1. YAZARLAR

  2. Nurettin HUYUT

  3. Sanal Bediüzzaman
Nurettin HUYUT

Nurettin HUYUT

Yazarın Tüm Yazıları >

Sanal Bediüzzaman

A+A-

Gazeteci-yazar Altan Tan, geçen hafta yazdığı bir yazısında Üstad’ın, kelle koltukta, cesurca verdiği muhteşem mücadelesinin kronolojik bir listesini çıkardıktan sonra,
“Her ne hikmetse Nurcular bu örnek alınması gereken hayatı anlatacaklarına eserlerine takılıp kaldılar.” Belki de birilerinin hesabına böyle geldi. Zaman geçtikçe bu durum öyle bir hal aldı ki derin devletle iç içe geçen Türk-İslamcılar gerçeğiyle hiç bir alakası olmayan sanal bir Bediüzzaman ürettiler” demiş.

Altan Tan’ın kitaba karşı bir alerjisi olduğunu sanmıyorum. Kendisi gazeteci olduğuna göre kitabı sever diye düşünüyorum. Sadece maksadını aşan bir cümle kullandığını düşünerek kitapla olan kısmını es geçiyorum. Asıl beni telaşlandıran cümlenin “sanal bir Bediüzzaman ürettiler” kısmıdır. Bu yazıyı okuduktan sonra tam iki gün bu sözde bir hakikat payı var mı diye düşündüm. Hatta ikinci gece bunu düşünmekten uyuyamadım, uykum kaçtı. Nur Talebeleri böyle bir hataya düşmüşler miydi? Yani “Sanal bir Bediüzzaman” üretilmişler ve o sanal Bediüzzaman’ın peşinden mi gidiyorlar? Yoksa Tan olaya yüzeysel baktığı, belki de cemaatlerin iç dünyasına girmeden ve onların geçmişte yaşadıklarını incelemeden mi yazmıştı bunları?

İki günün sonunda şu kanaate vardım, sizlerle de paylaşmak istiyorum. Öncelikle, yazarı böyle düşünmeye iten asıl nedenin hala Kürt Sorununun çözülememesinden kaynaklandığını farkettim. Kısacası, “Bediüzzaman Hz.leri Kürt Sorunu ile ilgili olarak çok fazla mücadele verdiği halde onu takip edenler bu mücadeleyi devam ettirmemişler” gibi bir yaklaşım sezdim. Çünkü yazının tamamı Kürt ve Kürt sorunu ile ilgili idi. Her ne kadar Üstad’ın hayatından bazı kesitler sunulmuşsa da özellikle Kürtlerle ilgili kısımlar vurgulu bir şekilde anlatılmıştı.

Bu yaklaşım doğru mu? Yani, yazarın dediği gibi, (mealen söylüyorum), Üstad çok büyük mücadele verdiği halde Nur Talebeleri Kürt Açılımı hususunda hiç bir şey yapmadılar mı? Bu soruya cevap verebilmek için geçen 50 yılın Nurcular açısından kısa bir değerlendirmesini yapmakta fayda var.

Bediüzzaman Hazretlerinin vefatından sonra ihtilal oldu malum. İhtilali yapanlar Nur Talebelerine büyük bir darbe indirmişti. Üstad’ın mezarı yıkılarak bir meçhule götürülmüş ve birçok yerde tutuklamalar ve işkenceler yapılmıştı. Üstad’ın henüz yeni kaybedilmiş olunması ve heryerde meydana gelen tutuklamalar büyük bir dağınıklığa neden olmuştu. Toparlanmak, yeniden mücadeleye devam etmek elbette kolay olmamıştı. “Ağabeylerin” bir ve beraber olmaları hayli zaman ve çaba gerektirmişti. Bu arada ortaya çıkan siyasal İslamcılar da cemaatin bölünmesine neden olmuştu. Bir büyük darbe de oradan gelmişti.

Fakat bütün bunlara rağmen Türkiye’nin kaderini değiştiren şu faaliyetlerin de yapıldığını görmezden gelemeyiz.

-1965 seçimleri sonrası İnönü’nün “bizi Nurcular yıktı” demesine neden olan faaliyetler.
-1969’da çıkarılan “İslami Hareket ve Türkeş” adlı kitapçığın bütün Türkiye’ye dağıtılması ve 69 seçimlerinde sadece Türkeş’in Adana’dan seçilmiş olması ve bu kitapçığın baş aktörünün (Rahmetli Bekir Berk’in) Cidde’ye sürgüne gitmesi…
-73 seçimlerinde 48 milletvekili kazanarak meclise giren Erbakan’ın 77 seçimlerinde milletvekili sayısını 24’e düşüren çalışmalar. Sağın bölünmemesi ve siyasal İslamcıların dini siyasete alet ederek iktidar olmaması adına yapılan çalışmalar. Ve “İslami hareket ve MSP” adlı broşürün dağıtılması.
-Yine 77 seçimlerinde yüzde yüz iktidara geliyor diye kesin gözü ile bakılan Ecevit’in (Karaoğlan) 13 eksikle meclise girmesi ve iktidarı muhalefete kaptırmasının ardındaki sır. Bu sayede Komünistlerin ülkeye hâkim olmasının engellenmiş olması…

-78-79 yıllarında Türkiye’nin tamamı adeta solcular tarafından “Kurtarılmış bölge” ilan edilmişken, yapılan “bayrak mitinglerinde” Nur Talebelerinin büyük rol oynaması. Taksim mitingini ve deniz gibi dalgalanan halk kitlelerini ve o meydana yürüyerek giden Ağabeyleri (Sungur abi, M. Birinci, M. Fırıncı, M. Kutlular, M. Kırkıncı hoca ve diğerlerinin kol kola oraya yürüyerek gitmesini ve bizim ta Adana’dan iki otobüsle o mitinge katılmamızı) unutamıyorum.
-Ecevit’in, 79 ara seçimlerinde 50 senatörün 33’ünü, 5 milletvekilliğinin de  beşini muhalefete kaptırmasını kendisi için referandum saymış ve Başbakanlıktan istifa etmişti. Bu sonucun alınmasında Nur Talebelerinin gayretli çalışmaları etkili olmuştu...
-Sungur abinin imzasıyla “Anarşi, sebep ve çareleri” adlı eserin yayınlanması ve Ankara’da aynı ad altında, kapalı spor salonunda on binlerce insanın toplanarak adeta gövde gösterisine dönüşen panelin düzenlenmesi ve verilen mesaj…

-80 ihtilalından sonra Yakın Tarih Ansiklopedisinin yayınlanması ve onun yankıları. Ve onu yayınlayan yazarın bir yıldan fazla hapis yatması, yayınlayan gazetenin 470 gün kapatılması…
-82 Anayasasına Nur Talebelerinin kısm-ı azamının “red” vermesi ve bunun için birçok tehlikeyi göze alması.
-87 referandumunda yasakların kalkması yönünde Nur Talebelerinin etkili çalışmaları ve lehte oy kullanmaları.
Bu ve benzeri olayları dikkate aldığımızda Nur Talebelerinin hiç de az iş yapmadıklarını rahatlıkla görebiliyoruz. Nur Talebelerinin Farz-ı Kifaye kabilinden de olsa bir kısmının aynen Üstad gibi cesurca ve cesaretle mücadele verdiğini söyleyebiliriz.
Peki bütün bunlara rağmen yazarı farklı düşünmeye iten neden nedir diye sorduğumuzda şöyle bir durumla karşılaşıyoruz.
Nur Talebeleri, bugünkü anlamda mesela özel olarak “Alevi sorunu” ile ilgili açık bir mücadeleleri yok gibi görünür. Veya “İnsan Hakları” ile ilgili de özel bir çalışma yapmazlar. Hele “Kürt Sorunu” ile ilgili özel bir çalışma yaptıkları söylenemez. Ama yukarıda saydığım top yekûn demokrasinin yerleşmesi hususunda çok büyük işler becerdiklerini söylemek yanlış olmaz. Bu dolaylı olarak bu sorunlar için de mücadele verildiği anlamına gelir.
Sanırım Sayın Tan, onların bu yönünü görmezlikten gelmiş.

Ayrıca, Risale-i Nur’un içtima-i hayata dair derslerini de unutmamak lazım. Mesela, Üstad’ın talebelerine verdiği en son dersinden bir paragraf:
“Evet, mesleğimizde kuvvet var. Fakat bu kuvvet, âsâyişi muhafaza etmek içindir. “Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenemez.” (En'am Sûresi: 164.) düsturu ile-ki "Bir câni yüzünden onun kardeşi, hanedanı, çoluk-çocuğu mesul olamaz"-işte bunun içindir ki, bütün hayatımda bütün kuvvetimle âsâyişi muhafazaya çalışmışım. Bu kuvvet dahile karşı değil, ancak hâricî tecavüze karşı istimal edilebilir.” (Emirdağ L. Sh. 455)
Yine tarafgir siyaset ile ilgili, “Risale-i Nur'un bir talebesini tecrübe ettim. Acaba bu heyecan, şimdiki siyasete karşı ne fikirdedir diye, Boğazlar hakkında bir boşboğazlığı münasebetiyle bir iki şey sordum. Baktım, alakadarane ve bilerek cevap verdi. Kalben, "Yazık!" dedim. "Bu vazife-i nuriyede zararı olacak." Sonra şiddetle ikaz ettim. (Euzu billahimineşşeytani ve-s siyaseti) -Şeytandan ve siyasetten Allah a sığınırım. bir düsturumuz vardır. Eğer insanlara acıyorsan, geçmiş düstur onlara merhamete liyakatini selb ediyor. Cennet adamlar istediği gibi, Cehennem de adam ister.” (Emirdağ L. Sh. 42) gibi dersleri dinleyen Nur Talebeleri verdikleri mücadelede asayişi ihlal edici hal ve hareketlerden kaçmalarını gerektirmiş. Ve en önemlisi “sırren tenevveret” düsturu ile hareket etmişler. O nedenle de yaptıklarını kimse görmemiş/görememiş, ama bugün neticelerini görüyor.

Hem milyonlarca insanın imanlarını kurtarmış olmalarını da dikkate almak gerekmez mi? Evet aktif olarak siyasete girmemişler ama toplumu derinden sarsacak kadar geniş ve derin faaliyetler yürütmüşler. Milyonların Risale-i Nur’ları tanımasına ve memlekete-vatana hayırlı evlatlar yetişmesine neden olmuşlar.
Bugün “Asrın Davası” diye gösterilen Ergenekon Davasını başlatan ve yürütenlerin de –derin bir araştırma yapılsa- çoğunun Risale-i Nur’lardan istifade etmiş, vatanperver insanlardan teşekkül ettiğini görecektir.
Hülasa Üstad’ları gibi Nur Talebeleri de hepsi olmasa da büyük ekseriyetinin cesurane, mücadeleci ve önce Türkiye’ye daha sonra da bütün İslam dünyasına, sonrasında da bütün insanlığa saadet getirecek hizmetleri yaptıklarını ve yapacaklarını söylemek yanlış olmasa gerek.
O nedenle diyebilirim ki, ne “sanal bir Bediüzzaman üretilmiştir” ne de bu sanal Bediüzzaman’ın peşinde gidenler. Elbette her akımda olduğu gibi Nur Hareketinde de na-ehil olanlar işe karışmıştır, şüphesiz bu kabil yanlışları da onlar yaptı/yapıyor. Hem onları engelleyen bir sürü güçleri de kulak ardı etmemek lazım.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum