1. HABERLER

  2. İSLAM

  3. Secde eserinden olan alâmetleri, yüzlerindedir
Secde eserinden olan alâmetleri, yüzlerindedir

Secde eserinden olan alâmetleri, yüzlerindedir

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Fetih Suresi 27-29. ayetlerinde mealen şöyle buyuruyor:

27-Şânına yemîn olsun ki Allah, Peygamberine (gösterdiği) o rüyâyı hak olarak tasdîk etmiştir. Allah dilerse başlarınızı(n saçlarını tamâmen) tıraş etmiş ve kısaltmış, emniyet içinde kimseler olarak, korkmadan mutlaka Mescid-i Harâm’a gireceksiniz! İşte (Allah) sizin bilmediğiniz şeyleri bildi de ondan (Mekke’nin fethinden) önce (size), yakın bir fetih (Hudeybiye anlaşmasını ve Hayber’in fethini) verdi.(*)

28-O, onu (İslâm’ı), bütün dinlere üstün kılsın diye Resûlünü hidâyet ve o hak olan dîn ile gönderendir. Şâhid olarak Allah yeter!

29-Muhammed Allah’ın Resûlüdür. Ve onun berâberinde bulunanlar; kâfirlere karşı çok şiddetli, kendi aralarında gāyet merhametlidirler; onları çokça rükû‘ eden kimseler ve çokça secde eden kimseler olarak görürsün; (onlar)Allah’dan bir lütuf ve bir rıdvân (sâdece O’nun rızâsını) isterler.(**)

Secde eserinden olan alâmetleri, yüzlerindedir. Bu, onların Tevrât’taki vasıflarıdır. 
İncîl’deki vasıfları ise, bir ekin gibidir ki filizini çıkarmış, sonra onu kuvvetlendirmiş, sonra kalınlaşmış da gövdesi üzerine dikilmiştir; (bu hâl) ekincilerin hoşuna gider; (onlar hakkındaki bu benzetme) kâfirleri onlarla öfkelendirmek içindir. 
Allah, onlardan îmân edip sâlih ameller iş­leyen­lere bir mağfiret ve (pek) büyük bir mükâfât va‘d etmiştir.

(*) Resûl-i Ekrem (asm), Hudeybiye seferine çıkmadan önce rüyâsında, Mekke’ye ashâbı ile birlikte başlarını tıraş ederek emniyet içinde girdiklerini görmüş ve bunu ashâbına haber vermişti. Ashâb-ı Kirâm (radıyallahü anhüm ecmaîn), Hudeybiye’de alıkonulup da geri döndükleri zaman, bazı münâfıklar şübheye düşüp dedikodu çıkarmaya başladıklarında bu âyet-i kerîme nâzil olmuştur. Hâlbuki rüyâ, ondan sonraki yılda gerçekleşmiştir. (Celâleyn Şerhi, c. 7, 227) 
“ فَجَعَلَ مِنْ دُونِ ذَلِكَ فَتْحاً قَر۪يباً [Ondan (Mekke’nin fethinden) önce (size), yakın bir fetih (Hudeybiye anlaşmasını ve Hayber’in fethini) verdi] ifâde ediyor ki: Sulh-ı Hudeybiye (Hudeybiye barışı), çendan (gerçi) zâhiri İslâm aleyhinde görülmüş ve Kureyşîler bir derece gālib görünmüş olduğu hâlde, ma‘nen Sulh-ı Hudeybiye, ma‘nevî büyük bir fetih hükmünde olacak ve sâir fütûhâta da (fetihlere de) anahtar olacak diye ihbâr ediyor (haber veriyor). Filhakīka (gerçekten), Sulh-ı Hudeybiye ile çendan maddî kılınç, gılâfına (kılıfına) muvakkaten konuldu. Fakat Kur’ân-ı Hakîm’in bârika-âsâ (şimşek gibi parlak) elmas kılıncı çıktı, kalbleri, akılları fethetti. Musâlaha (barış) münâsebetiyle birbiriyle ihtilât ettiler (karıştılar). Mehâsin-i İslâmiyet (İslâmiyet’in güzellikleri) ve envâr-ı Kur’âniye (Kur’ân’ın nûrları), inad ve taassubât-ı kavmiye (kavmiyetçilik) perdelerini yırtarak, hükmünü icrâ etti (yerine getirdi). Meselâ: Bir dâhiye-i harb (savaş dâhîsi) olan Hâlid İbn-i Velîd (ra) ve bir dâhiye-i siyâset olan Amr İbnü’l-Âs (ra) gibi, mağlûbiyeti kabûl etmeyen zâtlar, Sulh-ı Hudeybiye ile cilvesini (parıltısını) gösteren seyf-i Kur’ânî (Kur’ân’ın hakīkat kılıncı) onları mağlûb edip, Medîne-i Münevvere’ye kemâl-i inkıyâd ile (tam bir teslîmiyetle) gelip İslâmiyet’e gerdendâde-i teslîm olduktan (boyun bükerek itâat ettikten) sonra, Hazret-i Hâlid (ra) bir ‘Seyfullah’ (Allah’ın kılıcı) şekline girdi ve fütuhât-ı İslâmiyenin (İslâm fetihlerinin) bir kılıncı oldu.” (Lem‘alar, 7. Lem‘a, 24)

(**) “(Şu âyet) ma‘nâ-yı sarîhiyle (açık ma‘nâsıyla); tabakāt-ı sahâbenin istikbâlde muttasıf oldukları (vasıflandıkları) ayrı ayrı mümtâz ve hâs sıfatlarını ifâde etmekle berâber, ma‘nâ-yı işârîsiyle; ehl-i tahkīkçe vefât-ı Nebevîden sonra makāmına geçecek Hulefâ-yı Râşidîn’e, hilâfet tertîbi ile işâret edip, her birisinin en meşhur medâr-ı imtiyazları (seçkin vasıfları) olan sıfat-ı hâssalarını (husûsî sıfatlarını) haber veriyor. وَالَّذ۪ينَ مَعَهُ [Ve onun berâberinde bulunanlar] ile, maiyet-i mahsûsa ve sohbet-i hâssa (husûsî berâberlik ve sohbet) ile ve en evvel vefât ederek yine maiyetine girmekle meşhûr ve mümtâz olan Hazret-i Sıddîk radıyallâhu anh’ı gösterdiği gibi اَشِدَّٓاءُ عَلَي الْكُفْرِ [Kâfirlere karşı çok şiddetliler] ile, istikbâlde küre-i arzın devletlerini fütûhâtıyla titretecek ve adâletiyle zâlimlere sâika (yıldırım) gibi şiddet gösterecek olan Hazret-i Ömer radıyallâhü anh’ı gösterir. Ve رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ [Kendi aralarında gāyet merhametlidirler] ile, istikbâlde en mühim bir fitnenin vukūu hazırlanırken kemâl-i merhamet ve şefkatinden İslâmlar içinde kan dökülmemek için rûhunu fedâ edip, teslîm-i nefs (kendini fedâ) ederek Kur’ân okurken mazlûmen şehîd edilmesini tercîh eden Hazret-i Osman radıyallâhu anh’ı da haber verdiği gibi, تَرٰيهُمْ رُكَّعاً سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلاً مِنَ اللّٰهِ وَ رِضْوَاناً [Onları çokça rükû‘ ediciler ve çokça secde eden kimseler olarak görürsün; Allah’dan lütuf ve rıdvân (sâdece O’nun rızâsını) isterler] ile saltanat ve hilâfete kemâl-i liyâkatle ve kahramanlıkla girdiği hâlde ve kemâl-i zühdü ve ibâdeti ve fakr ve iktisâdı ihtiyâr eden ve rükû‘ ve sücûdda devâmı ve kesreti herkesçe musaddak (doğrulanmış) olan Hazret-i Ali radıyallâhu anh’ın istikbâldeki vaziyetini ve o fitneler içindeki harbleriyle mes’ûl olmadığını ve niyeti ve matlûbu fazl-ı İlâhî olduğunu haber veriyor.” (Lem‘alar, 7. Lem‘a, 25)
Sahâbelerin fazîletine dâir bakınız; (Sözler, 27. Söz, 161-168)

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.