1. YAZARLAR

  2. İsmail BERK

  3. Said Nursi Cizre günleri
İsmail BERK

İsmail BERK

Yazarın Tüm Yazıları >

Said Nursi Cizre günleri

A+A-

Adım Adım Said Nursi Günleri çerçevesinde Cizre'deydik. Cizre, İslam'la şereflenmesi Hicri 639'lara dayanan bir medeniyet kenti. Geçmişi bu kadar zengin. Alimlerin otağı desek yeridir. Üstad’ın 120 yıl önce böylesi bir son baharda gidip 4-5 ay misafir kaldığı bilinmektedir. Ama daha fazla detaya yeterince sahip değiliz.

Ancak, gördüğü bir rüya üzerine Cizre’ye gittiğini Tarihçe-i Hayat’tan öğreniyoruz.

Bediüzzaman, Tillo'da bulunduğu sırada bir gece rüyasında Şeyh Abdülkadir-i Geylani'yi  görür (1893). Şeyh, “Molla Said! Mîran aşireti reisi Mustafa Paşaya gidiniz ve kendisini tarik-i hidayete dâvet ediniz. Yaptığı zulümden vazgeçerek namaza ve emr-i mârufa müdavim olmasını tavsiye ediniz. Aksi takdirde öldürünüz” der (Tarihçe-i Hayat, 59).

Bediüzzaman, Cizre'ye ve Mustafa Paşa'nın çadırına gider. Geliş sebebini soran Paşa'ya, “Seni hidayete getirmeye geldim. Ya zulmü terk edip namazını kılacaksın veyahut seni öldüreceğim”(Tarihçe-i Hayat, 59) der. Paşa, “Benim Cezire’de çok âlimlerim var. Eğer hepsini ilzam edebilirsen senin dediğini yaparım. Eğer ilzam edemezsen seni Fırat Nehrine atarım” (Tarihçe-i Hayat, 59) diye cevap verir.

cizre-(2).jpgMustafa Paşa tarafından tertiplenen münazarada, Bediüzzaman, alimlere hiç soru sormadan bütün sorulara cevap verir. Bu arada ikram edilen çayını içtiği gibi, dalıp gitmiş bulunan yanındaki bir-iki alimin de çayını içer. Bu durum Mustafa Paşa'nın dikkatinden kaçmaz ve ilmi tartışma ile Bediüzzaman’ı mağlup edilemeyeceğini anlar. (Tarihçe-i Hayat, 60)

Bu olaydan 120 yıl sonra Cizre'nin bir evladı olan entelektüel hafıza ve Risale-i Nur'un tahlillerine kafa yormuş Abdülkadir Menek Beyefendi’nin organizasyonuyla gerçekleşen “Said Nursi Cizre Günleri Paneli”, Kırmızı Medrese'nin ruhunu yansıtan avlusunda ve güneşli bir günün bahar müjdesi veren esintili havasında gerçekleşti.

120 yıl önce Bediüzzaman'ın kaldığı Kırmızı Medrese…

120 yıldır hayatımıza nakşeden düşünceleri Risale-i Nur olarak Kırmızı Kitap olarak şiar bulmuş.

Kırmızı çayların sohbetlere can katan ikramı ise bu kırmızı desenlerin birer molası gibi

Cizre böyle bir farkın ev sahibidir. Bundan sonra umulur ve beklenir ki medreselerin ruhu seydalarımızın o halkın vicdanındaki onuru ve bu sessiz kitlenin, toplumun vicdanının dirilişi gerçekleşir. Maddi ve manevi kalkınma, kardeşliğimizi güçlendirmek, daha iyi neticeler elde etmek için bize düşen şey ise biraz daha derinleşmek. Nereye derinleşmek? Şu 120 yıllık yolculuğa derinleşmek.

Üstad’ın, Bediüzzaman’ın, Said Nursi’nin ve sonrasında yazdığı Risale-i Nur eserleriyle ortaya koyduğu üç dönemin otonomisi var. Padişahı görmüş ve padişaha yanlışını hatırlatacak kadar özgür. El, etek öpmeyecek kadar izzetli. Türkler’in, Kürtler’in, Araplar’ın beraberliğini, asaletini, tarihini, dokusunu, ruhunu Avrupa ile birlikte nazara verecek kadar cesur.

Bediüzzaman'ın 120 yıl önce “İman ve Özgürlük” yürüyüşünü başlatan o muhteşem kilometre taşı Mardin ve civarı olmuştur.

O günün Valisi hürriyetle uyanan bu genç münevveri kelepçelemiştir. Vefatını beklerken misafir olduğu Urfa İpek Palas Oteli’nde de yine bir İçişleri Bakanı ve vali marifetiyle adeta kelepçelenip derdest edilerek Urfa’dan çıkarılma planları yapılmıştır. Ama doktor raporu ölümünü bekleyen ve "Ben buraya ölmeye geldim" diyen zata müdahaleye fırsat vermemiştir.

Said Nursi, alimlerin havzası olan Cizre ve havalisine misafir olurken, ilmin iklimine misafir olmuştur. Ev sahipleri günümüze dek devam eden alimler, meleler ve seydalardır. Onlar bu günde O'nun mirasçılarıdır.

Said Nursi, minnetsizliğin, ilmi izzetin ve hakiki kardeşlik içinde "Kur'an hizmetinde arkadaşlarım" dediği arkadaşlığın eşitlikçi ve özgürlükçü temsilidir. Dikey ilişkilerin imtiyaz, iktidar ve güç doğuran baskı ve dayatmalarına asla taviz vermemiştir. O hep yatay ve eşit diyalogların sözü olmuştur.

Stalinist ve baskıcı, otoriter sistem ve dayatmalara asla taviz vermemiştir.

İslam Birliği’nin  kilometre taşlarının döşendiği  ve Cizre’nin de güzergahında yer aldığı tarihi İpek Yolu’nun Hazret-i İbrahim’den Bağdat’a uzanan manevi hattında Suriye ile aramızda döşenen mayınlı araziyi görmek ve mayınlı zihinlerin ve kalplerin mahsulü olan bu manzarayı yaşamak, elbette bu milletin vicdanı adına Bediüzzamanı anlamamız ve idrak edip çözümlerine sahip çıkmamız konusunda bizi daha çok teşvik ediyor.

Medresenin de, mektebin de, tekkenin de  evrensel birliğin ihtiyacı olan birliğinden ancak hakiki bir medeniyetin eğitim ve marifeti çıkabilir.

İşte bu Medresetüzzehra yolunu Üstadımız bize açmıştır.

Cizre, bu anlamda tarihin kayıtlarında kadim medeniyetimizin ilim meclisleri, medreseleri ile ve bu gün içinde program icra ettiğimiz “Kırmızı Medrese”si ile bir şuurdur. 

Bu vesileyle Kurban bayramınızı tebrik ederim.

SAİD NURSİ VE CİZRE PANELİNDEN FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum