1. YAZARLAR

  2. Afife ARTIK

  3. Şükür Yazıları – 5 - Bediüzzaman Barla’da nelere şükretti?
Afife ARTIK

Afife ARTIK

Yazarın Tüm Yazıları >

Şükür Yazıları – 5 - Bediüzzaman Barla’da nelere şükretti?

A+A-

Barla Lahikasında “şükür” kelimesi yaklaşık elli defa geçmektedir. Bunların bir kısmı Nur Şakirtlerinin Üstada yazdıkları mektuplardadır ki ekserisi Üstad gibi bir Üstada ve Risale-i Nur gibi bir esere kavuşmuş olmak sebebiyle hâsıl olan derin minnettarlık ve sevincin beyanı sadedindedir. Bir kısmı da Bediüzzaman’ın mektublarında geçen şükürlerdir.

Bediüzzaman Sain Nursî’nin Barla Lahikasında geçen mektublarında şükür kelimesini kullandığı cümleler bunlardır:

  • “Çok zaman evvel bir ehl-i velayetten işittim ki; o Zât, eski velilerin gaybî işaretlerinden istihraç etmiş ve kanaatı gelmiş ki: ‘Şark tarafından bir nur zuhûr edecek, bid’alar zulümatunu dağıtacak. ’ Ben, böyle bir nurun zuhûruna çok intizar ettim ve ediyorum. Fakat çiçekler baharda gelir. Öyle kudsî çiçeklere zemin hazır etmek lâzım gelir. Ve anladık ki, bu hizmetimizle o nuranî zâtlara zemin izhar ediyoruz. Mâdem kendimize ait değil, elbette Sözler nâmındaki nurlara ait olan inâyât-ı İlahiyyeyi beyan etmekte medâr-ı fahr ve gurur olamaz; belki medâr-ı hamd ve şükür ve tahdis-i ni’met olur. [i]
  • “Şimdiye kadar, Cenâb-ı Hakka şükür, hediyeleri kabul etmeye mecbur olmadım ve şu zamanda ehl-i ilmin bir sebeb-i sukutu olan tamaha girmeye ihtiyar benden selb edildi. [ii]
  • “Sen ve Hakkı Efendi benim için yüz ciddî talebe hükmüne geçtiniz. Hattâ diyebilirim ki, kader-i İlâhî beni bu yerlere göndermesi, sizleri şu vazife-i kudsiyede uyandırmak içinmiş. Şimdi şu zamanda iman-ı tahkikînin dersini vermek pek büyük bir fazilettir ve kudsî bir vazifedir. İman-ı tahkikîyi taşıyan bir mü'min, çok mü'minlere bir nokta-i istinad olur ki, şuursuz olarak avâm-ı mü'minîn o iman-ı tahkikî sahibinin kuvvet-i imanına istinad ederek kuvve-i mâneviyeleri kırılmaz; dalâletlere karşı dayanırlar. İşte şöyle bir derste bulunduğunuz için Cenâb-ı Hakka yüz binler şükretmelisiniz. Ben de Cenâb-ı Hakka[iii] yüz binler şükür ediyorum ki, o kuvvetli omuzlarınız yüküm altına girdiği için zaif omuzum ağırlıktan kurtulup ruhum rahat etti. İstirahat bulan ruhum size takdirkârane ve minnettârâne bakıyor. Ve mes'uliyetten kurtulan kalbim de muvaffakiyetinize dua ediyor. [iv]
  • “Fakat bu manevî hediyenin ehemmiyetli bir sırrı bulunduğu bana ihtar edildi. Yani Cenâb-ı Hakka yüz bin şükür ediyorum ki, Kur'ân'a ve zât-ı Risalete hizmetimizin bir alâmet-i makbuliyeti nev'inden olarak, bir iltifat-ı Nebevîyi hissettim[v]. ”
  • “Aziz, ciddî, sıddık kardeşlerim, hizmet-i Kur'âniyede samimî ve kuvvetli arkadaşlarım Sabri, Hüsrev, Ali, Re'fet, Bekir, Lütfü, Rüşdü; Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, sizleri hudutsuz bir sahrâ-yı hakikatte bana enîs arkadaş ve yoldaş vermiş[vi]. ”
  • “Orada öyle esbab var ki, bütün bütün tevakkuf ve tatil neticesini verebilirdi. Cenâb-ı Hakka şükür, yine tevakkuf değil muvaffakiyet var[vii]. ”
  • “Cenâb-ı Erhamürrâhîmin hem ona, hem Risale-i Nur hânedânına ve dairesine merhamet edip, onu rahmetine ve Cennete aldı, mağlûp ettirmedi. Risale-i Nur'un küçük talebeleri dairesindeki makamında ibka etti. Hadsiz şükür olsun ki, bu iki kahraman biraderzadelerim vefatlarının ilânnameleriyle, Risale-i Nur şakirtleri imanla kabre gireceklerine dair olan müjde-i Kur'âniyeye iki misal ve iki delil gösterdiler[viii]. ”

 

Demek ki Bediüüzzaman’ın Barla’da şükrüne vesile olan konular bunlardır:

  • Şark tarafından zuhur ederek bid’alar zulümatını dağıtacak olan nurun Risale-i Nur olması.
  • Hediyeleri kabul etmeye mecbur olmaması ve şu zamanda ehl-i ilmin sebeb-i sukutu olan tama’a girmemesi.
  • Hulûsi Bey ve Hakkı Efendi gibi iki kuvvetli omzun kendi yükü altına girerek ağırlıklarını hafifletmesi ile ruhunun rahat etmesi.
  • Kur’ana ve Zât-ı Risalete (asm) hizmetin makbulüyetinin alameti olarak bir iltifât-ı Nebevîyi hissetmesi.
  • Cenab-ı Hakk tarafından; Sabri, Hüsrev, Ali, Re’fet, Bekir, Lütfü ve Rüştü Efendilerin kendisine sahra-ı hakikatta enîs, arkadaş ve yoldaş verilmiş olması.
  • Hulûsi Bey’in Eğirdir’den sonra gittiği beldede tevakkuf için çok sebeb var iken hizmette muvaffak olması.
  • Abdurrahman ve Fuad’ın iman ile kabre girmeleri ile Risale-i Nur Şakirtleri imanla kabre gireceklerine dair olan müjde-i Kur’aniyeye iki misal ve iki delil göstermiş olmaları.

Görmekteyiz ki Said Nursî daima iman ve Kur’an hizmetinin selametle devamına dair olan hadiselere şükretmiştir. Onu müteessir eden konular ise iman ve Kur’an hizmetine set çekmeye çalışan hadiselerdir.

Zındıka komitesi daima Üstadımızın şahsını çürütmekle iman ve Kur’an hizmetine mani olmak en azından gölge düşürmek gayretinde olmuşlardır ve el’an de öyledir. Bugün bile Bediüzzaman Hazretlerini çürütmekle iman ve Kur’an hakikatlerinin revacına mani olmaya çalışmaktadırlar. Bunu fark etmeyen ehl-i iman da buna alet olabilmektedirler.

Cenab-ı Hakk’a hadsiz şükürler olsun ki Üstadımız şahsını değil kainatın sarsılamaz, kuvvetli hakikatlerini bize merci göstermekle hiçbir şey karşısında sarsılmayan bir metaneti bize ders vermiştir.

Zındıka komiteleri ellerinden gelirse Risalelerdeki kainat kuvvetinde hakikatlerin karşısına çıksınlar. Çıkamadıklarından daim Üstadımıza ve talebelere asılsız isnadlar ile saldırmaktadırlar.

Gönderdiği Kur’anı daim muhafaza eden Cenab-ı Hakk, Kur’anın halis hizmetkarlarını da muhafaza etmiştir, ediyor ve edecektir. Bu muhafazalı kaleye girmek için bid’alardan uzak, Sünnet-i Seniyye’ye muvafık olan yoldan ayrılmamak iktiza eder. Şeairi ve Efendimiz Aleyhisalatü Vesselam’ın hadislerini incitmek bu muhafazadan mahrum kalmaya sebebdir.

 

 

[i] Barla Lahikası s.12 (Envar Neşriyat- İstanbul 2010)

[ii] 119. Mektub, s.123 (maktub numarası erisale tasnifine göre, sayfa numarası Envar Neşriyata göre verilmiştir, sonraki dipnotlar da buna göre olacaktır)

[iii] Bediüzzaman şükür kelimesini kullandığı cümlelerinde genelde “Cenab-ı Hakk” tabiri ile Rabbini zikretmiştir. Üzerinde çalışılabilecek bir konudur. Yalnız Abrurrahman ve Fuad’ın ehl-i Cennet olmaları bahsinde Cenab-ı Erhamürrahimîn ile Rabbimizi zikretmiş.  

[iv] 210. mektub  s.250- 251

[v] 212. mektub, s.254

[vi] 242. mektub, s.312

[vii] 244. mektub, s.315

[viii] 294. mektub, s.384 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum