1. YAZARLAR

  2. İsmail BERK

  3. Sel felaketinin dili: Kimsenin mecrasını engellemeyin
İsmail BERK

İsmail BERK

Yazarın Tüm Yazıları >

Sel felaketinin dili: Kimsenin mecrasını engellemeyin

A+A-

Sel felaketinin dili: Kimsenin mecrasını engellemeyin

İstanbul ayama deresi sele teslim olunca, yaşanan felaketi televizyondan dehşetle izliyoruz. Azgınlaşan sel, su havzasına dönüşüyor, bentler olmadığından ve daralan dere hacminden dolayı etrafa saldıran suyollarıyla her tarafı basıyor.

Önüne geleni götürüyor, boşlukları dolduruyor, etrafı sarıyor ve farklı girişlerden gelen sular birleşip dere yatağını yamaçlara doğru yükseltiyor. Zaten aşağıya inen meskûn mahaller, sular altında kalınca eşyalar mekânlardan dışarıya doğru sel yoluna revan oluyor.

Bu arada yağmur sularının artan hızı, şiddetli yağış sürdükçe can pazarına dönen feryat, figan, çaresizlik ve çırpınışlarla kol kola giren felaketin boyutları, akıl almaz travmalara dönüşüyor.

Evi ve iş yeri suya teslim, eşyaları sele kapılmış, malları gitmiş, güzergâhta, parkta, garda bulunan araç ve taşıtları kütük akıp kaybolmuş felaketzedeleri düşünün. Kendilerini kurtarma telaşında olan insanlar, ne olduğunu anlayamayacak kadar baskın suyun yükselen hacminde ve artan debisinde boğulma ile yüz yüze kalmışlar.

Gerçekten bir felaket... Görüntüler her anı yaşatırcasına algı sistemimizi zonklatıyor. Acı veriyor, meşakkatli manzarayı yaşayan insanlar adına. Telef olan hayvanlar, barınaklarda mahsur kalanlar ile birlikte çamura saplanan yaralılar, ölüme emanet cesetleriyle ayrı bir hüzün bulutu.
Sel felaketi, son 80 yılın tekerrür aralığı en yüksek yağışını kaydediyor. Taşkın suların kendilerine güven koridoru olarak seçtiği dere yatakları kapatılınca, olan oluyor. Dere yatağına yapılan her inşaat, her tesis ve fiziki engel, yağmur sularının kendi yatağında akmasını engelledikçe, sel suları etrafa saldırıyor ve işgal ediyor.

Asileşen  su, dere yatağında akması gereken potansiyeline engel koyan, imar mevzuatına  ve yerleşim güvenliğine uymayan binalardan, eşyalardan, sahiplerinden ve yönetimlerinden intikam alırcasına dikleşiyor, vuruyor, yıkıyor, sürükleyip götürüyor.

Meyilli arazide usule aykırı ve sonradan yapılan mezarlar da sürükleniyor sel felaketine. Sağlar ölüme giderken, ölüler sağların hatalarından muzdarip.

Yağmur şiddetini arttırırken, sel suları şişip dere yatağına hükmettikçe, küçültülen ve engelli hale gelen dere yatağı, suyun akışı ile restleşiyor. Su ise, önüne konulan engellere, kapatılan ve kendisine mani yapılanmalara direniyor ve olanca kuvvetiyle tahrip ediyor.

Ve ben, bu sel haberlerinin görüntülerini izlerken, derin bir acı içinde mahzunlaşan kalbimin ve idrakimin, hatırlattığı bir cümle ile uyanıyorum:
Her dere, yatağında akar. Bu yataklara dokunmayacak, önünü kapatmayacaksın.“Bir şey olmaz” deyip geçmeyeceksin. Bir gün farklı ve dolu akacak su yatağının bendini ve akma alanını doğru ve rahat tutacaksın.

Hayatımızın sellere, felaketlere ve dirençlere karşı tahrip olmamasını istiyorsak, hiç kimsenin dere yatağını kullanmayacak, üstünde kurulmayacak ve kendininmişçesine yapılanmayacaksın.
Aksi halde, gün gelir, dereler taşar, sular şiddetlenir, yatağı işgal edenler teslim alınır o derede.

İşte sosyal vakıa bu…
“Fıtri meyelan mukavemetsizdir.”
Kimsenin önünü kapatmayacaksın. Dere yatağı bile olsa.
80 yılda bir de olsa, işgal ettiğin dere yatağını gelir alır senden. Can kaybı dışında, maddi kayıplardan fazla ders almamız gereken nokta bu.
80 yıl dereyi işgal etseniz de, dere taşarsa alır götürür meşguliyetlerinizi.
Siz siz olun dere yataklarına engel olmayın. Kaçak inşaat yapmayın.

Her su, her yetenek kendi mecrasında akar. Gürlediğinde, şiddetlendiğinde, kabardığında ve coştuğunda bırakın yatağında aksın ve orada taşsın ki, etraf zarar görmesin.

Suç, dere yatağını kendisi için fırsat görenlerde. Su ve şiddeti, bırakın kendince mesken tuttuğu deresinde aksın.

Yoksa sel, felaket olur, helaket getirir.
Sonuç; Her su, dere yatağında akar; engellenmedikçe güvenlidir.
Tır garajı yapanlara, dere yatağında inşaat dikenlere, tesis kuranlara ve dere yatağını daraltıp kendilerince düzenleme yapanlara sorulsa;
“Neden bunu yaptın?”, görünürde diyecekler ki, “Burayı ben almıştım. Benimdi, ruhsatını bile çıkarmıştm.”

Ama hakikat-i halde, kötü bir niyetleri olmasa da, kâinatın düzeni olan ve sel sularının, resmi kayıtlarda görülmese de hakkı olan dere yatağında suyun akışını, selin yağışını engellemek yol kesmektir ki, her türlü cinayete sebebiyet vermek suçu, dereye “hakkımdır” deyip işgal eden “zalim ve cahil” nefislere aittir.

Yeryüzünü yanlış kullanan, tahrip eden, onun usulünü bozan, ahengini kıran beşeriyetin şakiliği olan yol kesicilik, hele hele yolu kesilen su ise asla affetmez. Elbette bu sahibiyet, suyun değil kâinatın ve suyun sahibinin koyduğu kurallarındır.

Anlaşılan o ki, suyun önünü kesmeyeceksin, kapamayacaksın. Engellemeyeceksin. Ve suyun mecrasında akmasını kendince mazeret bulup gasp etmeyeceksin.

Her bir kabiliyet bir su gibidir. Kendi mecrasında akmalı; her bir arzu ve meyil kendi deresinde coşmalı ve derleri/mecraları başkasınca işgal edilmemelidir. Velev ki, bir süreliğine o su, o eğilim, o yetenek o derede o mecrada görülmese de günü gelir akar, hakkını arar ve şiddetle yağar. İster ki, kendi gölünde,  su havzasında ve yatağında aksın. Bazen delice, bazen taşkınca ve bazen de kendince…

Zaten dere yatağına tahsis edilen mecra ve ona verilen ilahi suhulet ve güvenlik koridoru, onun kendi taşkınlık alanıdır. İnsanoğlu, suyunu, isteğini ve duasını kendi mecrasında istediği zaman, o su kurusa da gerektiğinde sele dönüşecek ve garajı baraj yapacak potansiyeldedir. Güvenlik alanını her daim O’na ait bilmek gerekir. O zaman Nuh’un tufanında gemiye ihtiyacımız kalmaz, çünkü kendi gemimizdeyiz.

Su mühendisliği, akışkanlar dinamiği ve hidroloji bilimi, bize en genel öğretisi şudur:

Suyun kaldırma kuvveti, suyun basıncı, damlalardan oluşan birleşme sonucu “toprağa düşmeden” toprağı kanal yapan azmi ve şiddeti karşısında, yapılacak üç çözüm var:

1-Suyun mecrasına ve taşkınlık alanına güvenli bir koridor, dere yatağı veya akış güvenliği sağlayacaksınız,

2-Alanının dışına çıkmayıp potansiyelinin enerjisinden yararlanmak istiyorsanız, dere yatağının iki yakasında sağlam yamaçların olduğu dar bir kesitte, önünü güvenle ve kendi içinde gölünü büyütmesi için tutabilirsiniz. Yinede çevreden gelecek taşkın sular ve beklenmeyen yağışlar için, barajlarda olduğu gibi dolu savak dediğimiz yan tahliye kanallarını kurmak zorundasınız.

3-Suyun uyumayan, sızan, nemlendiren, döllendiren, akışkan, şeffaf ve berrak özelliklerinin yanında, engel tanımaz enerji potansiyeli için yapılan bende/sete göre baraj yapıp hidroelektrik sistemini kurmayı bileceksin.

Yoksa, suyun mecrası ile oynamış dere yatağındaki yanlışlıklar sel geldiğinde faturasını keser ve cezalandırır.

Trakya’yı ve İstanbul’u perişan eden bu acı tabloda hayatını kaybedenlere rahmet, yaralı ve malını kaybeden musibetzedelere sabır diliyoruz.

Ramazan hürmetine zorlarımızın kolaylaşması duasıyla...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum