1. HABERLER

  2. BEDİÜZZAMAN

  3. Said Nursi'ye hakaret etmek için hangi kafada olmak gerekir?
Said Nursi'ye hakaret etmek için hangi kafada olmak gerekir?

Said Nursi'ye hakaret etmek için hangi kafada olmak gerekir?

Yeniçağ yazarlarından Cazim Gürbüz, Cemel Vak'asını yazdı.

A+A-

Serdar Aslan'ın haberi

RİSALE HABER

Yeniçağ yazarlarından Cazim Gürbüz, Kocaeli gazetesinde "Cemel Vak’ası"nı yazdı. 2015'ten bakıp Cemel Vak'ası'nı yazan yazar başta sahabe efendilerimiz olmak üzere Necip Fazıl ve Said Nursi hazretlerine de hakaret etmekten geri durmadı.

"Said Nursi kafasıyla bakarsanız İslam tarihine haliniz bu olur…" başlığıyla yazdığı yazıda Gürbüz, "Cemel Vak’ası"nın İslam tarihinde örtpas edilen, gizlenip saklanan bir olay gibi yansıtarak, tarihi olayı bağlı olduğu zihniyete göre anlatıyor.

Peki, Said Nursi'ye hakaret etmek için hangi kafada olmak gerekir?
Cemel Vak'ası'nı "Makam, mevkii, iktidar, itibar, ihtiras uğruna birbirlerine girmişler sahabe denilen insanlar…" diyerek bağlayan yazar "ağdalı bir dil" şeklinde tahkir ettiği Said Nursi hazretlerinin metninden alıntı yapmayı da ihmal etmemiş. Yapılan alıntı'da Said Nursi'nin "ikisi de ehl-i cennettir" ifadesine de cahilane karşı çıkan yazara soruyoruz "Said Nursi'ye hakaret etmek için hangi kafada olmak gerekir?"

Bahsedilen yazının ilgili yerleri şöyle:

İslam Tarihinde bir “Cemel Vak’ası” vardır, camilerde vaizler anlatmazlar bunu, üstü örtülür sorgulanmaz. Oysa önemli bir olaydır. Hazreti Peygamber’i eşi Hazreti Ayşe ile Dördüncü halife, Hazreti Peygamberin amcaoğlu ve damadı Hazreti Ali’nin yandaşları savaşmışlardır.

...

Olan bu işte, doğrusu bu… Makam, mevkii, iktidar, itibar, ihtiras uğruna birbirlerine girmişler sahabe denilen insanlar… Burada bir haksız, bir de haklı olmalı. Fakat Eş’ar’i, Nakşi, Selefi zihniyeti bunu böyle demez, “O da haklıydı, bu da” der. Kim gibi, sözgelimi Necip Fazıl Kısakürek gibi. “Hazreti Ali” adlı kitabında “Hazreti Ali haklıdır, Muaviye ise haksız değildir”der.

Said Nursi de  NFK gibi, o da bu işlerin fazla kurcalanmaması gerektiğini iddia ediyor ve birbiriyle savaşanlardan her iki tarafın da cennete gideceğini söylüyor (cennet ondan soruluyor ya). İşte dedikleri (oldukça ağdalı bir dil ama meraklısı sözlüğe baksın):

“Madem sırf lillâh için ve İslâmiyetin menâfii için içtihad edilmiş ve içtihaddan muharebe tevellüt etmiş; elbette hem katil, hem maktul, ikisi de ehl-i Cennettir, ikisi de ehl-i sevaptır diyebiliriz. Her ne kadar Hazret-i Ali’nin içtihadı musîb ve mukàbilindekilerin hata ise de, yine azâba müstehak değiller. (…) Bizde gayet meşhur ve sözü hüccet bir zât-ı muhakkik, Kürtçe demiş ki: ‘Sahabelerin muharebesinde kıyl ü kàl etme. Çünkü hem kàtil ve hem maktul, ikisi de ehl-i Cennettirler’”

***

CEMEL VAK'ASI NEDİR?

Konuyla ilgili sorularlarisale.com sitesinde verilen kısa bilgi yukarıda adı geçen yazarın da yanlış bakış açısını ortaya koyuyor: 

Cemel savaşı Hazreti Ali (ra) ile Hazreti Ayşe (ra) arasındaki bir içtihat savaşıdır. Hazreti Osman (ra)’ı  şehit edenlerin cezalandırılması hususunda Hazreti Ali (ra) adelet-i mahzayı esas alırken, muhalifleri olan Hazreti Ayşe, Zübeyir ve Talha (ra) adelat-i izafiyeyi esas almışlardır. Aralarındaki bu içtihat farklılığına siyasi fesat girince, savaş kaçınılmaz hale gelmiştir.

Adalet-i Mahza: Toplum için fert feda edilemez. Bir gemide dokuz cani bir masum olsa o gemi batırılamaz, görüşünü savunuyor ki, bu aynı zamanda Kur’an’ın adalet anlayışıdır.

Adalet-i İzafiye: Toplumun selameti için ferdin hakkı feda edilebilir anlayışıdır. Bu görüşe göre dokuz caninin cezalandırılması için bir masum feda edilebilir. Yalnız bu anlayış ancak adalet-i mahzanın uygulanmasının mümkün olmadığı yerde geçerlidir.

Hazreti Osman (ra)’ı şehit eden güruh içinde masumların da bulunmasından dolayı halife olarak İmam Ali (ra) kısas tatbik edemiyor. Adalet-i mahzaya uygun olmadığını savunuyor. Muhalifler ise adalet-i mahza ancak şeyheyn zamanında mümkündü, şimdi tatbiki kabil değildir. Bu sebeple toplumun sükuneti için o güruhu cezalandırmak gerekir, fikrini savunuyorlar. Yani aralarında böyle hukuki bir içtihat ihtilafı bulunuyor. Bu ihtilafın içine bazı münafık ve Yahudiler de fesat sokunca, içtihat savaşa dönüşüyor. 

Şeyheyn tabiri; Hazreti Ebu Bekir (ra) ve Hz. Ömer (ra)’in dönemine deniyor. Bu dönemde İslam alemi en kuvvetli ve parlak dönemini yaşıyor. İslam dininin siyasal ve içtimai açıdan kökleşip müesseseleştiği bir dönemdir. Bu nedenle diğer iki Raşit halife olan Hazreti Osman (ra) ve  Hz. Ali (ra)’in döneminden daha faziletli, daha sevaplı bir dönemdir. Burada az bir amel öbür zamandaki çok amele bedeldir. Bunun en büyük sırrı dönem olarak Hazreti Peygamber (asv) ve onun risaletine en yakın bir dönem olmasıdır. Bu dönemde İslam kurumsallaşıp kökleşirken, diğer dönemde daha ziyade ihtilaf ve ifsat ile uğraşılmıştır. Bu tabi ki Hazreti Osman ve Hz. Ali (ra)‘in şahsından kaynaklanan bir durum değil, toplumsal yapının bozulmaya başlamasından kaynaklanan bir durumdur.

Cemel savaşında her iki taraf da makbul olmasından dolayı onlar hakkında ileri geri konuşmak doğru değildir. Ehl-i sünnet alimleri her iki tarafta da ölenleri ehli cennet kabul etmişlerdir. Kim haklı kim haksız meselesine girmek, sahabelere olan sevgi ve hürmeti zedeleyeceği için, bütün Ehl-i Sünnet alimleri ittifak ile bu konuda ileri geri konuşmayı men etmişler. Sırf tarihi olaylara bakıp işin hakiki suretini ve kader boyutunu görmeden hüküm vermeye kalkışmak sakıncalı olur.      

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum