1. YAZARLAR

  2. Himmet UÇ

  3. Saray istiaresi-2
Himmet UÇ

Himmet UÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Saray istiaresi-2

A+A-
Sanatçı bir sultan eserlerini göstermek için ne yapacaktır, bir galeri ”meşher“ açacaktır. Meşher teşhir, göstermek demek. Meşhere ne yapılır “sergiler dizilir.” Hani pazarlarda yerlere sergiler dizilir sonra mallar sıraya konur ya işte onun gibi bu kainatın sahibi bir teşhir yeri yapıyor ve sergiler diziyor. Galeri varsa sergilemek varsa, sergilenecek şeyler ve gayeler vardır. Sarayın sahibi kemal ve cemal sahibidir. Ne demek kemal ve cemal? Kemal yaptığını hem biçim hem de görev fonksiyon olarak ideal yapan demektir. Kainatta herşey kemalli üretilmiştir. 
 
Cemal ne demek? Cemal de fonksiyonel olan şeyin güzel tasarlanmasıdır. Şeftali hem biçimsel güzeldir, hem mensub olduğu türün özelliğini en iyi şekilde gösterir. Bütün kainatta herşeyi hem kemalli ve hem cemalli yaratan hem kemalat sahibi, hem cemil yani güzel tarafından yaratılmıştır. Neden sergiler dizecekmiş? ”Ta nasın enzarında saltanatının haşmetini ve servetinin şaşaasını, hem kendi sanatının harikalarını, hem kendi marifetinin garibelerini izhar edip göstersin.”  
 
1880 yıllarında Paris sergisi açılır. Sultan Abdülhamit Paris’e gider. Namık Kemal ve Ziya Paşa, Paris hükümeti tarafından Paris‘i terketmeleri konusunda ihtar alırlar. Sergi o kadar önemli ki Sultan İstanbul’dan bir heyetle oraya gider. Bediüzzaman İstanbul’un kurtuluş merasimlerine katılır locadan seyreder. Güzel herşey nerede ise o orada. Nasın enzarı ne demek? Yani insanlar nasıl otomobil sergisini ziyaret ederken beğenirler ya aynen öyle de insanlar Allah’ın sanat eserlerinin galerisi olan bu dünyadaki eserleri seyrederler. 
 
Namık Kemal’i üniversitede anlatırken Namık Kemal’in şiirinde estetik değerlere sıra geldi. Namık Kemal’in birçok beytinden şu beyti aldım:
”Hoşa metn-i derun ki ruşenadır her sevadından 
Kemal-i Kudret-i Bari, meal-i hikmet-i eşya.
 
Namık Kemal’e Bediüzzaman “kamil adam” der. Şimdi şu beyte bak. O sırada fakültenin girişinde bir çınar ağacı var, yaprakları büyüklük yönünden farklı ama hepsi aynı şekilde tasarlanmış. İnsanın eline benziyor hepsi aynı geometri ile yapılmış. Çocuğun birine dedim ki “git o yapraktan iki tane al gel.” Getirdi şimdi şu yaprak metin dedim; hoşa metni derun yani insanın hoşuna giden onda estetik hazlar uyandıran derin bir metin. Parlıyor yani ruşena. Her satırı, gösteren parlayan bir metin neyi gösteriyor. Kemal-i Kudret-i Bari yani yaprağı bile büyük bir orantı ve nisbet ve estetik uyum ile yaratmış. Çocuklar ibretle bir yapraklara bir de anlatılanlara baktılar. Bu edebiyat ve estetik ilişkisini anlattım. Ya meal-i hikmet-i eşya ne demek. Yani her yaratılanda eşyanın  yaratılış nedeninin manası gizli. Sonra da Namık Kemal’e bir fatiha dedim. Ne diyeydim ya? Bu harika beyti söyleyen adama ne denir? 
 
Namık Kemal o saraydan seyir sırasında bu beyti söylemiş. Daha nice beyitler. Bu beyitler edebiyat tarihine girmemiş. Bediüzzaman’ın dediği gibi bu ilahi sarayda gördüğü herşey için bu manayı söylemiş. 
 
Yukarı dönelim. Nas yani insanlar sanatkarın eserine baksınlar, saltanatının haşmetini göstersin. Güneşi yarat sonra semaya as direksiz dursun. Bu haşmete karşı saygı secdedir işte. Servetinin şaşaasını göstersin. Ne demek baharda koca bahar vagonuna sayısız güzellikler yükleyip hadi git misafirlerime görün, meleklerine de seyredenleri not edin kim sanatımı iyi yorumluyor bileyim, onlara sözlü notu vereceğim, öyle değil mi? Şimdi bu söze bak ”ben bu güzellikleri yüz yıldız sarayına, tiyatroya sinemaya değiştirmem“ diyor Bediüzzaman. O Allah adına bir sanat eserleri gibi dünyaya bakmayı bize öğretti. 
 
Zavallı İslamoğlu, kaybettin, bu güzel adama ne yanlış sözler söyledin. Böyle bir adam İslam tarihi boyunca gelmemiş örneği varsa açıkla. Kainatı bir estetik gözle gören bir başka adam varsa anlat, gelip diz çöküp dinlemesem namerdim. Namaz kılanlar hakkında kötü söz söylenince Üstad dermiş ki “kardeşim o adam namaz kılıyor o bizim kardeşimizdir” onları sustururmuş. Yunus “hak yoluna gidenlerin asa olsam ellerine“ der. Biz senin gibi hakkı anlatan bir adama asa oluruz, sen neden Bediüzzaman’a asa olmuyorsun? Bu insana kırk yıl zulmedenlerle haşrolacaksın. Haşir Risalesine bak, Ayet’ül Kübra’ya bak. Mucizat-ı Kur’an’iyenin yüzde onunu anlarsan namerdim, ordaki bir bahse benzer bir bahis yazamazsın. Bu ülkenin uleması orda Kur’an’daki insicamı anlatamaz. Ne demek Kur’an’daki insicam? Sen Kur’an‘ın bahislerindeki insicamı anlatamazsın, kimi getirirsen getir Kur’an’daki insicamı anlamazsınız. Anlatamazsınız. 
 
Kuru gürültü değil delil isteriz. Fransız tarihçisi Michelet konuşanlara “bir kağıt parçası var mı“ diye vesika istermiş. Bediüzzaman “Kur’an’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa” dediğinde Kur’an köy meydanlarında tepelenip yakılıyordu, sen neredeydim o zaman? Elif-ba öğreten kadınlar dayakla karakollarda öldürülürken sen neredeydin? Anam genç kız. Elif-be öğretirmiş, karakola götürmüşler, “ola oğul namusumdan korktum” dedi. “Bir daha karabaş okutma” demişler. O da bir şey söylememiş eve dönmüş. Neredeydin Mustafa İslamoğlu? Bu Türkiye tarihinin cennet günlerinde hoyrat yarasalar gibi konuşmak yanlış, yanlış beyler yanlış.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum