1. YAZARLAR

  2. İsmail BERK

  3. Sorumluluk altında bize düşen nedir
İsmail BERK

İsmail BERK

Yazarın Tüm Yazıları >

Sorumluluk altında bize düşen nedir

A+A-

Toplum olarak içinden geçtiğimiz sosyal meselelerin ve bunun  yansıması olan gerginliklerin hepimizi ilgilendiren  sorumlulukları  vardır. Şahsi veya grup mülahazaları ile düşünmenin sınırlarını çoktan aşan bir boyut kazandı yaşanan süreçler.Tartışmalar, toplumla birlikte bir ülkenin ve değerler sisteminin herkese ait ve şamil konularını kapsıyorsa, amme hukuku kadar amme vicdanını da içine alan ağır sorumluluklarla karşı karşıyayız.

Sosyal ve siyasi  meselelerin  doğru tanımlanmayan ve prensip bazında doğru bir zeminde icra edilmeyen konuları, elimizde her an patlamaya hazır birer bomba gibidir. Kimin elinde patlayacağı belli olmasa da, patladığında herkesi alakadar edeceği ve tahrip gücünün yüksek olduğunu hepimiz görüyoruz. Kardeş kavgasına götüren çatışmaların hayrı olmayacağını da biliyoruz

Bediüzzaman'ın “hayat-ı içtimaiye ve beşeriye”(Hutbe-i Şamiye, 30) dediği bu geniş alan ve geliştikçe dengeyi zorlayan riskli bölgeler, mutedil ve sağduyulu bir hayat telakkisi ister. Gözeteceğiniz haklar, dikkat etmeniz gereken ortak hukuk vardır. Asla çiğnememeniz gereken kurallar zinciri söz konusudur.

Çünkü, toplum hayatı iç içe daireler bütünüdür. İçinde olduğunuz her halka yüzde yüz size ve sınırlı çevrenize ait değildir. Aynı halkada yer alan veya bir başka halka ile kesişen ve sizi yeni bir halka ile ilişkilendiren başka bağ ve ilişkiler ağı da vardır. Bediüzzaman, toplum dokusunun bu sosyolojik zorunluluğunu ve bireyin içinde olduğu farklı sorumluluklar altındaki halka/çevre/daireler çokluğunu "mütedahil daireler"(Sözler, 904) olarak konumlandırır.

Birbirine dahil olmuş, az ya da çok birbiri ile münasebet içinde olduğumuz farklı mensubiyetlerimiz vardır. Mensubiyetlerimizin dili de çeşitlenen konulara göre ve artan bağ sayısınca çoğalmaktadır. Mesleki çevre, ailemiz, doğduğumuz semt/kent, yaşadığımız bölge/ülke, fikir çevremiz/grubumuz/cemaatimiz, hepsi birer halka ve dairedir. Aslında iç içe ve değişen dengeler içinde hayat ve ömür serüveninde değişkenlere ve değişime aidiz. Eğer bu daireler,doğru bir mecrada akıyorsa ve farklı derelerimiz aynı havuza akıp bizi nehre ulaştırıyorsa, akışkan değeri olan bir hareket ve bereket içindeyiz demektir. Bunda problem yok. Birbirimizi kabullenebildiğimiz eşikteyiz.

Bir de durgun ve kendine kapanmış, her şeyi ve daireyi aynı yere taşımaya çalışan bir gayretin sonuçlarını düşünün. Ya da ait olduğu daireleri ve ilişki ağlarını birbirine karıştıran, hepsine aynı boyayı çalan, tekleştiren, birbirine geçmiş olimpiyat halkaları gibi aynı zamanda eklenti hali, üst üste tek daire/halka gibi baskılama/kalıplama ile uğraşan biri olduğumuzu düşünün.

Ruhlar aleminden  anne rahmine ve rahmine merhamet veren ilahi kudretin çetin ve çekirdek karnında sabırla pişirilen insanın doğumla başlayan hayatla buluşması,bir kabul ve hazırlık devresidir. Ardından çevre ile başlayan yeni halkalar, aslında her an rahmin rahmete dahil olduğu dünya ve ahiret yurduna akacak beraberliklerin mümince sorumlulukları altında bizi cennete taşıyacak bir beraberliktir.

Bu beşer yolcuğunda, insan sosyal varlığını tevazu, rahmet ve şefkat içinde sürdürmezse, acaba neye döner?
Sosyal sermayesini doğru kullanmazsa, bilginin ve müşahedenin sağlıklı verilerini kullanmazsa, ne kadar adil olabilir, ne kadar adaletle hükmedebilir? 
Muhakeme ve insaf olmazsa, bu kadar iç içe sorumluluk örgülerini nasıl açabilir ve doğru değerlendirebilir?

İşte toplum hayatı böylesi çoklu zeka ile birden fazla bakışı gerektiren gri alanlarla doludur. Bu alanların birbiri ile dengeli beraberliğini sağlamak, esası ve prensibi gözden kaçırmadan iddia, delil ve dava üçgeninde akıl yürütmek, başlı başına rehber ölçüler gerektirir. Şahıs merkezli hüküm ve kanaatler çözüm için yetmez. Ayrıca operasyona girdiğiniz veya sürüklendiğiniz bir mevzuda hikmetin ucu kaçtığında muhakeme gider ve farklı doğrular yanlış yerlerde bir araya gelmeye başlar. Şapla şeker karışır. Burada cüzi iradeye dayanak teşkil edecek ortak irade ve akılla yürüyen açık sistem istişareler gerekir. Bir anlamda kamu vicdanından çıkan objektif fikirler ikaz edici ve belirleyici olmalıdır.

Bediüzzaman'ın tespitiyle belirleyici yapı, artık grup veya topluluk değildir. "Efkar-ı amme-i ilmiye"(Muhakemat, 33) rehberlik etmelidir. Toplumsal reflekslerin dili, eğer doğru ve açık bir sistemin kanallarını kullanıp, samimi ve şamil bir düzenekten geçiyorsa, diğer tabirle kamuoyu hür ve reşit/eşit bir zeminde ise, sükuneti sağlar. Böylesi demokratik bir toplumda hürriyetçi kotların hakim olduğu cemaat/ cemiyet/topluluk ve toplumların dili yumuşak olur, sözü kısa olur. Telkin ve propagandaya dayalı ötekini kötülüme ve yok sayma yerine birlikte düşünme ve kopmayan halkalarla iç içe ve aynı gemide olduklarının idrakiyle hareket ederler.

Acaba hepimiz, belli zaman ve zeminlerde, hayatımızın farklı dönem/önem  seyrinde bu tür yanlış telkin ve feveranlara dahil edilmedik mi? Elimizi vicdanımıza koyduğumuzda özür borçlu olduğumuz o kadar çok insan var ki, hatta topluluk. O halde daha dikkat, teyakkuz ve tahkik isteyen ve hakla hukukun bizimle yüzleşmek istediği bir döneme giriyoruz. Bu yüzleşme açık toplum/grup/siyasi yapı  olmayan  toplumlarda her kesin yüzünü biraz ekşitse de alışmak zorundayız. Çünkü medeni ve eşit bir toplum olma talebi konusunda halkta oluşan kanaatler ve beklentiler hiç bir baskı sistemini kaldıramayacağı gibi niyeti ne olursa olsun açık ve şeffaf olmayan hiç bir grup ve yapıyı da taşıyamaz ve taşımaz.

Aslında yaşadığımız süreçlerin makro plandaki ifadesi ve tezahürü budur. "Eski hal muhal"(Münazarat, 29) ise günümüze ve eşit hak ve hürriyetlere uymayan grup yapılarının muhal olması gerekmez mi?

Ya yeniden yeniye kendimizi yenilemek için bir nefis muhasebesine tabi tutup tarafgirlikten uzak adaletle herkese muamele edeceğiz, ya da her kesin gördüğü  lokmaları/makamları/imtiyazları/fırsatları  bölüşmeden ve ötekini dahil etmeden ve eşit davranmadan yiyemeyeceğiz ve kullanamayacağız. Daha doğrusu yer kürenin ve beşeriyetin uyanan vicdanı buna müsait değil.

Hakikat,hiç bir gerekçe ve iyi fikirle takas edilerek yerine ikame edilecek arızi zaaflara ve kolektif rol kapmalara asla müsaade etmez.

Hak aldanmaz ve aldatmaz bir nurani yoldur, “cadde-i kübray-ı kur'aniye”dir, açık, şeffaf ve her kese  ait olduğu için asla tahsis ve tahşiş kaldırmaz.
Bu vadide beşeriyet kafilesini karşılayan hak ve hakikat inhisar altına alınamaz.
Siyasi, sosyal, ferdi ve fikri görünen çatışmaların halet-i ruhiyesi için Bediüzzaman,"İntikam-ı şahsi, arzuya fikir suretini giydirir"(Sünuhat, 43) der. Kaynağı böylesi müşevveş fikirlerimizden uzak durmamız gerekir. Bu tür zulümlere maruz kalmış ve buna karşılık mağdur kalmanın hamdi ile mütegallip her türlü fikir adı altındaki intikam hırslarından uzak durmak için dua eden ve sonuçlarına hamd eden biri olarak, yanlış beyan ve arzusunun intikamına delil toplayan nice güruhların tasallutundan ve tasarrufundan ve böylesi bir halin pençesinden ve penceresinden Allah bizi muhafaza etsin 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum