1. HABERLER

  2. NUR TALEBELERİ

  3. Tahliye müjdesini Bediüzzaman’dan aldım
Tahliye müjdesini Bediüzzaman’dan aldım

Tahliye müjdesini Bediüzzaman’dan aldım

Son Şahitlerden Memiş Orhan vefat etti

A+A-
Ahmet Bilgi’nin haberi:
 
RİSALEHABER-ÖZEL
 
İnna lillah ve inna ileyhi raciun...
 
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ile görüşen Son Şahitlerden Memiş Orhan vefat etti. 
 
Denizli’nin Buldan ilçesindeki evinde Hakkın rahmetine kavuşan Memiş Orhan'ın cenaze namazı Buldan Gölbaşı camiinde ikindi namazında kılınacak.
 
"Ağabeyler Anlatıyor" kitaplarının yazarı Ömer Özcan, serinin 6. cildinde yer alan Orhan Memiş ağabeyin hatıralarını Risale Haber'le paylaştı.
 
Memiş Orhan, Denizli Hapishanesinde Bediüzzaman Hazretleri ile birlikte bulunmuş, ona abdest suyu dökmüş. Birisi kendisine ait olmak üzere iki kerametine şahit olmuş. Ama Memiş Ağabey o gün de, bu gün de dünya çapında gelişip büyüyen hizmetin, bütün dünyada okunan Risale-i Nur’un neredeyse hiç farkında değil. Memiş Ağabeyin bizi cezbeden tarafı da bu oldu aslında. Tatlı bir Denizli şivesiyle o kadar tasannusuz, tekellüfsüz, sâfiyane, olduğu gibi fıtri bir ahvalde anlattı ki yaşadıklarını; bizi adeta o günlere götürdü. 
 
MEMİŞ ORHAN ANLATIYOR
 
Denizli’nin Buldan kazasındanım. 1925 doğumluyum. Hayatımız çiftçilik ve rençperlikle geçti. 1942 senesinde kız kaçırma hadisesi yüzünden Denizli Hapishanesine düştüm. Olmadı o da (gülüyor). Boşuna yattık dokuz ay. Sarayköy’de oldu olay. Tabi vilayette kaldık, vilayette dokuz ay yattım. Bizim yattığımız Denizli Hapishanesi şimdi yok, taşınmış başka yere. Bu olay olduğunda 17 yaşındaydım. Çocuk koğuşunda kaldım ben. 
 
İlk gelişlerini çocuk koğuşunun penceresinde gördük
 
Ben içerde iken geldi Bediüzzaman ve talebeleri. İkindi vaktinde geldiler. İlk geldikleri gün, eski hapishanenin önü boştu, orada yataklarına dayanıp oturdular, okudular. Hepsinin kucağında kitaplar vardı. Biz çocuk koğuşunun penceresine çıktık, baktık. Çocuk koğuşundan, pencerelerden görülüyordu orası. Biz büyük olduğumuzdan gördük. Diğer çocukların çoğu tıfıldı, onların okuduklarını göremediler. 
 
Onlar gelmeden iki-üç gün önceden derin bir hoca gelecekmiş diye hapishanede duyulmuştu. Bediüzzaman daha hapishaneye gelmeden ün aldı, ünü geldi.  Bir hoca gelecekmiş, her şeyi biliyormuş diye nam aldı evvela. Ne dersen cevap veriyormuş dediler. Herkes bunu konuşuyordu. O zaman 650 mahkûm vardı hapishanede. Geleceği duyulunca bugün gelecek, yarın gelecek derken, sonunda geldiler. O gün soğuk yoktu, bahar mevsimiydi galiba.
 
Bediüzzaman dört defa yemekhaneden yemekhaneye gönderildi
 
Akşamüstü hepsini Ağır Cezanın hapishanesine aldılar. Bediüzzaman’ı ilkin Ağır Ceza’nın yemekhanesine koydular tek başına; diğerleriyle konuşmasın diye. Yatağı ordaydı. Cezaevi dört beş bölümdü. Kıble tarafına geliyordu bizim çocuk koğuşu. Ağır Ceza Yemekhanesi ayrı bölüm olduğundan haberimiz olmazdı. O yemekhanenin ufak bir penceresi vardı bir tane. Oradan konuşmuşlar ağır cezalılar, talebeler hocayla. Millet yıkacak hapishaneyi. Bediüzzaman’ı oradan alıp, mevkuf yemekhanesine geçirdiler. Orada diğerleriyle konuşulamıyormuş dediler. Oradan da hafif cezalıların yemekhanesine geçirdiler. Yemekhaneden yemekhaneye... Halk ile onu temas ettirmiyorlardı. Açıktan da kimsenin konuşması yasak... Hoca döndü geldi en sonunda çocuk koğuşunun yemekhanesine. Bizim bulunduğumuz bölüme. Diğer koğuşlarda büyükler var, onunla konuşuyorlar; biz çocuğuz diye verdiler bizim bölüme. Biz hocayla konuşsak da gardiyan konuşmayın demezdi. 
 
Gardiyandan abdest suyu vazifesi
 
Çocuk koğuşunda büyük olarak bir Halil vardı, bir de ben varım. Öteki çocuklar ufak, tefek... Çocuk koğuşunun idaresi, iki kişi bizim elimizdeydi. Ertesi gün gardiyan çocuk koğuşunu topladı, tembih etti bize; “Hocanın mangalını yakacaksınız, suyunu ısıtıvereceksiniz, kalktığı zaman sırayla eline suyunu döküvereceksiniz, sıraya koyun” dedi. O gün vazife alan erken kalkıp, ne işi varsa görecek hocanın işini. Biz o gardiyandan aldık vazifeyi. Öylece konuşabildik biz hocayla. 
 
Teneke kapaklı mangallar vardı. O zaman ağaç kömürü (odun kömürü) vardı, yer altı kömürünü o zamana kadar görmemiştim daha ben. Kömürü yaktıracak bir şey de yoktu yanımızda. Kâğıtla falan yakmaya gidiyorsun. Kâğıt, yonga, şudur-budur ne varsa koyuyorsun, o kâğıdı yakıyorsun. Ağaç kömürü öyle yanıyordu. Bu kömürün yanması biraz telaşeli... Bir abdest ibriği vardı onun, saplıydı. Abdest suyunu ılıtıvermek için yakıveriyoruz biz mangalı. 
 
Yarın tahliye olacaksın, yatağını bağla
 
Yarın için benim mahkemem vardı. Halil’e “Yarın benim mahkemem var, bugün ben yakıvereyim hocanın mangalını” dedim. Benim maksadım “Neylersen neyle, yarın çıkacak mıyım, çıkmayacak mıyım, ben onu soracağım hocaya, içimden geçen o.” O da “Tamam yakıver” dedi. Halil’le aramız iyiydi. 
 
Mahkemeden bir gün evvelsi, hocanın mangalını yakıverdim, ibriğini mangalın üstüne koyuverdim. İkindi vakti abdestinin suyunu döktüm eline, nasip oldu. Her namaz vaktinde abdest alırdı. Abdest aldırdığım yer yemekhanenin içi.
 
Bediüzzaman geldi elini kolunu sıvadı, oturak vardı, onun üstüne oturdu. Ben döküverdim ellerini yıkadı, yüzünü yıkadı falan, sıra ayağına geldi. Eğildiydim döküvereyim diye. “Evladım ayağa su dökülmez” dedi. İbriği koyuverdim yere. İbriği aldı, ayaklarına bir eliyle su döktü, bir eliyle kendisi yuğdu. Peşkiri vardı, ellerini, yüzünü sildi. Ben ayakta dineliyorum gayri, gitmedim, bekledim. 
 
Abdest aldıktan, elini yüzünü sildikten sonra Bediüzzaman oturdu, ben dineliyordum. Bir şey diyeceğimi anladı “Evladım sen bir şey konuşacaksan konuş bakalım” dedi. İlk konuşuverdiği bana bu oldu. Ben konuşmadan diyor bunları bana. Ben söylemeden bileceğini biliyordum gayri zaten. Ne dediğimi hatırlamıyorum, herhalde hocam demişimdir. Ahmet ağa diyecek değildim herhalde. Ben daha askere bile gitmemiştim. “Yarın mahkemem var, onbirinci mahkeme (duruşma) acaba yine tevkif mi oluruz, tahliye mi oluruz?” dedim. “Sen sabahtan evvel erkenden kalk, millet yatarken her yerine su değesiye kadar gusül abdesti al. Götüremeyeceğin bir şey varsa arkadaşlarına ver, üzerine koyma, yatağını bağla. Sen yarın çıkacaksın” dedi bana. Sonra o kalktı gitti. Onunla benim konuşmam bu kadar oldu. O sırada benim derdim dışarı çıkmak olduğundan başka bir şey konuşmak aklıma bile gelmedi. Yatağını bağla dedi ya, asıl o sevindiriyordu beni. Ben güleçtim herhalde, Halil benimle eğleniyor; “Sen biraz evvelsi gibi değilsin” diyordu bana. 
 
Sabah gardiyanlar yarım saat kala “Mahkemeciler!” diye bağırırlardı. Bağırdılar… Kimin o gün mahkemesi varsa salona çıkar, kelepçeleri takarlar, hep beraber yürüyüşe... Benim gece belki iki saat, üç saat uykum vardı. Kalktık sabahleyin. Ben çanak, kaşık ne varsa verdim, yatağımı bağladım. Yatağımı bağladığımı görünce Halil “Yahu sen ne yapıyorsun?” dedi. “Ne var?” dedim. “Yatağı bağlıyorsun” dedi. “Belki tahliye olacağım” dedim. Yalnız tahliye olanları koğuşa katmıyorlar, müdür odasına gidiliyor ama çıkana hapishane yasak. Yani düşmanı varsa bıçaklayıveriyorlar içerde, çıkarmıyorlar. Hapishanenin türlü türlü işleri var. 
 
Bir ay daha kalsaydım hapishanede, hocadan her şeyi öğrenirdim
 
Hâsılı hâkim söyledi, söyledi… Üle biz dokuz ay yatmışız, iki buçuk ay ceza verdiler bana. Arayanımız yok, soranımız yok. Onbir mahkemeye çağırdılar, karar vermediler. Hâkim iki buçuk ay ceza verdi, kırk lira masraf, o günün parasıyla çok para. Hâkim bir şey dedi ama gayri kendi dalgamdan ben anlayamadım. Jandarmalar vardı biri bir yanımda, biri bir yanımda. Biz çocuğuz hâlbuki daha. Onlara “yanınıza almayın” demiş. Har zamanki İkinci kapıdan değil, jandarmalarla bodruma doğru gidiyoruz. Jandarmalar sen bu kapıya git dediler bana. Diğer kapı mahkûmların hapishaneye gittikleri kapıydı. Allah’a şükür biz çıktık... Bekledim dışarıda bunlar bir şey der diye, hâlbuki ben bırakılmış. Geldik Buldan’a. Eğer ben bir ay daha kalsaydım hapishanede, hocadan her şeyi öğrenirdim. 
 
Hapishanenin düzeni çok bozuktu, Bediüzzaman gelince durum çok değişti
 
Hocalar gelmeden önce hapishanenin düzeni çok bozuktu. Bediüzzaman gelince durum çok değişti.
 
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum