1. HABERLER

  2. BEDİÜZZAMAN

  3. Said Nursi’ye kulak vermeli
Said Nursi’ye kulak vermeli

Said Nursi’ye kulak vermeli

Maksad İstihdam sitesi yazar Erdoğan Serdengeçti'nin yazısı

A+A-

Çözüm Sürecinde Samimi İseniz…….

Barış ve Huzuru tesis amacıyla Akil adam kabul ettiğiniz Herkes’den fikir alıp da, bu ülkede 1907 Yılından itibaren başta Abdulhamit  olmak üzere, “Doğu elden gidiyor, tedbir almak lazım, fakirliği - yoksulluğu, cehaleti, ihtilafı bitirmeli, medreseleri, tekkeleri, islah etmeli” diyen Said Nursi’yi ihmal ederseniz, samimiyetinizde sıkıntı gözlenir.

Değerli Maksad İstihdam Dostları;

Geçen hafta çözüm sürecine değinmiştik. Olaya “Müspet Milliyetçilik” noktasından bakılması gerektiğinden hareketle, bizim sahip olduğumuz haklara, başta Kürt Vatandaşlarımız olmak üzere, tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sahip olması gerektiğini belirtmiştik.

Bu haftaki yazımızda, vefatının 55. Senesinde Bediüzzaman Hazretlerinin konu ile ilgili gayretlerinden, fikirlerinden, özellikle O’nun özel önem verdiği “Medresetüzzehra” projesine bir nebze gireceğiz.

Said Nursi, Hz. Peygamber soyundan gelmektedir. Ama Doğu’da Kürt vatandaşlarımız arasında yetişmiş, eserlerinin çoğunu Türkler arasında, batı vilayetlerimizde yazmış ve yaygınlaştırmıştır.

Yaşadığı dönem itibarıyla, İstibdat Dönemini, Meşrutiyet Dönemini, İttihat ve terakki Dönemini, Balkan Savaşları, Cihan Harbi, Esaret yıllar, Kurtuluş savaşı ve Zaferi, Tek Parti Dönemi, Sürgünler, Hapislerden sonra Demokrat Parti Dönemini görmüş, büyük yıkılış ve doğuşların, yıkılmayan tek adamıdır.

(Hem Kürtçüler, hem de Türkçüler, buraya dikkat ediniz lutfen)

Şeyh Said İsyanından bir müddet önce Kürt aşiret ağalarından, eski Hamidiye Paşası Kör Hüseyin Paşa Bediüzzaman’ın kapısını çalmış ve destek talep etmiş fakat destek bulamamıştır. Bediüzzaman, harp için emirlerini beklediklerini ifade eden Kör Hüseyin Paşa’yı:

- “Askerler bu vatanın evladıdır. Senin ve benim akrabalarımdır. Kime vuracaksın? Onlar kime vuracak? Düşün, idrak et. Ahmed’i Mehmed’e, Hasan’ı Hüseyin’e mi kırdıracaksın?” diyerek azarlamıştır.

Cumhuriyet Dönemi sonunda kendisini Doğuda baş göstermekte olan Şeyh Said tarzı isyanlara davet edenlere söylediği şu söz manidardır.

“Türk milleti asırlardan beri İslâmiyet’in bayraktarlığını yapmıştır. Çok veliler yetiştirmiş ve çok şehitler vermiştir. Böyle bir milletin torunlarına kılıç çekilmez.

Biz Müslüman’ız, onlarla kardeşiz, kardeşi kardeşle çarpıştıramayız. Bu şer’an caiz değildir. Kılıç, haricî düşmana karşı çekilir. Dâhilde kılıç kullanılmaz. Bu zamanda yegâne kurtuluş çaremiz, Kur’an ve iman hakikatleriyle, tenvir ve irşad etmektir. En büyük düşmanımız olan cehli izale etmektir. Teşebbüsünüzden vazgeçiniz. Zira akim kalır. Birkaç cani yüzünden binlerce masum kadın ve erkekler telef olabilir.”

Said Nursi, İslam Milletlerinin geri kalmışlığının en önemli sebebi olarak, “Cehalet, Zaruret (Fakirlik) ve İhtilaf (Ayrılık) düşmanlarını görür. Bu üç düşmana karşı da, “Sanat, Marifet ve İttifak” silahını kullanmayı tavsiye eder.

Üstad, özellikle Doğu illerimizdeki bozulmuş medrese ve tekke yapısına ilaç olarak da “Medresetüzzehra” projesini hazırlar. 

Medresetüzzehra, Mısırda bulunan, Ezher Üniversitesine benzer bir üniversite olacaktır. Bu üniversitede Din ve Fen ilimleri beraber okutulacaktır.

Bu üniversite’nin orta ve lise seviyesinde de bölümleri olacaktır. (Çekirdekten Alim yetiştirilecek.)

Üniversite, sadece Anadolu’ya değil, Ortadoğu’ya, Kafkaslar’a, İran’a hatta  Hindistan’a  kadar bütün İslam Aleminden geniş bir coğrafyadan öğrenci kabul edecektir.

Bu okuldan mezun olup da hem dünya ilimlerini hem de ahiret ilimlerini bilen aydın din adamları, tüm dünyaya yayılacak, İslam’ın barış dolu aydınlık mesajlarını Dünyaya ilan edeceklerdir.

Van başta olmak üzere Bitlis ve Diyarbakır’da şubesi olacak bu Üniversite’de, kendi İfadesiyle öğretim dili olarak da “Arapça Vacip, Türki lazım, Kürdi caiz” olacaktır.

Yani tüm Müslümanlara hitap etmek üzere Uluslararası bir üniversite olmak için öncelikle Arapça, Resmi Dil olarak Türkçe ve Mahalli Dil olarak da Kürtçe öğretim dili olacak  şekilde proje hazırlamıştır. Kürtçe için kullandığı “caiz”dir ibaresi dikkat çekicidir. “Yani olabilir. Olmasında mahsur yoktur” manasındadır.

Üstadın büyüklüğüne bakın ki, bugün bile bazılarımızın kabul edemediği anadilde eğitim meselesine 100 yıl öncesinden parmak basıyor.

Üstad, bu projesi için, savaşlar, yıkılışlar, esaret arasında yapmış olduğu baş döndürücü trafiğe bakalım şimdi de;

İlk olarak 1907 yılında İstanbul’a gelir. Abdulhamit’le görüşmeye çalışır. Görüşemez. Dilekçe bırakır, aradaki dalkavuklar, “Üstad’ı üç beş kuruş bahşişle göndermek isterler. “Ben maaş dilencisi değilim” deyince Üstadı “Hediye-i Şahaneyi” almamak, Kabil’i Akıl değildir” diyerek, tımarhaneye gönderirler.

İkinci olarak, 1911 yılında Padişah Sultan Reşad’la tanışma fırsatı bulur, bir Balkan ziyareti sırasında konuyu Padişaha anlatır. O zaman temeli atılan Kosova Üniversitesi’nden ziyade, Doğu’da böyle bir üniversite’ye ihtiyaç bulunduğunu söyler.

Balkan Harbi çıkar. Kosova Üniversitesi İnşaatı projesi akim kalır. Bu vesile ile bu üniversiteye ayrılan 19.000 Altının tahsisatının Medresetüzzehra’ya aktarılmasını sağlar. Hatta, Van Edremit civarında, Üniversitenin temeli dahi atılır.

Sonra, Cihan Harbi başlar, inşaat yarım kalır. Savaşa katılır. Esir düşer, Kerametvari şekilde kurtulur. İstanbul’a gelir, İngiliz işgaline karşı hem madden hem de  fikren mücadeleye başlar.

Üçüncü olarak, zaferden sonra, Ankara’dan bizzat Mustafa Kemal’den davet alır. Hem de “Böyle kahraman bir hoca bize lazımdır” denilerek.

Meclis’de bir konuşma yapar. Konulardan biri yine Doğu meselesidir. Üniversite projesini anlatır. 200 Mebustan 163’ünün imzasıyla (Mustafa Kemal de dahil) projeye 150.000 lira tahsisat yapılır.

Ancak Hükümeti idare edenlerle anlaşamaz. Ayrılan tahsisat kullanılamaz.

Son olarak, Demokrat Parti Döneminde, Hükümetin, Doğu’ya Üniversite kurma girişimlerini duyar, çocuklar gibi sevinir. Başbakan’a, Cumhurbaşkanı’na tebrik telgrafları çeker, hasta olmasa törenlere katılacağını söyler.

Bunları neden anlattım. Bediüzzamanın çözüm süreci ile ne kadar ilgili olduğunu, bu yolun sevdalısı olduğunu, bu süreci ilk başlatan kişilerden biri olduğunu anlatmak için.

Şimdi,

Çözüm sürecine pozitif yaklaşan biri olarak, barışın bu topraklara tekrar gelmesini şiddetle arzu eden biri olarak, akil adam listesine bakıyorum,

Daha sonra, olduğu veya olmadığı belli olmayan izleme heyetine bakıyorum; listede herkes var, artisler, sosyalistler vs..

Ama,

Bu ülkenin tüm tarihi boyunca yetiştirdiği en önemli, en özgün Din Adamını,

üstelik de o Bölgeden çıkan bir büyük Alimi temsil edebilecek - kısmen de olsa- birini göremedim.

Said Nursi’nin Kürt sorununa bakış açısı neydi?

Teröre nasıl bakıyordu?

Galiba kimse merak etmiyor.

Çözüm süreci konusunda her türlü riski alarak, süreci devam ettirmek isteyen Hükümet cenahı, eğer bu konuda samimi iseler, Said Nursi’ye kulak vermelidirler. Bu konuda merhumun takipçi ve talebeleri ile ile beraber, çalıştaylar, konferanslar düzenlemelidirler.

İnanın, en sonunda Türkiye kazanacaktır.

Bu vesile ile Büyük Üstada Cenab’ı Allah’dan Rahmet diliyorum. 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.