1. YAZARLAR

  2. Sabri ALTUN

  3. Son Osmanlıya son saldırı…
Sabri ALTUN

Sabri ALTUN

Yazarın Tüm Yazıları >

Son Osmanlıya son saldırı…

A+A-

Birçok dost ve arkadaşlar benden şu gezi parkı ile ilgili yorumumu istiyorlar.
“Sen ne düşünüyorsun?” diyorlar.
Bende kendilerine şunu söyledim:
“Ben eskiden Türkiye ile ilgili derin hamleler yapıldığında haberim olmadığı halde içime bir karanlık çöktüğünü bir bunalım yaşadığımı hisseder ve ona göre kendimce yazılar yazardım.
Eğer bu olaylar o zaman olsaydı kan gövdeyi götürürdü.
Kesin bir ihtilal olur, başbakan bütün kurmaylarıyla asılırdı.
Ve bizde oturup burada iç geçirir sadece beddua ederdik.
Ama ne gariptir ki bu kadar geniş çaplı büyük destekleri olan bir olaylar zinciri oluyor içime hiçbir karamsarlık girmiyor.”
-“Neden?” derseniz; artık olaylar eskisi gibi o kadar karanlık zeminlerde cereyan etmiyor.
Gerçekleri sadece bu ülkede birkaç kişi değil bütün halk görebiliyor.
Yine de bu konu ile ilgili ufak bir yorum yazıp face’de yayınlamıştım.
Bu olayla ilgili tanımlamam şuydu:
“Türk baharı” ismi altında global bir Ergenekon dalgası…
Tabi bu tanımlamayı yapınca karşı çıkan yorumcular oldu.
“Bu halkın hiç mi iradesi yok ki birilerin etkisiyle hareket ediyorlar. Neden hep bir şeylere havale ediyorsunuz. Her olayda dış güçleri aramak zorunda mıyız?”
***
İsterseniz olayları değerlendirmek için önce Türkiye’yi çok iyi okuyalım.
2000 den önce ihtilal yapıp hükümetleri devirmek çok kolaydı.
Zira kurulu bir düzenek vardı.
Hasan Cemal’ın özetlediği basit bir hareket vardı.
“Sadece askeri kışkırtmak…”
Bunun için üniversiteler, basın ve işadamları yetiyordu.
Önce bir haber yapılır (yalan yanlış fark etmez) ardından sözde bilim adamları(!) konuşturulur, derken iş adamlarından destek gelir(iş adamları da hepsi o canipten beslenenlerdi) belki bir iki sanatçı(mukaddesatı sevmen sanatçılar) araya girer ve “irtica hortladı Atatürk ilke ve inkılaplar elden gitti” bahanesiyle askere başa geçme yetkisi verilirdi.
Ha birkaç tanede faili meçhul cinayetler…
Son on yılda ise bu düzenek tamamen değişti.
Daha doğrusu ne kadar denedilerse başarısızlıkla sonuçlandı.
Hal böyle olunca ülke değişimle birlikte gelişimde gösterince batılı bundan rahatsız olmaya başladı.
Şu bir gerçek ki büyüyen bir Türkiye batı için her zaman bir handikap belki bir tehdit olarak karşılarında duracaktır.
Nitekim bu hali 2011’ler de gözetlemeye başladılar.
Şunu da unutmamak lazım ki: batıyı batı yapan yaptıkları ince hesaplardır.her zaman ikinci ve üçüncü planlarının olmasıdır.
Şimdi diyeceksiniz ki “madem öyle neden bu kadar yıl durdular. Türkiye’ye 10 seneden fazla bir istikrar fırsatı verdiler?”
Bence bu Allahın bir lütfüdür. Zira bu süreç içinde batı iki önemli olayı yaşadı.
Birincisi 11 Eylül saldırısı ikincisi ve belki de en önemlisi yaşadıkları ekonomik buhran.
Onlar kendi dertlerine düşerken Türkiye bu son on yılı atlattı.
Ta ki 2011 de nazarlarını Türkiye’ye çevirdiler.
O tarihte Amerika’da en çok satan gazetesi The Wall Street Journal şöyle bir yorum yapmıştı:
 
"Modern Türkiye göz kamaştırıyor ve şaşırtıyor. İki haneli büyüme rakamlarıyla ve her yerde parlak yeni binalarıyla, bir zamanların 'hasta adamı' şimdi daha ziyade Avrasyalı bir Çin'e benziyor."
Başbakan için ise şu yorumu yapmıştı:
"İslamcı harekette başladı, seçimlerden ezici zafer ile çıkıp üçüncü kez iktidara geldi. Bir elinde bir iPad, diğerinde tespih ile seçim kampanyasını yürüttü."
Amerika gazetesi bu yorumu yaparken, Fransa'nın önde gelen gazetelerinden Le Figaro ise Türkiye için 'bölgesinin Almanya'sı' tabirini kullanıyordu.
Ve ardından şu yorumu da ekliyordu:
'Türk Malı' ibaresi 20 yıl önce bir şey ifade etmiyordu. Ancak bugün aranan bir ifade haline geldi. Türkler 'bölgelerinin Almanya'sı haline geldi. Türkler hasta adam Osmanlı'yı yeniden canlandırıyor."
 
Evet, yüz yıldan fazladır Avrupa’nın hasta adamı ayaklanmıştı.
Bu ayaklanma onları ürkütüyordu:
Çünkü ayaklanan adamın ellerinde iki şey vardı; bir elinde tespih bir elinde ipad…
Şimdi siz söyleyin Avrupa bir daha bir Osmanlıyı ister mi?
***
Evet, ben bütün samimiyetimle şunu iddia ediyorum ki:
Bu olay topyekûn batının bütün gücünü kullanarak içimizdeki safdirikleri (her zaman olduğu gibi) kullanarak yaptıkları bir saldırıdır.
Bu iddia için birkaç soru sormak yetiyor:
Eylemler başlar başlamaz sançtılar ve gazeteciler tam bir organizasyon görüntüsü vermediler mi?
Gezi parkı direnişi nerdeyse tüm ülkeye yayılmadı mı?
Bazı Avrupa ülkeleri eş zamanlı aynı açıklamaları yapmadılar mı?
Yabancı istihbaratlar, sermaye kuruluşları, lobiler fırsattan istifade ortak saldırıya geçmediler mi?
İsrail tarihi boyunca özür dilemediği halde Türkiye’den özür dilemesini hoş mu karşılayacak?
Kendince bazı fırsatların peşinde koşmayacak mı?
Ülke barış sürecini çok iyi bir şekilde atlatacağı hengâmede bu olay neyin nesi peki?
Abdülhamit han batıya borcunu verdiği andan itibaren bu tür ayaklanmalar, hatta aynı o gezi parkında başlayan isyanlarla tahtan düşmemiş miydi?
İMF borcunu verdiğimiz bu sürede neden bu olay patlak verdi?
İsterseniz şöyle bir tahlil daha yapalım:
Basit bir olay, masum bir karşı çıkış, nasıl odluda bütün ülkeye pompalanmaya başladı?
Önce ağaç kesimine bir karşı çıkış, sonra içki yasağına dönerken ardından AKP ve başbakan karşıtlığına inkılâp etti.
Şimdi bakıyoruz ki asıl mesele bu değil, asıl mesele farklı boyutlara taşınıyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
5 Yorum