1. HABERLER

  2. NUR TALEBELERİ

  3. Said Nursi, onun mezar taşına özel not yazdırdı
Said Nursi, onun mezar taşına özel not yazdırdı

Said Nursi, onun mezar taşına özel not yazdırdı

Ken­di­si imam­dı ve ha­fız­dı, ga­yet gü­zel Kur’an-ı Ke­rim okur­du. Çift­çi­lik de ya­pı­yor­muş. Onun evi köy­ün öbür ta­ra­fın­da idi

A+A-

Risale Haber-Haber Merkezi

Nur Fabrikası sahibi, Denizli hapishanesi şehidi, İslamköylü Hafız Ali ağabeyimizi vefatının 74. yıldönümünde rahmet dualarımızla anıyoruz. Merhum Hafız Ali Ergün Denizli hapishanesinde hastalanıyor, hastaneye kaldırılıyor ve orada 17 Mart 1944 tarihinde vefat ediyor.   

Merhum Mustafa Sungur ağabeyimizden naklen, Hafız Ali ağabeyin kabir taşına Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin şu sözleri yazılmıştır: “Mahkeme-i Kübra-yı Haşrî’de, Risale-i Nur Talebelerinin Bayraktarı, Şehid Merhum Hâfız Ali. Rahmetullâh-i Aleyh. Ebeden Dâima. Said Nursi.”

***

İslamköylü merhum Ha­san Ergünal, çocukluğundan vefatına kadar Hafız Ali ağabeyin yanında Kur’an ve Risale-i Nur talimi yapmıştır. Hafız Ali ağabeyi en iyi tanıyanlardandır.

Hasan Ergünal ile yapılan bu röportaj 26 Haziran 1998 tarihinde, Ömer Özcan tarafından İslamköy’de yapılmış olup, teyp kasetine kaydedilmiştir. Hatıraların tamamı daha sonra Ağabeyler Anlatıyor-1 kitabında yayınlanmıştır.

HO­CAM HA­FIZ ALİ’DİR

Ha­san Ergünal Ağa­bey, çok gü­zel bir ya­zıy­la ya­zıl­mış ki­ta­bı gös­ter­di bi­ze. Sordum.

Bu si­zin ya­zı­nız mı?

Yok! Bu, be­nim ho­ca­mın ya­zı­sı­dır.

Ho­ca­nız kim?”

Ha­fız Ali... Ben be­şin­ci sı­nıf­ta yaz­ma­ya baş­la­dım, hâlâ da ya­zı­yo­rum. Siz de müm­künse es­ki ya­zı­yı öğ­re­nin, bun­la­rı oku­yun. Ba­kın bu Otuz Üçün­cü Söz (Pen­ce­re­ler) Ri­sa­le­si; bu­nu yaz­dım, bil­gi­sa­yar­dan çı­kar­dık. Dün­ya­nın fen­le­rin­den is­ti­fa­de edi­yo­ruz. Ben­de bü­tün kül­li­yat var, fa­kat o za­man­ki ağa­bey­le­rin ya­zı­la­rı o ka­dar gü­zel­di ki… Be­nim ya­zım o ka­dar gü­zel değil­di. O yüz­den utan­dım, Üs­tad’a tash­ihe gö­tür­me­dim...

NA­MAZ TES­Bİ­HA­TINI HEP BİR AĞIZ­DAN SES­Lİ OLARAK YA­PI­YORDUK

Ahi­ret­te Ri­sa­le-i Nur ta­le­be­le­ri­nin bay­rak­ta­rı olan Ha­fız Ali Ağa­bey na­sıl bir in­san­dı?

Ken­di­si imam­dı ve ha­fız­dı, ga­yet gü­zel Kur’an-ı Ke­rim okur­du. Çift­çi­lik de ya­pı­yor­muş. Onun evi köy­ün öbür ta­ra­fın­da idi.

Ri­sa­le-i Nur’a in­ti­sap­tan son­ra de­vam­lı ya­zar, ak­şam nama­zın­dan yat­sı­ya ka­dar du­a­la­rı­nı okur­du. Yat­sı­yı ta­le­be­le­riy­le kı­lar, faz­la oya­lan­ma­dan yatar­dı. Şa­fak­tan ev­vel kal­kar Cev­şen’ini okur, son­ra ta­le­be­le­ri ge­lir­di. 10-15 çocuk oku­tu­yor­du; dört ta­ne ha­fız çı­kar­dı. Na­maz­dan son­ra­ki tes­bi­ha­tı hep bir ağız­dan ses­li ya­pı­yor, Kur’an okun­duk­tan son­ra da da­ğı­lı­yor­duk. Bir kıs­mı­mı­za da yaz­dı­rı­yor­du. İş­te o ya­zan­lar­dan bi­ri de biz­dik...

KABİR EHLİ ÖY­LE VA­VEY­LÂ EDİ­YOR­LAR­DI Kİ, DAĞ­LA­RA KAÇ­SAM UNU­TA­MA­YA­CAĞIM…

Se­ne 1942 idi… Ben kül­li­ya­tın bü­yük­le­ri­ni yaz­mış­tım, bir de kü­çük­le­ri yaz­ma­ya baş­ladım. Yir­mi Do­ku­zun­cu Söz’ü yaz­dım, ho­ca­mın ya­nı­na git­tim.

Ya­nı­na oturt­tu be­ni; bak­tı bak­tı, de­di:

“Kar­de­şim! Ben bu­gün kab­ris­ta­nı zi­ya­re­te git­tim, gör­düm ki: Ço­luk çocuk meş­ga­le­siy­le, rı­zık top­la­mak, ka­zan­mak do­la­yı­sıy­la, ke­se­le­ri­ne tor­ba­la­rı­na ahi­ret azı­ğı ola­rak bir şey dol­dura­ma­mış­lar. Öy­le va­vey­lâ edi­yor­lar­dı ki... Ben o acı­yı gör­düm, dağ­la­ra kaç­sam unu­ta­ma­ya­cağım... Siz in­san ölün­ce kur­tu­lu­yor zan­net­me­yin; na­sıl bu­ra­sı bir âlem­se, o ka­bir de öy­le bir âlem­dir, adem ve yok­luk yo­ktur...” Ho­cam ağ­lı­yor­du...

hafiz_ali_mezar_kabir_haberici2.jpg(Denizli Kabristanında medfun Hafız Ali’nin (R.H.) mezar taşındaki yazı: “Mahkeme-i Kübra-yı Haşrî’de, Risale-i Nur Talebelerinin Bayraktarı, Şehid Merhum Hâfız Ali. Rahmetullâh-i Aleyh. Ebeden Dâima. Said Nursi.”)

BEDÜZZAMAN’DAN, HA­FIZ ALİ’NİN VE­L­YE­Tİ­NE İŞ’AR EDEN İFA­DELE­R:

“Ha­fız Ali kar­de­şim! Bir za­man Bar­la’da cu­ma ge­ce­sin­de dua eder­ken, se­nin âmin se­sini iki de­fa sa­ri­han işit­tim. Ar­ka­ma bak­tım, de­dim: ‘Ha­fız Ali ne va­kit gel­miş?’ De­di­ler: ‘O bura­da yoktur.’ Ben şim­di o va­kı­a­dan di­ye­bi­li­rim ki, üç-dört sa­at me­sa­fe­den du­a­ma âmi­ni­ni işit­tir­me­si, 30 gün­lük me­sa­fe­den bu­ra­da­ki zaif da­vet ve du­a­ma kuv­vet­li ve te­sir­li bir âmin hük­mün­de olan ya­zı­la­rın im­da­dı­ma ye­tiş­me­si, çok ma­ni­dar bir te­va­fuk­tur.’ (Kas­ta­mo­nu Lâhi­ka­sı, 30)

“...Ha­fız Ali’nin bu mek­tu­bu­nu al­dı­ğım­dan ya al­tı, ya ye­di gün ev­vel, Ka­ra­dağ’dan inerken bir­den di­yor­dum: ‘Ya­hu! Ata et, as­la­na ot at­ma; as­la­na et, ata ot ver.’ Bu ke­li­me­yi, beş-al­tı de­fa, ho­şu­ma git­miş, tek­rar edi­yor­dum. Ya Ha­fız Ali ben­den ev­vel yaz­mış, ba­na da söy­lettir­di ve­ya­hut ben ev­vel söy­le­mi­şim, ona yaz­dı­rıl­mış... Yal­nız bu ga­rip te­va­fuk­ta bir far­kı­mız var: O, ökü­ze ot de­miş; ben ata ot de­mi­şim!’ (Kas­ta­mo­nu Lâ­hi­ka­sı, 255)

ES­Kİ­ŞE­HİR MAH­KE­ME­SİN­DEKİ MÜ­DA­FA­A­LARIN TAMAMINI YAZMIŞTI

1935 Es­ki­şe­hir mah­ke­me­sin­de Üs­tad Haz­ret­le­ri, 110 ta­le­be­sinin avu­kat­lı­ğı­nı ya­pı­yor. Şu elim­de­ki eser, Es­ki­şe­hir mah­ke­me­si­nin bü­tün sa­fa­ha­tı­nı ya­zı­yor. Bu­ kitabı Ha­fız Ali, Eskişehir hap­sin­den çık­tık­tan son­ra ya­zı­yor.

Ta­rih­çe-i Ha­yat’ta­ki mü­da­fa­a­da ol­ma­yan­lar da mı var bu ki­tap­ta?

Evet, Ta­rih­çe-i Ha­yat hep­si­ni al­ma­mış; bu çok ge­niş… İş­te Üs­tad, her ta­le­be­sinin öy­le mü­da­fa­a­sı­nı ya­pı­yor ki ne ka­nu­na do­ku­nu­yor, ne de za­rar ge­le­cek bir ke­li­me kul­la­nı­yor... Bu ri­sa­le­ler­de öy­le bir ilim var ki ha­ki­ka­ten hiç kim­se iti­raz ede­mez… Onun için, siz genç­si­niz, bir kıs­mı­nı ez­ber­le­yin. Mah­ke­me­ler­de mü­da­faa ga­yet ko­lay; çün­kü Ri­sa­le-i Nur ta­ma­men man­tık der­si­dir.

AL­TI AY EV­VEL MA­NEN DE­NİZ­Lİ HA­Dİ­SE­Sİ­Nİ GÖR­MÜŞ...

Ha­fız Ali Ağa­be­yin ve­fa­tı­nı an­la­tır mı­sı­nız?

Ben as­ker­dey­dim... 1944’te De­niz­li Ha­pish­ane­si’nde has­ta olu­yor, hastaneye kal­dı­rıyor­lar, ora­da ve­fat edi­yor, De­niz­li kab­ris­ta­nı­na def­ne­di­yor­lar...

Ha­fız Ali (Denizli hapsine) git­mez­den al­tı ay evvel ba­na di­yor­du: “Ben se­ni şu­be­den alı­ko­ya­yım, sen ba­na (benim yerime) ta­le­be okut.” O za­man ben as­ke­re gi­de­cek­tim. Ba­kın, al­tı ay ev­vel ma­nen De­niz­li ha­di­se­si­ni gör­müş...

Ben ba­bam­la­ra mek­tup yaz­dı­ğım­da, ri­sa­le­ler­den ya­zı­yor­dum. Ba­bam da bir mek­tu­bu De­niz­li hap­sin­de bu­lu­nan Hafız Ali’ye gön­der­miş. Ona çok se­vin­miş, “Eğer izin ve­rir­ler­se mu­hak­kak gel­sin!” de­miş. Ba­na bir haf­ta son­ra mek­tu­bu gel­di. On­dan son­ra 17 Mart 1944’te ve­fat et­miş...

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
5 Yorum