. Hususan, her kavimden ziyade yalana karşı sükût etmez Sahabeler olsa; hususan hadiseler Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma taallûk etse ve bilhassa, nakleden, meşâhir-i Sahabeden olsa, elbette o haber-i vahid sahibi, o hadiseyi gören cemaati temsil eder hükmünde rivayet eder. Peygamberimizin (sav) parmaklarından suyun akması ve pek çok adama içirmesi mütevatirdir. Öyle bir cemaat nakletmiş ki, yalana ittifakları muhaldir. Şu mucize gayet kat’îdir. Hem üç defa, üç mecmâ-i azîmde tekerrür etmiş” diyerek sükûtî tevatürü izah etmektedir. (Mektubat, 241)

Bediüzzaman tevatür konusunda kendisine yapılan bir itirazı zikrederek cevabını da verir. “Sen çok şeylere mütevatir dersin. Hâlbuki biz onların çoğunu yeni işitiyoruz. Mütevatir bir şey böyle gizli kalmaz” sorusuna “Ulema-i şeriat yanında çok mütevatir ve bedihî şeyler var ki, onlardan olmayana göre meçhuldür. Ehl-i hadis yanında da çok mütevatir var, sairlerin yanında âhâdî de olmuyor. Ve hâkezâ, her fennin ehl-i ihtisası, o fenne göre bedihiyâtı, nazariyâtı beyan edilir. Umum halk ise, o fennin ehl-i ihtisasına itimad eder, teslim olur veya içine girer, görür. Şimdi, haber verdiğimiz hakikî mütevatir veya mânevî mütevatir veya tevatür hükmünde kat’iyeti ifade eden vakıalar, hem ehl-i hadis, hem ehl-i şeriat, hem ehl-i usulüddin, hem ekser tabakat-ı ulemada hükmünü öyle göstermiş. Gaflette bulunan avam veya gözünü kapayan nâdanlar bilmezlerse, kabahat onlara aittir” der. (Mektubat, 220-221)

Bediüzzaman “Hadis Usulü” literatürüne ayrıca “Muzaaf Tevatür” terimini de ekler.  Örnek olarak da peygamberimizin (sav) emri ile ağacın yerinden çıkarak yanına gelmesini gösterir. “Bu mucizeyi meşâhir-i sıddıkîn-i Sahabeden Hazret-i Ali, Hazret-i İbni Abbas, Hazret-i İbni Mes’ud, Hazret-i İbni Ömer, Hazret-i Ya’le ibni Murre, Hazret-i Câbir, Hazret-i Enes ibni Mâlik, Hazret-i Büreyde, Hazret-i Üsâme bin Zeyd ve Hazret-i Gaylan ibni Seleme gibi Sahabeler, herbiri kat’iyetle, aynı mucize-i şeceriyeyi haber vermiş. Tâbiînin yüzer imamları, mezkûr Sahabelerden her bir Sahabeden, ayrı bir tarikle o mucize-i şeceriyeyi nakletmişler, âdetâ muzaaf tevatür suretinde bize nakletmişler. İşte şu mucize-i şeceriye, hiçbir şüphe kabul etmez bir tevatür-ü mânevî-i kat'î hükmündedir” demektedir. Böylece “muzaaf tevatürün” tevatür-ü mânevi-i kat’î sınıfından olduğunu belirtmektedir. (Mektubat, 214-215)

malikaya@risalehaber.com

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.