1. YAZARLAR

  2. Mehmet Ali KAYA

  3. Tesettür ve başörtüsü
Mehmet Ali KAYA

Mehmet Ali KAYA

Yazarın Tüm Yazıları >

Tesettür ve başörtüsü

A+A-

Başörtüsü Allah'ın Kur’ân-ı Kerimde Müslüman kadınlara emridir. Bu emir bi’setin 17. senesinde farz kılınmıştır.
Örtü itaatin sembolüdür. Allah'a itaatin sembolüdür. Allah emretmiştir; emre itaat gerekir. Yüce Allah “Mü’min kadınlara söyle. Gözlerini sakınsınlar. Ferclerini korusunlar. Görünenler müstesna ziynetlerini açmasınlar. Başörtülerini yakalarının üzerine vursunlar” (Nur, 24:31) buyurur. Bu ayeti cümlelerini açacak olursak:

1. Gözlerini kapasınlar: Yağdud: Kirpiği kirpik üzerine koymak, yani bakılması yasak olana bakmayarak gözlerini indirmek demektir. Gözleri bakmaktan korumanın hikmeti, aklı kötü düşünceye, bedeni kötü arzulara yönelmesine engel olmak içindir. Gözler kalbi harekete geçirir. Kişi gözünü koruyunca kalbini ve aklını da korumuş olur. Bakışın yasak olması kasıtlı bakış anlamına gelir. Zira gözün görmesine engel olunamaz; ancak bakışına engel olunabilir. Birincisi gayr-i ihtiyarî, ikincisi ihtiyaridir. Görmekten sorumlu olmaz, bakmaktan sorumlu olur. Nitekim peygamberimiz (sav) Hz. Ali’ye “Yâ Ali! Yabancı bir kadını gördüğün zaman ikinci defa ona bakma. Zira birincisi senin elinde değildir, sorumlu olmazsın, ama ikincisi iradenledir, sorumlu olursun” (Tirmizi) buyurmuşlardır.
Zararı ve kötülüğü önlemenin en doğru, en kısa ve en kestirme yolu vâsıtalarını ve sebeplerini ortadan kaldırmaktır. Yüce Allah iffetin ve namusun korunması için zinayı yasaklamıştır. Amaç zina edenleri cezalandırmak değil, iffeti ve insanın şerefini korumaktır. Zinaya götürecek olan sebepleri de ortadan kaldırmak için suça iten sebeplerin başında gelen kasıtlı bakışı yasaklamıştır. Bir diğer sebep de mahrem yerlerin görünmesidir. Hem mahremiyete dikkat etmeyi, hem bakışı yasaklayarak insanın namus ve şerefini koruyarak ailenin ve neslin korunmasını sağlamıştır. “Harama sebep olan şeyler de haramdır” hükmü buradan çıkarılmıştır.

2. Ferclerini korusunlar: Ferci korumak: Avret-i galiz olan organlarını zinadan korumak anlamına gelir. Ferci korumak nesli korumak ve namusu korumak demektir. Bu husus bütün dinlerde Allah’ın emri olan önemli bir esastır. Meşru evliliğin yolu “Nikah”dan geçer. Nikah ise bütün dinlerde ve milletlerde Allah’ın emri olarak uygulanmaktadır. Evliliği meşru kılan nikahtır. Nikah ise çiftin karşılıklı rızası, velilerinin muvafakati ve halkın da bu evliliğe şahitliği iledir. Nikahın asgari şartı olan iki şahit şarttır. Yoksa gizli evlilik meşru değildir. bu sebeple peygamberimiz (sav) “Nikahı ilan ediniz” buyurur. Düğün yapmak ve düğün yemeği vermek hap evliliği ilan içindir.  

3. Görünenler müstesna ziynetlerini açmasınlar: Ziynet: Yabancıdan ve hak etmeyenden korunması gereken şeydir. Ziynet ikiye ayrılır. Birincisi, yaratılıştan gelen tabii güzellik ve ziynet, yani süstür. Bu kadının vücududur. İkincisi sonradan kazanılan ziynetler. Bunlar da küpe, kolye, bilezik ve gerdanlık gibi şeylerdir. Kadın vücudunu elbise ile örttüğü gibi, küpe, kolye ve bileziklerini de örtmesi gerekir. Allah’ın emri budur. Bunun da hikmetleri sayılamayacak kadar çoktur. 
Görünenler müstesna demek el ve yüz gibi görünmesi zaruri olandır. El bir şeyi almak ve vermek için, yüz ise tanınmak için görünmesi zaruridir. Yine kadını örten elbise de ipekten, değerli kumaşlardan ve güzel dikilmiş olabilir. Bunların da görünmesi zaruri olduğu için ayrıca örtmesi gerekmez. Veyahut bunları da çarşaf ve pardösü ile örtülmesi lüzumuna işarettir. O zaman en dış elbise görünmesi zaruri olur.  

4. Başörtülerini yakalarının,  üzerine vursunlar: Humur, başörtüsü demektir. Cüyûb, kadının göğsü ve gerdanıdır. Yüce Allah başa aldıkları örtülerinin kadının ziyneti olan bedenini, boynunu, göğsünü, gerdanını ve buralara takılan küpesini, kolyesini ve gerdanlığının örtü altında kalmasını emretmektedir. Cahiliye döneminde kadınlar başörtülerini kulakları ve boyunları açıkta kalacak şekilde bağlarlardı. Yüce Allah yakalarının, göğüslerinin üzerine sarkıtsınlar emri gelince hemen bu emre uymak için izarlarından, yani alt elbiselerinden bir kısmını yırtarak hemen istenen yerleri örtmüşlerdir. (Buhari, Tefsir, 24:12; Ebu Davud, Libas, 30-32)
Başörtüsünü göğsünü de kapatacak şekilde örtmesinin iki temel hikmeti vardır: Birincisi, elbisenin vücut hatlarını belli etmemesi, ikincisi de vücudunu göstermeyecek şekilde kalın olmasıdır. Yoksa hadis-i şerifte “giyinmiş çıplak” olarak nitelendirilen bir duruma düşer ve bu tesettürü sağlamadığı gibi cennetten mahrumiyete sebeptir. (Müslim, Libas, 125)
Başörtüsünün kadınlara emredilmesinin bir diğer hikmeti kadının erkeklerden ayrılması içindir. Nitekim peygamberimiz (sav) “Kadına benzeyen erkeğe, erkeğe benzeyen kadına lânet etmiştir.” (Buhari, Libas, 61; Tirmizi, Edeb, 34; Ebu Davud, Libas, 27) 
Örtünme Allah'ın emridir ve örtünmenin sebebi budur. “Örtü şu hikmetten dolayı emredilmiştir, ben zaten buna dikkat ediyorum, öyle ise örtünmeye gerek yok” demek yanlıştır. Bir emir, âmirin emri olduğu için uygulanır, sebebine bakılmaz. Bu hususta temel kural şudur:
“Bir hükmün hikmeti ayrıdır, illeti ayrıdır. Hikmet ve maslahat ise, tercihe sebeptir; icaba, icada medar değildir. İllet ise, vücuduna medardır. Meselâ seferde namaz kasredilir, iki rekât kılınır. Şu ruhsat-ı şer'iyenin illeti seferdir, hikmeti ise meşakkattir. Sefer bulunsa, meşakkat hiç olmasa da namaz kasredilir. Çünkü illet var. Fakat sefer bulunmasa, yüz meşakkat bulunsa, namazın kasredilmesine illet olamaz.” (Sözler, 2004, s.782)
Örtünme emri evin içinde ve dışında diye bir ayırıma tabi değildir. İster yalnız başına olsun kadın Allah'ın emrine göre giyinmiş olduğu zaman ibadet halinde demektir. Buna aykırı davrandığı zaman bu ibadeti terk etmiş ve sevabından ve faziletinden mahrum kalmış olur. Sadece yabancıya görünmediği için günaha girmiş olmaz. Hâlbuki tesettür içinde olduğu zaman Allah'ın emrine uyma niyeti ile mütesettir durursa, oruçlu gibi, namazda gibi sevaba girer ve amel defterine sevap yazılır.
Ev içinde tesettürü sağlayan bir kıyafetle oturuyorsanız kör, topal, hastalarla beraber oturmakta ve onlara hizmet etmekte, baba, anne, kardeşlerin ve hemşirelerin, amcaların, halaların ve dayıların evinde veya dostlarınızın evlerinde beraber oturmakta, hizmet etmekte gerek ayrı, gerekse beraber yemek yemekte bir sakınca yoktur. (Nur, 24:61)
Aynı şekilde yaşlı kadınların ve büyüklerin ellerinin öpülmesinde de bir sakınca da yoktur. Bu bir saygı ve hürmet ifadesidir. Birbirine yabancı genç kadınların ve erkeklerin sarılmaları, öpüşmeleri ise dinen ve fıtraten sakıncalı olduğu için asla caiz değildir. Şariin bu husustaki emri kesindir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.