1. YAZARLAR

  2. Mustafa ORAL

  3. Size gelen ramazan hediyesi ne?
Mustafa ORAL

Mustafa ORAL

Yazarın Tüm Yazıları >

Size gelen ramazan hediyesi ne?

A+A-

Bir Ramazan ayını daha geride bırakmak üzereyiz. Ramazan ayı girerken Ramazanı asude geçirmek, Ramazanın yüksek mertebesini kazanmak, hürmetini ve kıymetini muhafaza etmek ve içinde Kadir Gecesi olmayan bin aydan daha hayırlı olan Leyle-i Kadrin hakikatini yaşamak adına ne hayaller kurmuş, ne hedefler koymuştuk kendimize.

Şimdi arkamıza dönüp bakıyoruz, bu hayallerimizin ne kadarını gerçekleştirebildiğimizi, hedeflerimize ne kadar ulaşabildiğimizi tartmaya, ölçüp biçmeye çalışıyoruz. Kendi adımıza Ramazanın bir bilançosunu çıkarıyor, hata-sevap cetvelleri düzenliyoruz. Manevi bir panayır olan Ramazanda ne kadar zarardayız, ne kadar kardayız; bunun muhasebesini yapıyoruz.

Ramazan başlarken kendime koyduğum hedef, gerçekleşmesini umut ettiğim hayal her Ramazanda Risale-i Nur’a verilen rahmani hediye nevinden onun çok kusurlu bir şakirdi olarak bana da bir hediyenin verilmesiydi. Hadis-i Şerifte ölüm müminin Rabb’ine bir hediyesi olarak tavsif edilmişti. Benim Rabb’ime vereceğim hediye ancak ölümüm olabilirdi. Ya onun bana bu hayatta hassaten bu Ramazanda vereceği hediye ne olabilirdi? İşte bu meseleyi bütün Ramazan boyunca imkanım ölçüsünde tefekkür etmeye çalıştım.

Evet Ramazan ayı rahmet ayıydı. Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimize (s.a.v.), mümin-kafir ayırmadan bütün insanlığa, hatta bütün varlığa rahmet olan Kur’an bu ayda indirilmeye başlamıştı. Ramazanda Peygamberimize Kur’an hediye edilmişti.

Kendisine Kur’an hediye edilen Muhammed Mustafa (s.a.v.) bütün insanlığa iman ve hidayet hediyesi ile gelmişti. İşte o hediyeyi kabul ederek iman eden müminlere Allah bu kez ömür içinde bir Kadir Gecesi olan Ramazan-ı Şerif’i hediye etmişti.
Rabb-i Rahim tarafından, Kur’an ve onun tercümanı Muhammed Mustafa (s.a.v.) her gönle bir hediye olduğu gibi, ümmete hediye edilen Ramazan ayının da her gönle bir hediyesi vardı. Bu hediye ömrün Ramazan, akıbetin bayram olmasını netice veren her şeydi.

İnsana Ramazanda oruç ve Kur’an vasıtasıyla bayramvari bir hediye veriliyordu. İnsanın manevi ve cismani varlıkları oruç ve Kur’an vasıtasıyla hediye yağmuruna tutulup, insan büyük bir alem halini alıyor, bütün bir alem bayram yerine dönüyordu.
Allah Ramazanda zerreden süreyyaya kadar bir ‘tek’ insandan kainata, o bir tek insanın sesinden suretine, nefsinden kalbine kadar bir dizi hediye sunuyordu.

Ramazanda hediye yağmuruna önce cismani varlıklardan başlanıyordu. Ramazanda oruç vardı. İnsan oruçla cismani ihtiyaçlarını tekrar gözden geçiriyor, yeme-içme saatlerini düzenliyor, sahura kalkıyor, iftarı bekliyor, bedenini yeni bir hayata alıştırmaya çalışıyordu. Bütün bunların sonunda beden kah zayıf düşüyor, kah yoruluyor, dinip düşüyordu. Esasında insan oruç ile kendisine emanet edilen bir servetin, yani bedeninin zekatını veriyordu. İnsan oruçla bedeni zekatını yerine getirirken, Allah da bedene oruçla bir hediye vermiş oluyordu. Zira beden nefsin tasallutundan ve tacizinden bir ay süreyle kurtuluyor, kendini hayata bağlı kılan şeylerin zincirini kırıyor ve gerçekte vazgeçilmez sandığı şeylerin hiç de vazgeçilmez olmadığını, sabredemeyeceğini sandığı şeylerin hiç de sabredilmeyecek şeyler olmadığını anlıyordu. Mide, gözün gördüğü, elin erdiği nefsin yerli yersiz isteklerini yerine getirmeye çalışmaktan bitap düşmüşken Ramazan orucu yardıma geliyordu.
Ramazan nefsin isteklerini belli zamanlara ve miktarlara dağıtıp, onu kısıtlayıp törpüleyerek mideye bir aylık bayram hediyesi veriyordu.

İmanın tercümanı olan dil Ramazanda nefsin süfli ihtiyaç ve arzularından, malaniyattan, başıbozukluktan ve boşboğazlıktan sıyrılıyor, kendini yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayıklıyor, Kur'an’ı tilavet ediyor, zikir, tesbih, salavat ve istiğfar ile meşgul oluyor, Kur’an’ın kelamına ev sahipliği yapıyordu. Allah da ona ele-güne rezil olmaktan, milletin diline düşmekten korumak suretiyle hediye veriyordu.
İmanın tefsirine güzel bir mehaz olan göz Ramazanda gözünü budaktan sakınmayan hallerinden sakınıyor, harama nazar etmekten kendini çekerek bir nevi zekat veriyordu. Allah da onu adi bir kavvat derecesinden kurtararak mahall-i iman olan kalbin bir penceresi olma makamını hediye ediyordu. 

İlahi kelam’ın duyulduğu yer olan kulak Ramazanda fena şeyleri işitmekten yüz çeviriyor, kainatta cari olan ilahi musikiye kendini vererek istidatlarını hak söz ve  Kur’an dinlemeye sarf ediyordu. Ramazanda kulak kaostan, gürültüden kurtuluyor, Rab de ona ilahi bir musiki hediye ediyordu.

Yüz, çehre bir köprü, bir berzahtı insanda. Madde ile mananın, hayal ile gerçeğin, öfke ile sevincin yüzleştiği, birleştiği, buluştuğu, değiştiği, dönüştüğü bir menzil. Yüz vahidiyetinşeairiydi (alameti), Ramazan İslam’ın. Ramazandan önce cemallere, şahsi, içtimai ve siyasi alemlerden gelen sıkıntılarla celal yansırken, Ramazan’la birlikte celaller asıl rengine, cemale dönüyordu. Ramazanda yüzler, cemaller daha bir cemal halini alıyordu. İşte bu yüz’lerdendi ve bu yüzdendi Ramazanın şeair-i İslamiyeden olması. Ramazanda Rahman olan Allah celalleşen yüzlere bir cemal hediye ediyordu.

Yarı cismani, yarı manevi bir varlık olan nefs oruçsuz geçen günlerde kah her istediği şeyi istediği zaman elde edememenin veya her istediği şeyi elde etmenin verdiği tatminsizlik duygusunun, kah mide ve diğer cismani varlıkların nefse ayak uyduramamasının, kah akıl ve kalb gibi latifelerin ona lezzetlerdeki zevalin acısını hatırlatarak onu engellemeye çalışmasının sonucu olarak marazi bir hal alıyordu. Ramazan orucu nefse bir hediye veriyor, onun arzu ve isteklerini tekrar gözden geçirmesine fırsat tanıyordu. Nefs de oruçtan nasibini, hediyesini alıyordu.

Bazen cismin, nefsin, bazen maneviyatın, kalbin yanında yer alan akıl Ramazanda realist (!) ve rasyonalist (!) olmaktan çıkarak makul olanı tercih etmeye başlıyordu. İkilemlerde, üçlemlerde, dörtlemlerde kalan akıl, her varlığın kendi lisan-ı haliyle kainattaki diğer varlıklara ayak uydurarak an be an Kur’an okuması ve yine her varlığın kendi lisan-ı haliyle kainatta cereyan eden toplu oruca katılmasıyla tevhit gerçeğini anlıyor, kendine vahiyden ve sünnetten bir menzil bularak teskin oluyor, teselli buluyordu. Ramazanda akla kendine uygun bir hediye veriliyordu: Makul olmak.

Kalb bir ayine-i Samediyet idi. Savm (oruç) da samediyeteayinedarlık ederdi. Samediyet yaratılan her şeyin Allah’a muhtaç olması ve onun hiçbir şeye muhtaç olmamasıydı. Kalb Ramazandan önce kendisinde acz ve fakr duygusu oluşturan şeylere karşı nisbeten ülfet peyda etmişti. İstediği bir çok şeye ulaşabiliyordu. Oysa Ramazanda istediklerini elde etmesine engel olan maniler vardı. Külli bir orucun neticesinde acz ve fakr hissi kendini göstermeye başlamıştı. İşte şimdi kalb özüne dönmüş, bir Samet ayinesi olmuştu. Ramazanda kalbe sırlı bir ayna hediye edilmişti: Samediyet aynası

Ruh, nefsin tasallutundan, aklın ihatasızlığından, kalbin melankolisinden yorulan bedenin yükünü çekmekten bitap düşmüş iken Ramazan imdada yetişiyordu. Ruh oruç vasıtasıyla cismaniyetin kesafetinden kurtulup, Kur’an ile Nur-u Muhammedi’nin ve Nur-u İlahi’nin Nuraniyetine perde perde, yaprak yaprak giriyor, melekiyetin rengini bürünüyordu. Ruha da bir hediye veriliyordu Ramazanda: Melekiyet.
Evet insanın cismaniyatını teşkil eden mide, göz, kulak, dil gibi varlıkları nasıl Ramazanda kendine mahsus istifadeleri ve bunun neticesinde Ramazan hediyeleri vardıysa, kalb, ruh, akıl, sır, gibi letaifin de Ramazanda oruç vasıtasıyla çok terakkiyatı ve tefeyyüzatı vardı. Bu terakkiyat ve tefeyyüzat onlara en büyük hediye idi. Şu bir gerçekti ki; külli bir hediye ancak cismaniyatın ve maneviyatın eş zamanlı olarak iştirak ettikleri külli bir oruç ile mümkündü.

Geçmiş Ramazan’a mahsus olmak üzere bir muhasebeye girerken yukarıda değindiğim hususlar benim için verilerdi. Bunlara göre ben bir Ramazan hediyesi hak etmiş miyim-etmemiş miyim, almış mıyım-almamış mıyım; bunlara bakacaktım.
Evet şüphesiz Ramazan, hususen oruç bir bedel değil, bir hediye. Ama ben kendi adıma bu Ramazan hediyelerini hak edecek kayda değer bir şeyler yapmadığımı fark ediyorum. Yukarıda değindiğim hususlar ile birlikte Peygamberimize (s.a.v.), evliyalara, asfiyalara... verilen Ramazan hediyelerine baktığımda niçin bize Ramazan hediyesi verilmediğini tahmin edebiliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.