1. YAZARLAR

  2. E. Talha KARAMUSA

  3. Saidi Nursi / Nurcubaşı
E. Talha KARAMUSA

E. Talha KARAMUSA

Yazarın Tüm Yazıları >

Saidi Nursi / Nurcubaşı

A+A-

Benim için her ricası emir değerinde olan bir ağabeyimin Bediüzzaman Hazretlerinin son 60 gününü sonra ise son yüz gününün araştırılması gerektiğini söyleyerek, yönlendirmesinden sonra o dönem gazetelerinde yaptığım araştırma benim için çok ufuk açıcı oldu.

Öncelikle bunun yapıldığını, birilerinin bu işe eğildiğini sanıyordum, yokmuş. Hem şaşırdım hem yanıldım. Bazı gayretler ve çalışmalar olsa bile, bu biçimde hazırlanmış çalışma henüz yapılmamış olmasının, bana ayrı bir gayret ve şevk verdiğini söylemeliyim.

Çalışmama gazete ve kupür araştırması olarak başlamak söz konusu olunca, ilk olarak Cumhuriyet Gazetesini tercih ettim. Bu tercihim bilerek oldu. Bu oldukça isabetli olmuş zira Cumhuriyet gazetesi ve dolayısıyla muhabirleri Bediüzzaman’ın peşine, neredeyse sanatçıların peşine takılan paparazziler gibi takılıp, her hareketini haber yapmışlar. Bunu menfi bir bakışla yapmışlar fakat bugün, elimizde (belli bir süzgeçten geçirmek şartı ile) bazı bilgi ve kaynaklar oluşmuş durumda.

cumhuriyet1.jpgBunun belki en güzel örneğini (4.1.1960 tarihli) Cumhuriyet Gazetesinde “Valinin beyanatı” başlıklı haberde görebiliyoruz. Vali açıklamalarında eskilerin deyimi ile “hem nalına hem mıhına vuruyor.” Kendisine sorulan soruyu cevaplarken, “Bediüzzaman’ın 93 yaşında kendine özgü fikirleri olan bir din adamı olduğunu, fikir ve serleri kanuna muhalif bir durum olduğunda eskisi gibi uygulamalar olacağını, biraz iyileşmesi nedeni ile Isparta dışına çıkmasının Nurculuk faaliyetlerinin genişliyor diye haber yapılmasının ne kadar doğru olduğu(?), Polis takip etmiyor mu diyenlere karşılık, o kadar çok takip ediliyor ki, bazı gazeteler takibi işlerine engel olarak görmüşlerdir” diye beyanat veriyor. Devamında ise, “O halde istenen nedir? Saidi Nursi’nin seyahat hürriyetine engel mi olalım. Bunu hangi kanuna göre yapalım. Piyer Loti önünde biriken 40-50 kişi gazete muhabirlerinden oluşuyor, yine muhabirler kancalı ipler sarkıtarak pencereden fotoğrafını çekmeye çalışıp, gazetelerin sayfasının Saidi Nursi’ye ayırmasa, bu mütevazi ziyaretten İstanbul’da kimsenin haberi olmazdı.” (Ethem Yetkiner, İstanbul Valisi- 14.05.1958 - 27.05.1960 - 2 yıl 13 gün)

Bu paparazzilik belki işin şirinlikleri veya tebessüm ettiren tarafı olabilir, fakat genelde kullanılan dil ve haber yapma anlayışının çok ideolojik olduğu, daha en baştan kendisini gösteriyor.

Haber yapma anlayışı “jurnal” tarzının çağrıştırıyor. Eğer birileri görmemiş, işini yapmış veya ihmal etmiş ise ona fırsat bırakmayalım, hatta kendimiz kolundan tutup içeri atalım, savcı yerine idam isteyip, hakim yerine tasdik edelim histerisi yatıyor.

Yani gazetecinin halkı doğru bilgilendirme sorumluluğu, ideolojiye feda edilerek halkın destek vermediği tek parti zihniyetine ve yine halka rağmen yüklemeler yapılmaktadır. Tabi o zamanlar “andıç” nedir bilinmediği için, okuyucu, halk ve daha önemlisi bu yıpratıcı muhalefet ile birleşen söylem, DP iktidarının bazı nezaketsiz (Bediüzzaman’ın Ankara’ya girişinin engellenmesi ve mecburi ikametgahı gibi) adımlarına vesile olabilmiştir.
 
cumhuriyet2.jpgYine (11.1.1960 tarihli) Cumhuriyet gazetesinin haberine göre 93 yaşında 5 hastalığı olan ve bir buçuk ayda 6 bin km yol yapan Saidi Nursi’nin sıkça seyahati mesele haline getirildiğinden (AA) Emirdağ’da istirahatı Hükümetçe telkin olunduğu bildirilmiştir.

Bediüzzaman Hazretlerinin vefatının öncesinde incelediğim özellikle Cumhuriyet gazetesi kupürlerinde, Said Nursi hakkında genel olarak haber verme şeklinde şöyle bir intiba daha dikkat çekiyor. (Haberler yine menfi bir ağız ve ‘ey ahali bunlardan uzak durun, bunlara yakın duranlar da bizim kara listemizdedir’, anlayışı devam ediyor ve aşağıda verilen tarihler arasında Nurcular açısından müsbet haber ve söyleme rastlanmamıştır.) Haberde Bediüzzaman’dan bahsediliyorsa Saidi Nursi veya grup ifade edilecekse Nurcular ifadesini kullanıyor. Fakat, bazen ve her ne oluyorsa, Saidi Nursi’nin yerini Nurcubaşı bu da yeterli olmadığı zaman Saidi Kürdi oluyor.

Bu çalışma sırasında tarih olarak daha açık ifade etmek gerekirse 20 Aralık 1959 ile 25 Mart 1960 tarihleri arasın kapsayan (102 günlük) bu çalışma da, Cumhuriyet Gazetesi Said Nursi ve Nurcular ile ilgili haberleri için kullandığı kupür ve başlıklarında 74 defa “Saidi Nursi” demişken, özellikle vefat ettiğinin haberini verdiği gün “Saidi Kürdi dün sabah Urfa’da vefat etti” ile birlikte 8 defa “Saidi Kürdi” ifadesini kullanmıştır. Bunlar resmi ideolojiye iman derecesinde inanmış, kendisini onun uygulayıcısı ve devletin ortak kabul etmez tek sahibi gören bir anlayışın, ötekini dizayn gayreti ve ötekileştirilen kişi ve gruplara karşı psikolojik harekat veya modern tabiri ile asimetrik harekata, tabi tutması gibi bir şey. Bu gayret içinde olanlar o gün ve bugün de iki temel noktadan hata yapıyorlar. Birincisi milletine karşı harekat olmaz, ikincisi karşındakiler davalarına iman etmiş olduğu halde, yanındakiler ise “keyifleri bozulmasın” diye ittifak etmişler.

Sonuç olarak, Saidi Nursi, Bediüzzaman Said Nursi veya Saidi Kürdi; bunlar Bediüzzaman Said Nursi’in çeşitli zamanlarda kullandığı isim ve unvanlar. Kürt kelimesinin kullanılmasının yasak olduğu zamanlarda, hem de eserlerinde adını Bediüzzaman Said Nursi yazarken, ölüm haberini “Saidi Kürdi dün sabah Urfa’da vefat etti” şeklinde haber yapmak, habercilikten fazla maksatlar içeriyor. (20.2.2010)

Not:
Molla Said, Saidü'l-Meşhur, Said-i Kürdî, Bediüzzaman, Garibüzzaman, İbnüzzaman, Mehmed Said Nursî, vesaire... Bundan ayrı olarak resmi adı ise güzel bir tevafuk olarak Said Okur’dur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum