1. YAZARLAR

  2. Mustafa AKCA

  3. Skolastik Yaklaşımı Aşmak: İspat Yöntemi
Mustafa AKCA

Mustafa AKCA

Yazarın Tüm Yazıları >

Skolastik Yaklaşımı Aşmak: İspat Yöntemi

A+A-

Giriş

Risale-i Nur’un yönteminin, hem Avrupa’nın Bilim ve Felsefe anlamında kısırdöngüye dönüşen gidişatını hem de Asya halkları ve Müslüman dünyanın Avrupa Medeniyetine karşı makûs talihini kıracak denli bir yenilik önerdiğini söylemek mümkün müdür? Bediüzzaman modern dünyaya, postmodern duruma “yeni” olarak ne önermektedir?

En sonda anlatmak istediğimizi önce söyleyelim: Risale-i Nur’un mesleğinin maksadı ve metodu ispattır. Hem öyle bir maksat ve metot ki İbni Sina gibi bir dehanın “… bir mesele-i nakliyedir; akıl bu yolda gidemez" dediği Haşir meselesinden hastalık ve ihtiyarlık problematiğinin çözümüne kadar hayatın her noktasına temas edebilmiş bir mesleği ortaya çıkarmıştır.

İman meselesinin ancak “bilmek” bağlamında çözülebileceği ve “bilinen/tanınan” düzeyinde bir seviyede olabileceği Bediüzzaman’ın genel yaklaşımını oluşturur. Modern çağda medeni insan yaşantısının merkezine “ispat” yaklaşımını yerleştirmiş, “bildiği” kadarına bel bağlar bir tutum içerisine girmiştir. Modern çağ insanı “bildiği alan”ı “ispatlanabilir, beş duyu alanına giren” olarak tarif etmekte iken; Bediüzzaman “bilinen alan” olarak en küçük varlıktan zat-ı ilahiye kadar olan sonsuz varlık alanını gösterir. Beş duyu alanının haricindeki alanla ilgili olarak “dinin ve inancın alanı” tasnifine giden anlayış “bilimin alanı ve dinin alanı” şeklinde iki ayrı alan üretmiştir. Bediüzzaman için bilim de, inanç ta, yaşam da, ötesi de “dinin birer şubesi” olarak görülür. Dolayısıyla ispatın konusu da nesnesi de aslında her şeydir. Mesela insandaki ölümsüzlük isteğini, sonsuzluğa ram olmak talebini rahatlıkla Ahiretin varlığına bir delil olarak öne sürer. Zira akıl ve vicdanda makes bulan şeyin var olmaması mümkün değildir. Halbuki bu, rasyonalist ve materyalist kafa için anlaşılması güç, ancak gözünü kapamakla reddedilebilecek bir yaklaşımdır. 

Günümüzde her şeyde olduğu gibi din, inanç, iman gibi meseleler Materyalizmi ve Rasyonalizmi aşan bir anlayışla, atomaltı seviyede, Kuantum düzeyde analiz edilmeye başlanmıştır. Antik Yunan Filozoflarının Materyalizmine 20 asır sonra mahkûm olmak durumuna gelen beşer, bir kez daha Materyalizmi aşma ve Paganizme mecbur eden prangaları kırma şansını yakalamıştır.

Soyut ve somut

Soyut ve Somut olan arasındaki irsiyet ve illiyet bağının koparıldığı Antik Çağ insanlığa çok uzun süren bir paganist dönemi yaşatmış; 8inci ve 9uncu asırda bu bağın tekrar tesisi ile soyut alanla ilgili düşünsel yapının ilerleme kaydettiği bir dönem yaşanmıştır. Skolastik yapının Kiliseye hâkim olmasıyla beraber bu denge tekrar bozulmuş; paganist dönemi aratacak olan ve “somut” lehine bir ilerleme kaydedilmiş; Aydınlanma ve Akıl Çağı ile Modern Rasyonalist Dönem Paganizmin bilimsel düzleme oturtulmaya çalışıldığı bir evreye dönüşmüştür.

8inci ve 9uncu asırda, Müslüman Bilim ve Felsefe insanlarının ortaya koydukları bilimsel performans; Materyalist zihniyetin dönüşmesini; özellikle “tamamen inancın alanı olarak görülen hususları tartışmaya açarak” sağlamıştır. İşrak Felsefesinin ortaya koyduğu “Sudur Teorisi”nin “varlığın kökeni”ne ilişkin belki de “bilimsel” denilebilecek ilk teori olduğu söylense yeridir. İşrak Felsefesinin yanılgılarına karşı verilen mücadele İslam Hukukunun gelişmesine katkıda bulunmuş ve özellikle Kelam ilminin ortaya çıkışına ve tedvinine yol açmıştır. Varlıkla ilgili konuları “somut” olan alana, beşduyunun alanına sığıştırmaya; formülize edilir, matematiğe indirgenebilir ve bu şekilde ispat edilebilir bir şekle çevirmeye çalışan İşrakiyyun, bunu büyük ölçüde başarmış; fakat varlığı beşduyunun alanının açıklamaya yetmemesi, onları materyalizmi aşma, soyut düzeye çıkma, ispatın iki kanadını oluşturan somut ve soyut olanı mezc edebilme şansından mahrum kılmıştır.

İsbat meselesinin beş duyu alanına hasredilmeye çalışılması dün ortaya çıkmış olan bir refleks değildir. Soyut ve somut algı düzeyi, düşünceleri ve insanları etkilemiş; Tevhid anlayışının da kesintisiz olarak devamı için sürekli vahiy ve kitap gönderilmesinin önemli bir müsebbibi olmuştur. Soyut ve somutun beraber anlaşılması insanın “halife” olması probleminin belkemiğini oluşturacak kadar mühim bir konudur. Paganizm ya da putperestlik soyut ve somut olanı beraberce algılayamamayla ilgili bir zihin hastalığıdır. Putperestlik, insanoğlunda tarihin derinliklerinden gelen, gribal enfeksiyon misali sık sık nükseden ve sağlıklı bünyelerde de ortaya çıkan yaygın bir rahatsızlık halidir. Tedavi edilmedikçe sonunda materyalizme ve dinsizliğe dönüşmek gibi de inatçı bir özelliği vardır. 

Esasında eşyanın karakterinde böyle bir ayrım olmamakla birlikte; varlığa karşı iki türlü bakış açısını ifade etmek için kullanılagelmiş iki izafi kavram olarak soyut ve somut; o kadar büyük bir önemi haizdirler ki mesela somut olana odaklanmış olan muvahhid Musevilik sonunda tamamen dünyevi bir din haline gelmiş Yahudiliğe dönüşmüştür. Bu aşırı dünyevi/aşırı somutçu yaklaşıma karşı tevhid inancının tenzih ve teberrisi için gönderilen Muvahhid İsevilik ise başlangıcında oldukça ruhaniyatçı/soyutçu bir şekilde iken, Kiliseleşme sürecinde beşduyunun alanına indirgenmekten kısmen nasibini almış; teslis inancına dönüşmüştür. Tarihsel açıdan İsevilik, Museviliğin soyutu anlama açısından bir üst seviyesini teşkil etmiş; bu sebeple, soyut ve somut alanı mezcettiren, barıştıran İslamiyyeti anlama açısından daha avantajlı konuma gelmiştir. Ahirzamanda ortaya çıkacak olan Deccal ve Süfyana (koyu materyalizme) karşı savaşacak olan Mehdi (soyut ve somutun denge hali olan İslamiyyetin birikegelmiş, tasaffi etmiş düşünce sistematiği) ile Hz. İsa’nın (Soyut’u anlayabilen fakat sık sık somut-soyut dengesini sağlamakta zorluk yaşayan İsevilik Dini) buluşması ve Deccalizme karşı savaşmaları, bu manada derinlikli bir yapıya sahiptir.

İslamiyet, işte tam da bu nokta-i nazardan son din olmuş; soyut ve somut dengesi İslam’da ortaya çıkmış, İslam ümmeti “ümmetün vasatün/orta ümmet” olma konumuna gelmiştir. “Allah yerlerin ve göklerin sahibidir” mealinde olan pek çok ayette genel itibariyle soyut ve somut olarak görülen alanların, yani dinin ve bilimin alanlarının esasında ayrışamayacağı; çünkü sahiplerinin bir ve yaratıcılarının tek olduğu anlatılmaktadır. Yaşadığımız çağ, tam da bunun ortaya konulabileceği bir çağ olarak bizleri beklemektedir.

Bediüzzaman ne önermektedir?

Risale-i Nur’un mesleğinin maksadı ve metodu ispattır demiştik. İmani ve felsefi konuların ele alındığı Risale metinlerinin herhangi bir sayfasında “burhan, delil, şahit, şehit, emare, nefy, haber, mündemiç, maksat, gaye, işaret, remz, timsal, zıll, asil, vesile, nazar, niyet, masdar, menba, tahkim, tahkik, ..vs. gibi ispatın temel kavramlarından onlarcasını rahatlıkla görebilmemiz mümkündür. Metinlerde bulunan bu özellik ve bu yaklaşım Risalelerin her seviyede insan ve bilimle konuşmasını mümkün kılmaktadır.

Bediüzzamanın tâ sabavetinden Risale-i Nur’un ilk telifine kadar geçen sürede elde ettiği ilmi kazanımları ve tecrübeleri “ispat” ekseninde bir eserin ortaya çıkacağının adeta bir habercisidir. Medreselerde 15 senede talimi ve eğitimi yapılan bir müfredatı 3 ay gibi bir kısa sürede hıfz etmesi, tasavvuf ve tarikat eğitimi alması, Kàmus-u Okyanus’u Babü’s-Sin’e kadar ezberlemesi, 20 yaşında Kızıl İcaz gibi bir mantık şerhini telif etmei, Van’da Tahir Paşa Konağında kaldığı 7 senede çağının pek çok meselelerini tetkik etmesi, Gazete ve dergilerde, meydanlarda, münazara meclislerinde, harp meydanlarında, esarette, Dar’ül Hikmette Meşrutiyet, Cumhuriyet ve Demokrasi zamanlarında hayatının her anını ilim ve tefekkür için geçirmesi, ispata dayalı olan bir metni, Risale-i Nur’u netice vermiştir.

Hayatın neredeyse her bir alanıyla münasebet kurmuş ve ona dâhil olmuş bir aksiyon ve ilim adamı için ispat meselesi en geniş manada eserlerinde tahakkuk edecektir. İsbat yaklaşımı açısından bakıldığında Bediüzzaman’ın, varlık (ontoloji), hakikat, hayat (biyoloji), program (kader), tecelli, madde, mana, enerji, bilgi (epistemoloji) gibi her bir meseleyi en küçük var olandan Zat-ı Akdes’e kadar bütün alanları ve yönleriyle ele almaktan çekinmediği ve hiç zorlanmadığı görülür. İslam Akaidinde Allah’ın Sübutî sıfatları olarak serdedilen “Hayat, İlim, İrade, Semi, Basar ve Kudret”, Bediüzzaman için ispata konu olacak şeylerin çerçevesini belirler. Allah’ın zatı, sonsuz olduğundan ve yaratılmış olana benzemediğinden, O’nun hakkında konuşmak esma ve sıfatlarının tecellilerinden bahsetmekle, yani sübutî alana dâhil olanları mevzubahis ve tetkik ile mümkündür.

Bediüzzaman’ın yaklaşımında için ispat edilmeyecek nerdeyse hiçbir husus bulunmaz; yani dogma diyebileceğimiz hiçbir husus O’nun sistematiğinde buunmaz. Fakat ispat meselesini de pozitivist ve rasyonalist bir düzeyde ve modern bilimlerin materyalizme indirgenmiş yöntemleriyle ele almayı yetersiz bulur; bu yetersizliği metinlerinde pek çok şekilde ortaya koyar. O, soyut ve somut kavramları birbirleriyle ilişkili olarak ele alır ve böylece idealist ve felsefi düzlemde kaybolmanın önünü keser. Hem kalbi, hem aklı, hem gözü, hem vicdanı, hem de hissiyatı nazar-ı itibara alarak bazen akla, bazen vicdana hitap eder; bazen biyolojiyi, bazen felsefeyi bazen de tıbbın meselelerini ispatın konusu, muhatabı ve ihtiyaç duyulan seviyeye göre ele alıp yoluna devam etmeyi yeğler. O’nun, Yaratıcının birliğine dayanarak her bir konuda, her bir bilimde, fen ve felsefenin her bir cüz’ünde rahatlıkla yol aldığı gözlemlenir.

Bediüzzaman için ispat meselesi en yetkin insanların yol bulamadıkları meseleler hakkında mantıklı, ikna edici (mukni) ve insan ruhunu rahatsız etmeyen (munis) bir tarzda yaptığı ve yapmaktan büyük keyif aldığı şenlikli bir iştir. İspatı, filozofların, laboratuvar çalışması yapan bilim adamlarının, akademisyenlerin, siyaset bilimcilerin, mantık hocalarının yaptığı gibi işi bir noktada bırakıp daha sonrası inancın ve dinin meselesidir diye yarım bırakmaktan kaçınır; meseleyi muhakkak Allah’ın bir isim ve sıfatına irca edecek delilleri de ortaya koyar. Kafasındaki üniversite hayali olan Medresetüzzehra’yı da kavramsal düzeyde bu şekilde ele alır; ispata ilişkin düşünce yapısı eğitim anlayışını da şekillendirir; din bilimleri ile fen bilimlerinin beraber okutulması gerektiğini savunur.

Avrupa’nın bütün dünyaya adeta zorla uyguladığı medeni engizisyon ve askeri ve ekonomik dayatma’dan, pozitivist ve materyalist yaklaşımdan nasibini ispat meselesi de almış; sadece beş duyunun alanına hitab eden bir esarete mahkûm edilmiştir. Bu esaret aynı zamanda insanın düzeysizleştirilmesi, onun sadece biyolojik bir konuma indirgenmesi anlamına da gelmektedir. Bediüzzaman bu düzeyde bir ispat çalışmasının medeni engizisyonun bir parçası olduğunu düşünmüş; “taassup ve taklid”in yolunu kapatacak yeni bir yöntem ortaya koymuştur.

Sonuç

Bediüzzaman Münazarat’ında :

Elhasıl: İnkılabı siyasî cihetiyle dininden havf eden adamın dinde hissesi, beytü’l-ankebut gibi zayıf düşmüş cehalettir, onu korkutur; taklittir, onu telâşa düşürttürür…

Sual: Bazı adam, dediğiniz gibi demiyor. Belki, "Mehdî gelmek lâzımdır" der. Zira dünya şeyhuhet itibariyle müşevveşedir; İslâmiyet ağrazın teneffüsü ile mütezelziledir.

Cevap: Eğer Mehdî acele edip gelse, baş göz üstüne, hemen gelmeli. Zira güzel bir zemin müheyya ve mümehhed oldu. Zannettiğiniz gibi çirkin değildir. Güzel çiçekler, baharda vücud-pezir olur. Rahmet-i İlâhî şanındandır ki, şu milletin sefaleti, nihayetpezir olsun. Bununla beraber, kim dese, "Zaman bütün berbât oldu," eskisine temayül gösterse, bilmediği halde İslâmiyetin muhalefetinden neş’et eden eski seyyiatı, bazı ecnebîlerin zannı gibi İslâmiyete isnat etmektir” der.

İnsanlık, İslamiyet’in gelmesiyle, halifelik yolculuğunda bir kemal dönemini yaşamaktadır. 10.000 seneye yaklaşan hayat hikâyesinde son bir vazifesi kalmış olarak; dengeyi tekrar sağlayabileceği, soyut ile somutun ayrışmış görünen imajını düzeltebileceği, meseleyi tevhide irca edebileceği bir safhaya girmiştir. Bu görevi yerine getirmekle âlemdeki anlamını ifa etmiş ve mecazının mucizesini göstermiş olacaktır.

27 Haziran 2014, Ankara

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum