1. YAZARLAR

  2. Ediz SÖZÜER

  3. Sema Denizinde Bir Uzay Gemisi: Dünyamız
Ediz SÖZÜER

Ediz SÖZÜER

Yazarın Tüm Yazıları >

Sema Denizinde Bir Uzay Gemisi: Dünyamız

A+A-

(Tabiat Risalesi Açılımları -13-)

Yazı dizimizin bu bölümünde Allah’ı inkâr ve ibadeti terk eden insanın hem kendine, hem Allah’a, hem yaratılmış her şeyin varlık gayelerine karşı ne derece büyük bir suç işlemiş olacağının farkına varması gerekliliğini ele alacağız. Bu mesele o kadar önemli bir noktadır ki, bunu iyi kavrayan biri, bunun neden cehennemi gerektirdiğini çok iyi anlar ve tüm kalbi ve aklıyla böyle büyük bir cezanın gerekliliğini kabul eder.

Daha önce de bahsi geçtiği gibi, Allah’ın varlığını inkâr etmek, masum, zararsız ve basit bir fikrî tercih olmaktan çok uzak kalıyor ve tüm kâinatın ve içindekilerin boşu boşuna, gayesiz, kıymetsiz, anlamsız olduğunu itikat etmek anlamına geliyor. Böyle gören ve kabul eden biri,  tüm kâinata ve bütün ilahi isimlere uzanan dehşetli bir hakaret suçu işlediğinin acaba farkında mıdır? Bu kadarla kalmayıp, inkârının derecesine ve etrafına ne kadar sirayet ettirdiğine göre kâinatın yaratılmasındaki ilahî maksatların gerçekleşmesine zarar verdiğini acaba hiç düşünmekte midir?

Şöyle bir misal düşünelim. Bir gemiye kaptan tayin edilen birine yüklenilen birçok sorumluluk ve görev vardır. Öncelikle geminin bir rotası ve gideceği bir hedef vardır. Gemi kaptanı, gemiyi bu hedefe zamanında ve güvenle ulaştırmaktan birinci derecede sorumludur. Hem gemi personeli de talimatlarını kaptandan alacaklardır ve gemiye yönelik vazifelerin iş bölümü de kaptan tarafından düzenlenecektir. Gemi sahibinin elde edeceği kazanç da, gemiye yüklemiş olduğu yüklerin hedefe güvenle ve zamanında ulaştırılmasına bağlıdır.

Şimdi böyle bir durumdaki gemi kaptanının sarhoş olup, âdeta aklını kaçırmışcasına o geminin önemli bir ticaret gemisi olduğunu, belirlenmiş bir hedefinin bulunduğunu, hatta sahipli bir gemi olduğunu inkâr ettiğini gözümüzde canlandıralım. Kendisinin kaptan olduğunu kabul etmesin ve o gemideki çok önemli görevlerini reddetsin. Bununla da kalmayıp, tüm personelin de kendisi gibi başıbozuk ve serseri, kaçak yolcular olduklarını iddia etsin.

Bu durumdaki bir insanın, kendisine yüklenilmiş vazifeleri inkâr edip reddetmesi, basit bir düşünce özgürlüğü sayılabilir mi? Masum bir fiil olarak görülebilir mi? Onun sorumsuz tavrı ve delice düşüncesi yüzünden, tüm mürettebat vazifelerini ihmal etse, geminin düzeni bozulsa ve hedefe zamanında ulaşamamakla birlikte, rotanın yanlış yere çevrilmesi sebebiyle çok tehlikeli bir fırtınaya yakalanıp, içindeki kıymetli mallarla birlikte batsa, gemi sahibinin tüm sermayesi ziyan olsa ve elde edeceği tüm kazanç kaybedilse, o kaptana nasıl bir ceza verilmesi icap eder?

Bu misalin kusurlu penceresinden hakikatin yüzüne bakmaya çalışalım. Sema denizinde bir uzay gemisi gibi seyreden dünyamızın şu şekilde yaratılmasının en büyük hedef ve neticesi, insanın kulluk ve ibadetidir. Her tarafta ihtişamıyla görünen ilahî idareye karşı iman ve itaatle karşılık vermesidir. Bütün yaratılmışların varlıklarının nihaî neticesi ve sebebi de, bu ilahî maksadı karşılamaya hizmet etmek içindir. Her şey Allah’ı zikretmek ve üstlendikleri vazifelerin manevî dilleriyle O’ndan bahsetmek ve O’nun varlığını bildirmek ve tanıttırmak için O’na ve ilahî sıfatlarına aynalık yapmak gibi yüksek vazifeler üstlenmiştir. Bu vazifelerin mükemmel bir şekilde yerine getirilmesi, ancak idrak sahibi, anlayışlı bir muhatabın bu vazifeleri anlayıp, takdir edip, ilahî dergâha kendi namına takdim etmesiyle mümkün olacaktır.

İşte bu ilahî geminin kaptanı olmak şerefi kendine verilmiş olan o insan, bu ilahî geminin vazifelerini, geminin kendi emrine verilmiş olduğunu, geminin bir sahibi olduğunu ve kendi üzerine yüklenmiş sorumlulukları inkârla reddetse, kendisi ve bir gemi mürettebatı gibi emrine verilmiş tüm yaratılmışlar hakkındaki ilahî maksatların gerçekleşmesine mani olsa, suçunun büyüklüğünü acaba hangi terazi tartabilecektir, insafla cevap verecek vicdanınıza soruyoruz.

Gemideki mallar ve hedeflenen kazanç ise, insanın ebedî bir hayatı kazanması için eline verilmiş olan ömür sermayesinden kinayedir.

Diğer taraftan bu kusurlu misalimiz, kendini tanıttırmak ve sevdirmek için şu koca kâinatı ve bu dünyayı böyle muhteşem bir şekilde, tabir yerindeyse müthiş bir masrafla ve devasa bir sermaye ortaya koyarak yaratan ve bu muazzam faaliyetinin neticesi olarak istediği ve çoklukla ebedî âlemde şaşalı bir şekilde kendini gösterecek ve gerçekleştirecek ilahî hedeflerini bir derece anlayabilmemiz ve akıl gözümüze yakınlaştırabilmek için, teleskop görevi üstlenmiştir.

İnsanın kendi özel dünyasının manevî şeklini oluşturan, kişisel inançlarıdır. Ne şekildeki bir dünyanın varlığına inanıyorsak ve etrafımızda cereyan eden hâdiselerden ne mana çıkarıyorsak, bizim şahsi kâinatımız ve dünyamız da o şekle bürünür.

İşte kâinatın yüksek maksatlarını inkâr etmek, nasıl kâinatın vazifesine ve büyük hukukuna dehşetli bir hakaret manasını içinde taşır. Bunun gibi ibadeti terk etmek de, kâinatta çok sayıda vazifeler ve gayeler üstlenerek manen ibadet eden eşyanın yaratımının mükemmelliğini inkâr etmek ve ilahî hikmetlere karşı durmak gibi çok dehşetli bir manayı içinde taşır.

Çünkü o hikmetli ve mükemmel yaratım, insanın o yaratımı görüp ibadetle karşılık vermesiyle anlam kazanır ve gerçek manasını ifade eder. Düşünsenize yeryüzünde insanın istifadesi ve şükretmesi için sunulan nimetler, Allah’ı inkâr eden veya ibadet etmeyen birinde, nasıl mükemmel manalarını gerçekleştirebilirler?

Eser metninde Allah’ı inkâr etmese de, ibadeti terk eden birinin, yaratılmışların ibadetlerini de görmeyeceği ve göremeyeceği ifade edilmiş. Çünkü iştirak ettiği ve bir parçası olduğu ilahî düzenin ve hikmetin işleyişini fark etmekten doğan, kâinatın manevî şeklini değiştiren ve perişaniyetten kurtaran imanın gözüyle kâinata baktıran ve o imanı bir hayat tarzı haline getiren ve her hadiseye iman gözüyle bakma alışkanlığını geliştiren ve bu tavrı sabit hale getiren ancak ibadettir.

Her insan, kâinatı kendi gözünden gördüğünden, ibadet etmeyen birinin de, kâinatı gerçek anlamda ibadet ediyor olarak görmesi veya itikaden inansa bile, yaşam tarzı ve tepkilerini buna göre tam manada şekillendirebilmesi ve buna uygun davranış şekilleri ve duygusal tepkiler geliştirebilmesi, gerçekten çok zordur, neredeyse imkânsızdır.

İster istemez, nasıl yaşıyorsa öyle inanmaya başlayacak olan bu insanın gözünde yaratılmışların hikmetleri ve yüksek vazifeleri birer birer gizlenmeye başlayacağından, ilahî hikmetin ve o yüksek vazifelerin takdir edilmemesinden dolayı, onlara bir karşı duruş ve onların yüksek hukuklarına karşı bir manevî zulümde bulunmak manası çıkar ki, bu da inkâr suçunda olduğu gibi şiddetli bir cezayı gerektirir.

Bu meselenin anlaşılmasındaki dengeyi de korumak gerekli. İman, ibadetsiz ve amelsiz de olsa kıymetlidir, zaten o yüzden imanla kabre girebilen birinin eninde sonunda mutlaka Allah’ın affıyla cennete gireceği müjdesi verilmiştir. Fakat işte tam da burada o kadar ince bir bağlantı var ki! Çoğu durumda imanla kabre girebilmek, ancak ibadeti yerine getirilen ve büyük günahlardan sakınılan bir yaşantı içerisinde mümkün olabiliyor. Çünkü sağlam ve kesin, samimî bir inancın gerektirdiği bir yaşantının mevcut olmaması, o imanı şüpheli ve tehlikeli bir duruma sokuyor. Fakat nefse kanarak ve pişmanlık hissiyatıyla işlenen günahlar bahsimizden hariçtir ve affa kabiliyetleri vardır. İmana taban tabana zıt bir yaşam tarzını bilerek, isteyerek ve pişman olmadan, çekinmeden ve rahatça yaşamakla beraber, o imanı son nefeste koruyabilmenin birlikte bulunabilmesinin ise oldukça düşük bir ihtimal olduğunu, çoğu insana nasip olmayan istisnaî bir durum olduğunu iyi bilmeli ve meseleye bu pencereden bakmalıyız.

Esas itibariyle misalimizin üzerinden meseleyi düşünecek olursak, geminin sahibini ve o gemideki kaptanlığını inkâr etmek ile o gemideki vazifelerini terk etmek ve o vazifeleri umursamamak arasında pratikte bir fark görünmemektedir. Her ikisi de kaptanlık vazifelerinin terkiyle ve gemiyi rotadan saptırmakla gemiden beklenilen maksatların yerine gelmemesine, yani aynı neticeye sebep olmaktadırlar denilebilir.

Bu ince manayı herkesin kendi vicdanında hissedeceğini düşündüğümüzden, ancak bu kadar izah edebildik. Allah hepimizin ibadetlerimizdeki kusurlarını affetsin ve O’na lâyık bir kulluk şuurunu hepimize nasip etsin.

“KEŞİF YOLCULUKLARI” VİDEO KANALIMIZ

Sizi, gerçeğin arayışında hayalî ve zihinsel bir keşif yolculuğuna çıktığımız video sunumlarımıza davet ediyoruz. Tabiat Risalesi Açılımları Seminerlerimizden alınan, etkileyici görsellerle sunulan ve hakikat arayışında çok ciddi bir kaynak olma mahiyetini taşıyan videolarımızın tamamına ulaşabileceğiniz internet adresi:

https://www.youtube.com/c/EdizSözüer

(Youtube arama bölümüne ‘Ediz Sözüer’ yazarak da ulaşabilirsiniz. Ayrıca görsel ve yazılı tüm çalışmalarımız facebook.com/ediz.sozuer adresinden yayınlanmaktadır)

Yazı Dizisinin Bu Bölümüne Ait Keşif Yolculuğu Videosu:

Sema Denizinde Bir Uzay Gemisi: Dünyamız

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.