1. YAZARLAR

  2. Abdulkadir MENEK

  3. Sadeleştirme yerine şerh ve izah
Abdulkadir MENEK

Abdulkadir MENEK

Yazarın Tüm Yazıları >

Sadeleştirme yerine şerh ve izah

A+A-

Son günlerde Risale-i Nur ekseninde büyük bir tartışma devam edip gidiyor. Bu tartışmanın daha uzun bir süre devam edeceği görülüyor. Çünkü konu çok önemli ve bugüne kadar kimsenin cesaret edemediği bir tasarrufla ilgili olarak atılan bir adımın getirdikleri ve götürdükleri elbette tartışılacak.

Zaman zaman bu tartışmanın nezaket sınırlarını aşması hoş olmazsa bile, bence bu durumu çok fazla büyütmemek gerekir. Bugüne kadar çok kişinin dillendirdiği, ancak uygulama sahasına konulmayan bir durum ile karşı karşıyayız. Fakat her şeye rağmen herkes serinkanlı olmalı ve meseleyi aklı-ı selim ile tartışmalıdır. Yine de şahsen ben, ‘’tesadüm-ü efkârdan, barika-i hakikat doğar’’ kaidesince yapılan bu tartışmaların hayırla neticeleneceğine olan inancımı ifade etmek istiyorum.

Sadeleştirme için mesai sarf edenlerin ve iyi niyetlerini kamuoyuna defalarca ifade edenlerin niyetlerini sorgulamak durumunda değiliz. Risale-i Nur’un daha çok okunması ve daha çok insana ulaşması için böyle bir çalışmaya giriştiklerini kabul etmek durumundayız. Biz niyetleri okuyamayız. Fakat bazen farkında olmadan iyilik yapma zannıyla kötülük de yapılabilir. Her şeyin en doğrusunu Allah bilir. Bu önemli konuda, bu eserleri hayat felsefesi olarak kabul eden çok değerli zevat gibi biz de görüş ve düşüncelerimizi ifade etmek istiyoruz.

Cumhuriyetin ilanından sonra, özellikle din ve kültür alanından bu millet büyük bir travma yaşadı. Bu öyle bir travmadır ki, etkileri hiç azalmadı ve muhtemelen, dünya durdukça bu etkiler devam edecek. Çünkü en evvel, bu milletin İslam ile yoğrulmuş ve şekillenmiş sosyal hayatına ve diline müdahale edildi. Bir gecede, yüzlerce yıl devam eden, bu milletin kültürünün en önemli parçası olan, medeniyetin inşasında en belirleyici unsur olan alfabesi yasaklandı.

Bu işler için de, dili tahrip etmede çok önemli bir görev üstlenmiş ‘’Türk Dil Kurumu’’ kuruldu. Başına da AgopAgopyan isimli bir Ermeni vatandaşımız getirildi. Soyadı kanunu çıktıktan sonra AgopAgopyan’a ‘’Dilaçar’’ soyadı, bizzat Mustafa Kemal tarafından verildi. Bu kurum, İslam ruhu taşıyan bütün kelimelere savaş açtı. Yeni, ruhsuz ve uydurma kelimeler üreterek Türkçe’yi adeta bambaşka bir dil haline getirmeye çalıştı. Bu operasyonda da maalesef çok büyük mesafe alındı.

Bizi geçmişe bağlayan, bin yıl boyunca İslam ile yoğrulmuş kültürümüzü ve dilimizi, anlaşılmaz hale getirmek, yeni ve ladini bir dil oluşturmak için okullar, bütün kurumlar, gazeteler ve diğer neşriyat, kanun ve jandarma marifetiyle kullanıldı. Kur’an Elifba’sı bile yasaklandı, Kur’an öğrenen ve öğretenlere büyük bir baskı uygulandı, karakollarda falakalara yatırıldı, hapishanelere gönderildi.

İşte Risale-i Nur, böyle bir zamanda çok büyük bir görev ve misyon üstlenerek vazifeye başladı. Ülkenin geçmişi, dili ve dini ile koparılmak istenen bağları tamir etmek ve devam ettirmek için cansiperane bir manevi cihad Nur Talebelerinin eşsiz feragat ve fedakarlıkları ile gerçekleştirildi.

Zayıflatılmak istenen imanları kuvvetlendirmek ve kurtarmak kadar, bu milletin İslam ile yoğrulmuş kültürünü ve dilini korumak ve gelecek nesillere taşımak gibi büyük bir görev üstlenen Risale-i Nur Külliyatı ve talebeleri, bu uğurda her türlü baskı, zulüm, haksızlık ve işkenceye göğüs gerdi. Her türlü bedeli ödemekten çekinmedi.
Risale-i Nur, tam bir ilim, medeniyet ve irfan köprüsü olarak yeni nesilleri geçmişin iman ve medeniyetine bağlayan muhteşem bir vazifeyi hakkıyla yerine getirdi. Kaldırılmak ve unutturulmak istenen Kur’an harfleri, bu büyük manevi cihad sayesinde, büyük bir aşk ve heyecan ile evlerde, sırren tenevveret metodu ile okunmaya ve yazılmaya devam edildi.

El ile ve Kur’an harfleri ile yazılan risalelerin sayısının altı yüz bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu büyük manevi cihad ve canhıraşane gayret sonucu, Kur’an’a suikast planı akim kalmış ve bu milletin bağrından bu manevi değerler sökülüp atılamamıştır. Yöneticiler, böyle fiili bir durum karşısında İmam Hatip Okullarının ve Kur’an kurslarının açılmasına müsaade etmek mecburiyetinde kalmışlardır.

Seksen beş yıldır bu nurlu risaleler orijinal diliyle ve büyük bir köprü vazifesi görerek bu vatan evlatları tarafından okunmakta, anlaşılmakta ve bu büyük manevi miras, nesilden nesile intikal etmeye devam etmektedir.
Risale-i Nur’un dili elbette ağırdır. Dilimize ve kültürümüzde yapılan bunca tahribattan sonra, bize unutturulmaya çalışılan binlerce kelimeyi canlı tutmaya çalışan bu eserleri okumak ve tam manasıyla anlamak için elbette çalışmak ve sabırlı olmak gerekir.

On dört asırlık İslam kültürünün ve birikiminin bir muhteşem özeti hükmünde olan Risale-i Nur, elbette alelade bir kitap değildir. Bir ilim ve kültür hazinesidir. Bu muhteşem ilim ve kültür hazinesine sahip olmak için de gayret göstermek, ilim tahsil etme ciddiyetiyle bu eserleri tefekkür ve sabır ile okumaya devam etmek gerektir.
Bu risalelerin anlaşılmadığı iddiaları doğru değildir. Herkes, kendi derecesine, gayretine, ihlâsına ve kısmetine göre, bu Kur’an hazinesinden istifade etmekte, sabır ve gayreti ile paralel olarak bu tefehhüm ve taallüm artarak devam etmektedir.

Geçenlerde, Risale-i Nur’u kısa bir süre önce tanıyan bir talebemle konuşurken, enteresan bir ifadesine şahit oldum: ‘’Risale-i Nurlar, sırlı kitaplardır. Her okumamda daha farklı şeyler anlıyor ve zihnimde yeni sorulara cevap buluyorum.’’ Bu ilginç ifadeler üzerine uzun süre düşündüm. Gerçekten, zahiren dil olarak ağır görünen bu eserler, insanları celp ve cezp eden sırlarla doludur. Yoksa hem Türkiye’de ve hem de bütün dünyada bu kadar büyük bir rağbete mazhar olur muydu?

Risale-i Nurun cazibesini göz önüne almadan zahiren ağır görünen ifadelere takılıp, ‘’bunları daha sade bir ifadelerle belirtmek, daha büyük hizmetlere vesile olur ve daha çok kişiye ulaşılır’’ sonucuna ulaşmak mümkün değildir. Çünkü ifadeleri değiştirmeye kalktığımız zaman, bütün bu sırlar ve birbirine yüklü manalar da kaybolur. 

Her eserin kendi üslubu ile doğduğu ve hayat bulduğu bilinmektedir. Risale-i Nur Müellifi Üstad Said Nursi de, elbette ahir zamanın görevli Müceddid’i olarak yazmış olduğu bu Nurlu külliyat ile vazifedarlığının gereğini bütün yönleri ile yerine getirmiş, yok edilmek istenen mana, kelime, tabir, ifade ve ıstılahları geleceğe taşımıştır.
Şimdi, bu eser külliyatı üzerinde yapılacak bir sadeleştirme çalışması, mana ve maksadın çoğunu kaybettirecek, kelimelerin anlaşılması karşılığında, sırlar ve manalar feda edilecektir.

Bütün bu kaygılardan dolayı Üstad’ın yaşayan talebelerinin neşrettikleri mektupla, sadeleştirme çalışmalarına karşı çıkmaları anlaşılmaya çalışmalı ve bu konuda yapılan çalışmalar durdurulmalıdır. Eğer Risale-i Nur’a ve bu yolla iman ve Kur’an’a hizmet edilmek isteniyorsa, bu alanda yapılabilecek pek çok çalışma bulunmaktadır. Mesela, Risale-i Nur’ların şerh ve izahları için bir televizyon kanalı tahsis edilebilir ve konunun uzmanları ve Nur talebeleri, bu kanalda yirmi dört saat boyunca yayın yaparak üzerlerine düşen vazifeyi yerine getirmeye çalışabilirler.
Veya periyodik bir Risale dergisi çıkarılarak, bir sistematik dâhilinde, bu muhteşem eserler üzerinde derinlemesine çalışmalar yapılabilir ve bunlar meraklılarına sunulabilir. Risale-i Nur eksenli, bugünlerde Risale Akademi ve Akademik Araştırmalar Vakfı’nın beraberce yapmaya çalıştığı gibi, spesifik konular üzerinde uzmanları ile birlikte bilimsel izah ve tahlil çalışmaları daha geniş kapsamlı bir şekilde gerçekleştirilebilir.

Son günlerde sadeleştirme gayretleri savunulurken söylenen bir söz, bazı kafalardaki karışıklığı çok açık bir şekilde ortaya çıkarmaktadır. ‘’Risalelerin Kürtçeye tercüme edilmesine karşı çıkmayanlar, niye sadeleştirmeye karşı çıkıyorlar?’’ Bu ifadeler gerçekten çok üzücü ve hazin ifadelerdir. Risaleler, Kürtçe ile birlikte kırktan fazla dünya diline çevrilmektedir. Peki, hiçbir dile gönderme yapmadan, sadeleştirmenin,  sadece Risalelerin Kürtçe’ye tercüme edilmesi gündeme getirilerek savunulmaya çalışılması, hangi ruh haletinin veya hangi bilinçaltı düşüncelerin dışa yansımasıdır? Bunun da vicdan sahiplerinin ferasetine havale ediyoruz.

Barla Lahikası’nda bulunan bir mektupta Üstad Hazretleri Nur cemaatinin manevi şahsiyetine on bir tane görevi tevdi etmekte ve şunları söylemektedir: “Risale-i Nur'un tekmil-i izahı ve haşiyelerle beyanı ve ispatı size tevdi edilmiş, tahmin ediyorum. … Onun için vazifem bitmiş gibi bana geliyor. Sizin vazifeniz devam ediyor. Ve inşallah vazifeniz şerh ve izahla ve tekmil ve tahşiye ile ve neşir ve tâlimle, belki Yirmi Beşinci ve Otuz İkinci Mektupları telif ve Dokuzuncu Şuânın Dokuz Makamını tekmille ve Risale-i Nur'u tanzim ve tertip ve tefsir ve tashihle devam edecek."(Barla Lahikası, 284. Mektup)

Risale-i Nur’la ilgili yapılması gereken ve Üstad Said Nursi tarafında Nur Talebelerine tevdi edilen bunca görev varken, bu muhteşem eserlerdeki manaları ve sırları yok etmeye sebep olabilecek, faydadan çok zarar verecek sadeleştirme ile meşgul olmak gereksizdir. Gelin, on bir başlık ile belirtilen görevleri yapmak için elbirliği ile çalışalım ve Üstad’ın bu önemli vasiyetini hep beraber yerine getirelim.

Ayrıca Üstad Said Nursi’nin şu ifadeleri de bu konuda bize bir yol gösterici olarak mütalaa edilmelidir: ‘’Bu durûs-u Kur’âniyenin dairesi içinde olanlar, allâme ve müctehidler de olsalar, vazifeleri, ulûm-u imaniye cihetinde, yalnız yazılan şu Sözlerin şerhleri ve izahlarıdır veya tanzimleridir. Çünkü çok emârelerle anlamışız ki, bu ulûm-u imaniyedeki fetvâ vazifesiyle tavzif edilmişiz. Eğer biri, dairemiz içinde nefsin enâniyet-i ilmiyeden aldığı bir hisle, şerh ve izah haricinde bir şey yazsa, soğuk bir muaraza veya nâkıs bir taklitçilik hükmüne geçer.’’ (Mektubat, sayfa; 413)

Sadeleştirme meselesine, bir de bu pencereden bakmak gerekir. Risale-i Nur üzerinde, sadeleştirme dışında yapılması gereken bunca görev varken, bunların hepsini göz ardı ederek, Nur camiasının da kahir ekseriyetinin hilafına olarak, böyle bir çalışmada ısrar ve inat etmek bence yersizdir.
Kur’an eczanesinden, manevi ilham ve ihtarlarla yazdırılan, farklı derecelerde manaları ihtiva eden, herkesin kendi derecesine göre mutlaka istifade ettiği bu mümtaz eserleri, Mustafa Özcan’ın ifadesi ile işportaya düşürebilecek alelade kitaplar haline getirmeyelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
13 Yorum