1. YAZARLAR

  2. İsmail AKSOY

  3. Tenasuh (reenkarnasyon), bâtıl bir inançtır-3
İsmail AKSOY

İsmail AKSOY

Yazarın Tüm Yazıları >

Tenasuh (reenkarnasyon), bâtıl bir inançtır-3

A+A-

İnsandaki kabiliyetler inkişaf ettiği zaman, insane kendini bir âlem büyüklüğünde görür. Allah dostları zerreden Arşa bütün âlemi seyreder, “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah” kelime-i kudsiyesiyle her bir varlık üzerinde esmânın tecelliyatını seyreder. Vekil sıfatıyla tesbih, zikir ve ibadetlerini Allah’a takdim eder.

 

Hallâc-ı Mansur, fenafillah’ta o kadar ileri gider ki,”Enel Hak” der. Bu sözü şatahat nev’inden söyler. O Zat demek istiyor ki; “bende görünen sadece Hak isminin tecellisidir. Bana ait bir şey yoktur.

Bu söz,(hâşa)  “ben Allah’ım” şeklinde yanlış anlaşılmıştır. Lâ zamânî, lâ mekânî, lâ keyfî (zamansız, mekânsız, keyfiyetsiz) bir tarzda tecelliyat-ı Zâtiyeye mazhar olur, gaybî bir ses işitir, “Enel Hak= Ben Hakkım” şeklinde yankılanır. Hallac, bu sesin ruh aynasından kaynaklandığını sanır. Halbuki Allah’tan geliyor. Allah (c.c) “Ben Hakkım” diyor. İçindeki ene ile karıştırıyor.

 

Latifelerin gelişmesi nisbetinde tevhîd de inkişaf eder.

 

Keza bir mü’min ibadet eder, ders yapar, imanî konularda derinleşir. Böylece bir mâna ve his güçlenmeye başlar. Bu hali onun ruhunda bir takım mânaların canlanmasına yol açar, makamları karıştırır, kendisini yüksek derecedeki insan profilinde zanneder, birbirine karıştırır.

 

Bazı kere bir mü’min kendisini birden bire Cennet gibi görür, yani kalbinde Cennet havasını yaşar. Değişik frekanslara girer ve kendini öyle tanımlar.

 

İşte bu sırdan dolayı Seyyid Nizamoğlu şöyle demiş:

 

Cümle cihan men olmuşam, bilen bilir ki men neyem.

İki cihana dolmuşam, bilen bilir ki men neyem.

Kürsiyle Arş olan menem, Hak ile ferş olan menem,

Çar u şeş olan menem, bilen bilir ki men neyem.

Ahmed-i Muhtar menem, Haydar-ı Kerrar menem,

İstediğin varı menem, bilen bilir ki men neyem.

Hüseyin ile Hasan menem, Arş’a kadem basan menem,

Musa menem, Turi menem, zulmet u hem nuri menem,

Cennetu hem huri menem, bilen bilir ki men neyem.

……

Kelime-i kelam menem, padişah-ı gulam menem,

Rehber-i hass u âmm menem, bilen bilir ki men neyem.

Seyyid Nizamoğlu menem, yük ipiyle bağlı menem,

Şol yüreği dağlı menem, bilen bilir ki men neyem.

 

Bu şiirde geçen mânalar, tabirler, nesneler, kendisindeki nümûnelerin inkişafıdır.

 

Demek tenasuhun gerçek hakikatı; insandaki iyi ve kötü hissiyatın her iki şekilde inkişaf etmesidir.

Bilginlerin görüş ve düşünceleri bu yöndedir. Yoksa bir ruhun, başka bir bedene girmesi, ölüm sonrası başka bir cesedle takrar dünyaya gelmesi anlamında asla değildir. Çünkü her insanın ruhu, yani kanunu ayrıdır. Hiç bir ruhun, başkasının cesedine girip tekrar geri dönmesi diye gerçeği yansıtan ne bir bilgi ve ne de İslâmî bir düşünce söz konusu değildir.

 

Tenasuh, bâtıl bir inanç olup eski mısırlılardan kalma bir düşüncedir.

Bediüzzaman Hazretlerinin Sözler adlı eserinde ifade ettiği gibi (bkz. s.401-402); “bütün firavunların tenasuh fikrine binaen cenazelerini mumyalamakla maziden alıp müstakbeldeki ensal-i atiyenin (gelecek nesillerin) temaşagâhına göndermek olan mevt-âlûd, ibretnüma bir düstûr-u hayatiyelerini ifade” etmektedir.

 

Demek tenasuh, Mısır Firavunlarının an’anesinde geçerli olan bâtıl bir inançtır.

 

Tenasuh fikrine aldananlar, imkân âleminde şaşırır. Bütün varlığını Rahman’ın tasarrufu altında görür.

 

Bazı kere de insan, bir başka insanda fani olur. Yani onun şahsında benliğini yok sayar. Kendini o insan sanar.

 

İstikameti ve kur’ân yolunu izleyen ehl-i Sünnet âlimleri, bu meselenin gerçek yüzünü bildiği için asla tuzaklara düşmemiş, yanlış yollara sapmamışlardır. Acz ve za’fını görür, fakr ve kusurunu anlar, fahr, gurur ve büyüklük iddiasında bulunmaz. “Enel Hak” yerine, “Ene Abdulhak, Ene Abdurrahman, Ene Abdurrezzak, Ene Abdulkerim” der. Ma’bud, Maksûd, Matlûb ve Mahbûbunu arar, O’nu unutmaz, tecelliyatı esmâ ve sıfatına mazhar olur.

 

Kur’ânın tek bir hakikatı uğruna hayatını feda etmiş bir allâmenin/mütefekkirin/İslâm âliminin/Müceddid-i a’zamın (hâşa, yüzbin defa hâşa) böyle bâtıl bir itikadı, temelsiz bir fikri savunmuş olabileceğini iddia etmek, O’na yapılabilecek en büyük iftira, bühtan ve hezeyanlı bir yakıştırmadır vesselam.

 

Son

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum