1. HABERLER

  2. RÖPORTAJ

  3. Said Nursi’nin Münazarat’ı çözüm süreci için reçetedir
Said Nursi’nin Münazarat’ı çözüm süreci için reçetedir

Said Nursi’nin Münazarat’ı çözüm süreci için reçetedir

Adıyaman Baro Başkanı Hasan Demir, Risale Haber'e konuştu

A+A-

Röportaj: Ömer Çelebi

RİSALEHABER-ÖZEL

Güneydoğu’nun maneviyat şehri Adıyaman’ın en deneyimli avukatlarından Hasan Demir’in 1983 yılında İstanbul Üniversitesi’nde başlayan ve 32 yıldır devam eden bir hukuk mazisi var. Hukuk ve adaletle adeta et ve kemikleşen Avukat Hasan Demir’le konuştuk.

Geçen Ekim ayında yapılan seçimde Adıyaman Baro Başkanı olarak vazifesini ifa eden Demir, ortaokul yıllarından başlayan bir Risale-i Nur mazisi de var. Bediüzzaman ve Risale-i Nur’ları o kadar sevmiş ki; Ağır ceza davalarında beşeri hukukla hemhal olurken zihni en büyük dava olan iman davasına, nazarı Risale- i Nur okumaya çevirmek beni rahatlatıyor” şeklinde konuşuyor.

Sizce Risale-i Nur bir hukuk kitabı mıdır, diye sorduğumda?  “Risale-i Nur, Hukukullah’ı Kuran’ı referans alarak öğreten ve hatırlatan bir hukuk kitabıdır.” şeklinde cevap veriyor.

Geniş yelpazede birçok meseleyi konuştuk Sayın Demir’le. Bediüzzaman’a göre adalet ve hürriyet kavramları, günümüzde sürekli tartışılan yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, Risale-i Nur perspektifindeki çözüm önerileri, cemaatlerin siyasallaşması ile 17-25 Aralık operasyonları için görüşleri olmak üzere birçok konuda sorularımıza tüm samimiyetiyle cevap verdi.

Adıyaman ve Şanlıurfa’yı birbirine bağlayan Türkiye’nin en büyük 3.asma köprüsü için de; 30 sene Bediüzzaman’a hukuksuzluğun en çetinini yaşatan ve defalarca zehirleten bu devletin Üstad’a karşı bir “özür” manasıyla köprüye Bediüzzaman Said Nursi adının verilmesini şiddetle istiyorum” diyor.

BEDİÜZZAMAN’A ve RİSALE-İ NUR’A HİZMET ETMEK, ONU OKUTMAYA VESİLE OLMAK EN BÜYÜK HEDEFİMİZDİ

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

1915 yılında malum 1.Dünya Harbi ve Ermeni meselesinden ötürü dedelerim Erzurum’un Hınız ilçesinden Adıyaman’a göç etmişler. Ben de 1964 yılında Adıyaman’ın Kâhta ilçesinin Sarıdana (Bozmiş) köyünde doğdum. On bir çocuklu bir aileden geliyorum. 1974 yılında Adıyaman merkeze taşındık. İlkokulu bitirdikten sonra Adıyaman İmam Hâtip’te ortaokula başladım. Bir yıl okuduktan sonra yatılı kazandığım Bitlis İmam Hâtip Lisesi’ne gittim. Ortaokul ve liseyi bitirdikten sonra 1983 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım.

hasandemir1.jpgİş hayatınız nasıl gelişti?

1987 yılında Hukuk Fakültesinden mezun oldum. On beş ay İstanbul’da avukatlık ve yüksek lisans yaptım. Daha sonra da Adıyaman’a geldim, 26 yıldır serbest avukatlık yapıyorum. 2014’ün Ekim ayında yapılan seçimle de Adıyaman Baro Başkanı seçilerek bu görevimi ifa ediyorum.

Yıllardır Bediüzzaman’ın fikirlerini takip ettiğinizi, Risale-i Nur’ları okuduğunuzu biliyoruz. Evvela nasıl tanıdınız, kimler vesile oldu? Kısaca bahseder misiniz?

74’te ilkokula başladığımda yasaklı kitaplar olarak hatırlıyorum. Ortaokula giden Mehmet abim (Dursun Çavuş Cami İmam Hâtibi) verilen bir ödevin başına büyük harflerle “SAİD NURSİ” yazdığını hatırlıyorum. İlk aklıma gelen bunlar. Daha Bitlis’e giderken ben Akıncılar grubunun müntesibiydim. Bize “Nurcular, eve kapanırlar, sadece kitap okurlar başka birşey yapmazlar, renkleri solmuş, güneş yüzü görmemiş insanlar” olarak lanse ederlerdi. Bitlis’e gitme sebebim aslında Arapça’yı öğrenmekti ama duamız bununla beraber İmam Hâtip’te Risale-i Nurları alıp okumaya başlayarak daha da mutmain oldum, hamd ediyorum. O günden beri Risale-i Nur’larla hemhal olmaya, mümkün olduğu kadar gençlere Risale-i Nur okuyarak imanlarını kurtarmayı ve pekiştirmeyi tavsiye ediyoruz.

Risale-i Nur hizmeti ile olan ilginiz Üniversite yıllarında devam etti mi? İstanbul’da neler yaşadınız?

83’te Üniversite’ye gittiğim ilk günden mezun olana kadar Nur Dersanelerinde kaldım. Bediüzzaman’a ve Risale-i Nur’a hizmet etmek, onu okutmaya vesile olmak en büyük hedefimizdi. Hâlâ bu bağlılığımızı canlı tutmaya gayret ediyorum.

GÜN İÇİNDE ALDIĞIMIZ STRESİ OKUMAKLA GİDEREBİLİYORSUNUZ

Hem Risale-i Nur okumak ve hizmeti yapmak hem de avukatlık mesleğini icra etmek hayatınıza ne katıyor?

Avukatlık mesleği çok stresli ve sabır gerektiren bir meslek. İnsan odaklı çalışıyorsunuz. Risale-i Nur ise maneviyat alemini açtığı için gün içinde aldığınız stresi okumakla giderebiliyorsunuz. Ağır ceza davalarında beşeri hukukla hemhal olurken zihni en büyük dava olan iman davasına çevirmek, nazarı ona vermek beni rahatlatıyor.

Bediüzzaman Hazretlerinin talebeleriyle nasıl görüştünüz?

Bitlis’te Lise 2’deyken Pazar günleri İmam Hâtip öğrencileri olarak ikindi derslerine giderdik. Bir gün Van’dan Mustafa Sungur ağabey gelecek dediler. İlk kez merhum Sungur ağabeyi gördüm.  Bitlis’te Allah uzun ömür versin Yusuf Soysal ağabeyimiz vardı. Bana bir mektup verdi. Adıyaman’a gidersen Mahmut Allahverdi, Dursun Kutlu ve Abdulkadir Kayır ağabeylerle görüş diye. Onlarla sık sık görüşürdüm. İstanbul’da ise Fırıncı ağabeyle çok hukukumuz vardı. Daha sonra Birinci, Kutlulular, Badıllı ve Yeğin ağabeylerle sık sık görüşmeye başladım. Allah onlardan razı olsun.

hasandemir_celebi2.jpgRİSALE-İ NUR; HUKUKULLAH’I, KURAN’I REFERANS ALARAK HATIRLATAN BİR HUKUK KİTABIDIR

30 yıldır hukuk camiasının içindesiniz. Yıllardır hukuki birçok davaya katıldınız. Peki hukuk ve Risale-i Nur arasında nasıl bağ kuruyorsunuz?

Hukuk, vatandaşın devletle ve insanla olan ilişkisini düzenleyen, vatandaşın devlet karşısında sahip olduğu yükümlükleri ele alan bir kavramdır. Risale-i Nur’da ise bu örgü, bu mantık fazlasıyla var. Risale-i Nur’daki fazlalık onların eksikliğidir. Risale-i Nur’da kovalent bağ dediğimiz çift taraflı etkileşim var. Sizin toplumla veya kendinizle olan sorumlulukla beraber aynı zamanda Hukukullah’ı ele alarak inancınıza ve yaratıcınıza olan sorumluluklarınızı da Kuran’ı referans alarak size öğreten ve hatırlatan bir hukuk kitabıdır.

BEDİÜZZAMAN’IN ADALET ANLAYIŞI

Hukukçu kimliğinizle cevap verecek olursanız Said Nursi Risale-i Nur’da adalet kavramını nasıl ele alır?

Said Nursi hep fert odaklı düşünmüş ve devletin fert için olması gereken bir kurum olduğunu hep dile getirmiştir. Ona göre adaletin olmadığı yerde zulüm tevzi edilmiştir. Meşrutiyet döneminde sık kullandığı istibdad modern tabirle statüko; “tahakkümdür, keyfi muameledir, kuvvete dayanarak şiddet uygulamadır” der.  Yine hukuk için şu kavramı kullanır: “Bir millet cehâletle hukukunu bilmezse ehl-i hamiyeti dahi müstebid eder”  diyerek hukukun üstünlüğüne ve hukukun uygulanmadığı bir toplum neticesinde hamiyet ehli insanların bile kanunsuzluğa başvuracağını ifade etmiştir. Bunla beraber, iddia ile birlikte savunmanın da kutsanacağı bir adalet anlayışını benimser. Bediüzzaman defalarca; “beni bunla bunla suçluyorsunuz, deliliniz yok, kendimi savunuyorum dinleyenim yok” diyerek adaletin ele baktığını, kalbe veya niyete bakmadığını belirtmiştir.

BEDİÜZZAMAN İYİ BİR DAVA ADAMIDIR!

Bediüzzaman malum 30 sene civarında hapis hayatı yaşadı ve bu zaman diliminde çeşitli tecritlere hatta zehirlenmelere maruz kaldı.  Risale-i Nur’un birçok yerinde Üstad’ın hukuk müdafaaları var. Sizce Bediüzzaman iyi bir avukat mıdır, iyi bir savcı mıdır, iyi bir hakim midir?

hasandemir2.jpgBediüzzaman iyi bir dava adamıdır! Bu müdafaalarda bir hukukçu, bir savcı, bir avukat gibi davranmamış. Yüreği yanmış, kendi İslam beldesinde Bolşevik baykuşlarının seslerinin öttürüldüğünü görmüş ve bütün mesaisini iman hizmetine feda etmiş bir kahraman. O ciddi bir savcı ve avukat gibi olan bağlılığı davasına olan sadakatten geliyor. Hatta o kadar bağlı ki kendisi için verilen on bir aylık ceza için şu savunmayı yapıyor: “Siz beni devletin nizamını değiştirmek gibi ciddi bir dava ile yargılıyorsunuz ve mukabilinde bana bu küçük cezayı veriyorsunuz. Halbuki bu ceza at hırsılarına veya kız kaçıranlara verilir” diyerek büyük bir dava adamı olduğunu ifade etmiştir.

YARGIMIZ REJİMİN PAYANDASI OLARAK KULLANILMIŞ

Günümüze gelirsek gündemi yargı ve hukuk problemleri sürekli meşgul ediyor. Yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı sürekli tartışılıyor. Bu problemlerin kaynağı nedir?

Herkes evvela hukuka saygı duyacak. Kanunlar yapılırken güncel ve kendi şahsi veya parti menfaatleri gözetilmeden bütün toplumu kucaklayan genel-geçer, milletlerarası kabul görmüş normlar, halkın içinden gelen, toplumun sosyolojik yapısına uygun kanunlar konulursa bu türlü sıkıntılar olmaz. Maalesef yargımız Cumhuriyet’in kuruluşunda itibaren rejimin bir payandası olarak kullanılmış. Toplum mühendisliği gözetilerek tek düzen, tek anlayışla tamamen dinden steril edilmeye çalışılmış ve bunu uygulayacak olanların da aynı mantıkta olması lazım. Onun için pek yerli hocalara da güvenmemişler, Yahudi ve Hristiyan hukukçular ithal ederek keyfi kanunlar koymaya çalışmışlar.

Bu ülke insanın bir kıyafeti vardı. Ecnebi kıyafeti getirerek bu millete giydirilmeye çalışıldı. Elbise uymayınca da bedeni hormonladılar bu sefer bedeni elbiseye uydurmaya çalıştılar. İşte biz böyle bir yargı mazisinden geliyoruz. Cumhuriyeti kuracağız dediler ama özel şartlarımızla. Nedir özel şartlarınız? Keyfimiz dediler. Bir milletin özel şartı olmaz. Genel kuralları olur, siz vatandaşınıza saygılıysanız vatandaşınız hangi fiilin suç olduğunu hem bilmeli hem kendisi buna karar vermelidir. Millet bilmediği kanunlarla idare edilmemelidir. Benimle sizin arasındaki kurallar ile benim Ahmet, Mehmet arasındaki kurallar bir olmayabilir. İkisi için aynı kanun uymayabilir.

HÜRRİYET TOPLUMLARIN BAHAR YAĞMURUDUR

Çözüm nedir, Risale-i Nur referansıyla nasıl reçeteler sunulabilir?

Evvela işi ehline verilmesi elzemdir. Amerika’ya yeniden keşfetmeye gerek yok, bütün Avrupa’da hukuk sisteminin mükemmel işlediği yere bakıyorsunuz, bir hükümet geldiğinde değişen kim; başbakan, bakanlar ve yardımcıları. Hiçbir genel müdür, bölge müdürü, il müdürü değişmiyor. Toplumsal bir yapının veya zümrenin yok etmesi, hükmetmesi söz konusu değil. Ama ülkemizde tam tersi işleniyor. Hakimlerin içinde âlevisi de olacak, sünnisi de. Türk’ü olduğu gibi Kürt’ü de olacak. Laz’ı, Çerkezi de… Yani toplumun hiçbir zümresi tehlike arz ediyor zannedilmeyecek. Sen huzuru bozarsan senin de huzurunu bozarlar, anarşi çıkarırlar. Fıtratı baskı altına alamazsınız. Herkes kendisini hür zannedecek, hür olacak.

Hürriyet toplumların bahar yağmurudur. Bütün kabiliyet ve yeteneklerin neşvü nema bulma fırsatıdır. Toplumda bir rengi yok ederseniz toplum yara alır. Bediüzzaman o yüzden Kürt aşiretlerine hürriyeti anlatırken Kürtlerin bekasının Türklerle bağlantılı olduğunu hatta bizim maddeten terakkinin Ermenilerle sulh ve işbirliği içinde olmasına bağlı olduğunu söyler. Gayr-i Müslimlerin hakları bile muhafaza edilmelidir. Düşünce yapımızın temelinde Risale-i Nur yatıyor. Bediüzzaman Said Nursi’nin yaşadığı tecrübelerle getirdiği çözümler çok daha kalıcı, çok daha fıtrata uygun ve önemlisi de suhuletle netice alıcıdır. Maalesef bugüne kadar müracaat edilmemiş, inşallah bundan sonra müracaat edilecek ve Türkiye hukuk sistemi olmak üzere toplumun bütün sosyolojik kavramları bundan istifade edecek.

ÇÖZÜM SÜRECİ İÇİN MÜNAZARAT BÜYÜK BİR REÇETEDİR

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en büyük siyasi girişimi olan çözüm süreci ile önemli yol aldı. Baro başkanı olarak nasıl yaklaşıyorsunuz?

hasandemir3.jpgToplumda ırkçılığa karşı ırkçılıkla mücadele edilmesiyle otuz yıldır bu ülkede bir iç harp yaşıyoruz. Otuz yıldır enerjimizi boşa harcadık. Artık bu yanlıştan dönmemiz lazım, her iki tarafta yoruldu. Silahlı mücadeleyi öne atan Kürt’ler atık şiddetle bir yere varılamayacağını, devlet de faili meçhullerle, Kandil’i bombalamakla bu sorunu çözemeyeceğini anladı ve bu sürece girildi. Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana gündemde sıcak tutulan bölünme fobisi ile hareket edilmemeli. Aman bölüneceğiz korkusuyla çözüm süreci akamete uğratılmamalı. Bu fırsatı iyi değerlendirmemiz lazım.

Çözüm süreci için Bediüzzaman’ın Münazarat adlı eseri adeta bir demokrasi manifestosu ve büyük bir reçetedir. Münazarat’a acilen başvurulmalıdır. HDP’li bir avukat arkadaşa geçen gün bu eseri anlatırken çok hoşuna gitmişti. Yine Bediüzzaman; “Medenilere galebe çalmak ikna iledir, söz dinlemeyen vahşiler gibi icbar (zorbalıkla) değildir” diyerek bize büyük bir yol haritası sunuyor. Zorbalıkta en çok münafıkların sayısını arttırırsınız, bastırırsınız, size düşüncesini açıklamaz fırsatı bulduğunda ise sizi yok etmeye çalışır.

HÜRRİYET CENAB-I HAKK’IN BİR İHSANIDIR

Bir de maddi terakki çok önemli. Bediüzzaman en büyük düşmanlarımızdan birinin ihtilaf ve cehaletle birlikte fakirlik olduğunu söyler. Hürriyetin olmadığı hiçbir toplum zengin değildir. Hürriyet Cenab-ı Hakk’ın bir ihsanıdır, Allah’ın bu ihsanına saygı duyduğumuzda hem kamu düzeni sağlanır, hem asayiş muhafaza edilir, hem maddi terakki sağlanır hem de insanlar ele bakmaktan kurtulur.

NUR TALEBELERİ SÖYLEMEKTEN ZİYADE ELİNİ YAŞIN ALTINA KOYMALI

Çözüm süreci için Nur Talebeleri’nin rolü nasıl olmalıdır?

Nurcular aktif rol oynamalı, bundan sonra bildiklerini söylemekten ziyade elini birebir taşın altına koyarak somut katkı sunmalıdır. Siyasi düşüncelere alet olmadan toplumu, istikbali ve İslam kardeşliğini düşünerek bire bir çözüme dahil olmalı ve Risale-i Nur’da ne kadar reçete varsa fiillere dökmelidir. Maalesef zaman zaman meşrepçi yaklaşımlarla kendimizi insanlardan ürkütmüşüz. 

DİN ADINA, CEMAAT ADINA SİYASET YAPILMAMASI GEREKİYOR

Cemaatlerin siyasallaşması konusu çok tartışılıyor. Sizce cemaatler siyasallaşıyor mu?

Cemaatlerin idari yapıyı ele geçirip talip olmaması lazım. Onlar toplumu bilinçlendirme, iman hizmeti ile uğraşmalıdır. Fert olarak siyasetle alakadar olabilirsiniz bu gayet normal. Ancak arkanıza bir cemaati alırsanız cemaatinizi siyasallaştırarak gerçek mesleğinden uzaklaştırırsınız. Maalesef cemaatler bürokraside yer almak, kontenjan almak için taviz verdiler. Taviz verince de anlattığınız hakikatlerin vurgusu düşer, ihlâsı gider, manası kaçar.

Din adına, cemaat adına siyaset yapılmaması gerekiyor. Bunu yapıyorsa, devlet bürokrasisini ele geçirmeye çalışıyorsa bunun adı cemaat değildir, bu bir şebekedir.  Benim adamım polis olsun, hakim olsun. Hayır, efendim kimin kabiliyeti varsa o olsun. Hani Münazarat’ta Bediüzzaman’a; “Her taraf karıştı, asayiş bozuldu artık bir Mehdi gelmek lazımdır” diye soruluyor Bediüzzaman: “Hay hay, Mehdi gelsin ama sizi vazife başında görsün”  der. Mehdi de gelse Deccal de gelse benim Allah katında yapacağım vazife bellidir ve insanlara karşı benim tebliğ görevim bitmiyor, demelidir.

CEMAAT; İDARECİ OLMA, YÖNETİCİ OLMA GİBİ BİR GAYRETİN İÇİNE GİRMEMELİ

17-25 Aralık operasyonunu nasıl yorumluyorsunuz?

hasandemir_celebi1.jpgBu operasyon açıkça hükümeti indirme operasyonudur. Bunu yapanların amacı sivil bir darbe yapmaktır. Yani sen maksadıma ulaşmamı engellersen ben de seni oradan indiririm hareketidir. Karşı taraf da madem sen bana acımıyorsun, toplumun refah ve huzurunu dikkate almıyorsun, bunu göze alıyorsun ben de senin fertlerini suçlu-suçsuz demeden cezalandırırım, tasfiye ederim seni diyor. Ama maalesef toplum barışı burada zedeleniyor, ülke zarar görüyor. İnşallah bu kavga daha da sürmez toplumsal barış tekrar tesis edilir. Cemaat mensuplarının burada çıkarması gereken önemli bir ders var. Sadece iman hizmeti ile meşgul olmalı. Onlar idareci, yönetici olma gibi bir gayretin içine girmemelidir. Zira siyasette herkes rakiptir, hizmette herkes kardeştir.

DİYANETİN RİSALE-İ NUR BASMASI TAKDİRE ŞAYANDIR

Diyanet’in Risale-i Nur basması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bediüzzaman dönemin Halk Partisi’nden yani CHP’sinden bile üç şey talep ediyor. Bunlardan biri Risale-i Nur’ların devletçe tab edilmesiydi. Demokratlardan da bunu istiyor. Demokratlar her ne kadar Risale-i Nur’ların serbest olmasına vesile olmuşsa da ne Halk Partisi ne de Demokratlar Risale-i Nur’ların devletçe basılmasını gerçekleştirmedi. Diyanetin bugün Risale-i Nur basması takdire şayandır zaten olmasını istediğimiz bir şeydi. Eğer Diyanet bu halkın, bu devletin kurumu ise basması gerekiyordu. Basanları, basmaya vesile olanları tebrik ediyorum.

İHTİMAL ÜZERİNE HÜKÜM BİNA EDİLMEZ

Bir kesim Risale-i Nur’lar devletçe tab edilir hükümetler de değişirse basımla ilgili sıkıntı çıkar endişesi var. Sizce böyle bir şey olur mu?

Çıkarılmak istenen kanun diyor ki: “Bundan sonra Risale-i Nur basımını hükümetlerin ve devletlerin yetkisine verilsin.” Bir kesimde haklı olarak biz devlet iznine bağlarsak yarın Risale-i Nur’lara karşı olan, hatta zararlı gören bir hükümetin eline geçere ne yapacağız? Bu ihtimal üzerine hüküm bina etmektir. İslam hukukunda da ihtimal üzerine hüküm bina edilmez.

RİSALE-İ NUR ORJİNALİYLE RİSALE-İ NUR’DUR

Risale-i Nur sadeleştirmeleri uzun süredir tartışılıyor. Siz Risale-i Nur’ların sadeleştirmesine nasıl yaklaşıyorsunuz?

Bütün mesele aslında Risale-i Nurları iğdiş etme, Risale-i Nur’ların etkisini zayıflatıp başka argümanları daha öne çıkarma meselesidir. Ben ondan daha güçlüyüm, daha makbulum, daha manevi üstünlüğüm var havasına giren bir grubun Risale-i Nur’u tahrip etmesi ile gelen neticedir. Risale-i Nur’lar sadeleşecek eserler değildir. Risale-i Nur orijinal haliyle Risale-i Nur’dur, onun dışındakiler sadeleştirdim diyen Ahmet, Mehmet artık kimse ona aittir. O, Risale-i Nur değildir. Onları okuduğunuz zaman tadı yok, tuzu yok, zevki yok, manevi vehabeti kalmamış. Ruh yok, cesede bakıp bakıp duruyorsunuz. Kendinizin daha iyi olduğunu göstermek için daha iyiyi yok etmeye hakkınız yok. Daha iyi olduğunuzu göstermek için o seviyeye sizin çıkmanız gerekir, onun seviyesini indirmek değil. O seviyeye yetişemiyorsanız bana ne!

3.ASMA KÖPRÜSÜNÜN ADI BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ OLMALI

Siz Adıyamanlısınız, malum Adıyaman ve Şanlıurfa’yı birbirine bağlayan Türkiye’nin en büyük 3. asma köprüsünün adının Bediüzzaman Said Nursi köprüsü olması talebi var. Sizce bu isim olabilir mi?

Şiddetle olmasını istiyorum. Zira o köprü barış ve kardeşliğin bir sembolü ve doğu ile batıyı birbirine bağlayan bir köprü olacak. Çözüm sürecinin de tartışıldığı bu zeminde Türk’ler ve Kürt’ler arasında mutabık ve çözüm sürecine katkı sağlayacak Bediüzzaman Said Nursi isminin verilmesi hayra vesile olacak inşallah. Demin anlattığımız gibi 30 sene Bediüzzaman’a hukuksuzluğun en çetinini yaşatan ve defalarca zehirleten bu devletin Üstad’a karşı bir “özür” manası taşıyacağı kanaatindeyim.

RİSALE-İ NUR’UN ÖNÜNDE PERDE OLMAYALIM, MÜMKÜNSE YOLUNU AÇALIM

Son mesajınız?

Biz hukukçu olarak, toplum olarak özellikle Risale-i Nur okuyanlar olarak tüm çekişmeleri bir tarafa bırakmamız lazım. Risale-i Nur’un gösterdiği o hedefe hızlı ve samimi adımlarla ilerlemek gerekiyor. Biz bunu yapmadığımız zaman manen mesuliyet altındayız. Zira bizim görevimiz toplumun aydınlanması, gençlerin imanının kurtarılması, malayani işlerden uzaklaşarak kemalata doğru ilerlemesi, entelektüel bazda kendimizi geliştirerek ötekileştirmeden uzak, barış içerisinde kardeşçe yaşayan bir toplum oluşturmaya gaye etmeliyiz. Risale-i Nur’ların önünde perde olmayalım mümkünse yolunu açalım. Bediüzzaman’ın dediği gibi fiillerimiz sözlerimizi doğrulasın, teyid etsin. 

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
7 Yorum