1. HABERLER

  2. RİSALE-İ NUR'U SADELEŞTİRME TARTIŞMASI

  3. Sadeleştirme, Bediüzzaman'a ve Nur talebelerine hürmetsizliktir
Sadeleştirme, Bediüzzaman'a ve Nur talebelerine hürmetsizliktir

Sadeleştirme, Bediüzzaman'a ve Nur talebelerine hürmetsizliktir

Risale-i Nur'u basan Diyanet'e teşekkür ediyoruz

A+A-

Mehmet Özmen'in röportajı:

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin talebelerinden Abdullah Yeğin ağabey konuştu:

DÜNYA‘NIN İSLAM‘A TESLİM OLACAĞINI HABER VERİYOR

Bediüzzaman Hazretleri ile ilk tanışmanız nasıl oldu?

1940 yılında ortaokulda ikinci sınıfta iken Kastamonulu arkadaşım Rıfat’a sordum;  burada bir hocaefendi varmış. Herkesin karşısında konuşmaz, sürekli karakolluk olur, kimseden hediye almaz, insanın kalbini okurmuş. Tanır mısın? O da dedi ki:  “O bizim komşumuzdur.” Nasıl bir adam dedim? “Çok iyi âlim bir adam” dedi. Ben de arasıra ziyarete gidiyorum” dedi. “Biz de ziyaret edebilir miyiz” dedim. Bu vesile ile üstadı ziyaret etmemiz mümkün oldu. O zamandan beri Risalelerle ve Üstad ile meşgulüm. 1951’de  Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde son sınıf öğrencisi iken yanına tekrar gittim. Bir müddet yanında kaldım. Üniversiteyi bırakmış, İzmirli bir arkadaş ile beraber kaldık. Bu ziyaretten sonra Üstad beni Urfa’ya gönderdi. Önemli bir yer olduğunu ve kendinin de geleceğini söyledi. Üstad öyle bir kimse idi ki; 1921’de çıkarmış olduğu Eddai’yide mezarının yıkılacağını ve vefat tarihini haber vermişti. Bunun sonunda da Dünya’nın İslam’a teslim olacağını haber veriyor.

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ AVRUPA DİNSİZLİĞİNİ İSPAT EDİYOR

Size göre Bediüzzaman Hazretleri kimdir?

Ahir zamanda beklenilen bütün müslümanların cehaletten kurtarılmasına çalışan, imanlarının kurtarılmasına çalışan, Kur’an'ı, İslamiyet’i gaye edinmekten başka bir derdi olmayan bir zat diyebilirim. Hiçbir zaman dünya ile meşgul olmamış, hep İslami hakikatlerin ispatına çalışmış. Kur’an-ı Kerim’in hak kelamı olduğunu, İslamiyet’in hak olduğunu, ahiretin varlığını, İslam’ın bütün meselelerini akla, mantığa, ilme, Kur’an’ın ve hadisin nakline dayandırarak bütün dünyaya ispat etmeye çalışmıştır. Avrupa dinsizliğini bilhassa hayvanlıktan aşağı durumlarını kendilerine akla, mantığa dayandırarak anlatıyor, ispat ediyor. Bizim gayemiz; “İmana kuvvet vermeye çalışmaktır” diyor.

BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ KİMSENİN ALEYHİNDE KONUŞMAZDI

Bediüzzaman Hazretleri’nin bilinmeyen bir yönü ve bu anlamda şahit olduğunuz bir anı var mı?

Üstad hazretlerinin öyle bilinmeyen, gizli kalan bir yönü yoktur. Her yaptığı ortadadır. Kastamonu’da karakolun karşısında durma sebebi yine kendisidir. Onlara; “Benim hiçbir davranışım gizli değildir, aşikârdır. Ve ben sizin tavrınız karşısındayım” diyor. Bunları Üstad’ın yardımcısıi Feyz Efendi’den öğreniyoruz. Gizli bir davranışı yoktu fakat hukuken bir şeyin gizli kalması gerekiyorsa onu da aşikâr etmezdi. Bediüzzaman Hazretleri kimsenin aleyhinde konuşmazdı. Daima İslamiyet’in hakikatini ispata çalışırdı. Bizim vazifemiz; “İmana hizmet” derdi.

"BÜTÜN MÜSLÜMANLAR, ÜLKE DAHİLİNDE VE HARİCİNDE TAYYİP ERDOĞAN İÇİN DUA EDİYORLAR"

Başbakan Erdoğan’la ilgili ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de bir başbakan sıralaması yaparsak: birinci Adnan Menderes, ikinci Turgut Özal, üçüncü ise Recep Tayyip Erdoğan’dır. Bundan daha iyi siyaseti iyi bilen, istikrarlı İslamiyete hizmet gayesi ile çalışan başka bir başbakan görmedim. Bütün müslümanlar; ülke dahilinde ve haricinde Tayyip Erdoğan için dua ediyorlar. Biz de dua ediyoruz. Onun aleyhinde çalışmak dinsizliğe yardım etmektir. Üstad İhlas Risalesi’nin sonunda diyor ki: şimdi bizden ayrılanların dinsizlik kuvvetine bilmeyerek yardım etmek ihtimali vardır. İşte dinsizlik kuvvetine yardım etmek isteyenler Tayyip Erdoğan hükümetinin aleyhindedirler. Allah hiçbir zaman bizi başıboş bırakmamıştır. Peygamber Efendimizin ifadesi ile üç yüzden fazla peygamber göndermiştir. Her devirde ihtiyacı gören bir peygamber veya peygamberin vazifesini yapan peygamber varisleri göndermiştir. İşte Risale-i Nur da bu zamandaki insanları hakka, doğruluğa ulaştırmaya çalışan bir vesiledir, hizmettir. Doğruluktan ayrılmayan kahramandır, Allah’ın sevgili kuludur. Doğruluktan ayrılan, nefsine uyarak ne yaptığını bilmeyen bir nevi iki ayaklı hayvandır. Bizim birinci gayemiz Allah’ın rızasını kazanmak ve emrettiği yoldan ayrılmamaktır. Din daima doğruyu ve hakkı tavsiye eder. Bütün din de böyledir, Kuran’ı Kerim de böyledir. Üstadın ifadesiyle; iman nur’dur, kuvvettir. Hakiki imana sahip olanlar dünyaya meydan okuyabilir.

“CAHİL OLANI HERKES KANDIRABİLİR”

Nur Cemaati’ne dair “toplantılarında Risale dışında Kur’an, hadis okumuyorlar” şeklinde eleştiriler oluyor. Ne diyeceksiniz bu konu hakkında?

Onlar durumu bilmiyorlar. Bizim yanımıza gelip görebilirler. Biz Kur’an-ı Kerim’i de okuyoruz, Risaleleri de okuyoruz, yazıyoruz, dinliyoruz. İmana faydalı olan her şeyi okuruz. O okunacak, bu okunmayacak diye bir şey yok. Üstadımızın bu konuda; “En büyük düşman cehalettir. Cahil olanı herkes kandırabilir. Şeytan da nefsi de kandırır” şeklinde bir yorumu vardır. İlim öğrenmek gerektiğini hem Kur’an’ın, hem de Efendimizin söylediğini çeşitli yerlerde anlatmıştır.

“RİSALELERİ TAHRİF ETMEK DÜŞMANLIKTIR”

Risalelerin sadeleştirilmesi ve tahrif edilmesi hakkında ne söylersiniz?

Bu durum doğrudan doğruya hem Risale-i Nur’a, hem Üstad’a,  hem de bu kadar Risale-i Nur okuyan Risale-i Nur talebesine hürmetsizliktir. Nasıl ki eski İslami eserlerimizi okuyamasınlar diye eski yazımızı değiştirdiler ise, bu da öylesi bir düşmanlıktır. Bunu yapanlar kendi menfaatleri için yapıyorlar.

“KUR’AN'I HATTIYLA YAZMAYI ÖNEMSEMİŞTİR”

Bir vatandaşımız; “Risale-i Nur’un vazifelerinden birisi olan hattı Kur’an’ın muhafazasından ne anlamalı? Bu koruma vazifesi nasıl gerçekleşiyor ya da nasıl gerçekleşmeli? Üstad hazretlerinin Latince’ye ve Latince basılan eserlere karşı tavrı nasıldı? Zamanımızda bu husus nasıl kabul görmeli? Hüsrev Efendi’nin tahşidatla eserlerin Osmanlıca yazılıp okunmasındaki tavizsiz hizmet şekli hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye sormuştu. Ne diyeceksiniz bunlar hakkında?

Üstadımız yeni yazıyla değil, Kur’an hattıyla yazmayı önemsemiştir. O zamanlar yasak olduğu halde bir çok yerde, mesela Isparta’nın Sav’da, Buğdayönün’de Risale-i Nur yazılıyordu. Belki bin kalem bu Kur’an’ın dersidir diye yazmışlardır. Yine o zamanlar Risale-i Nur yazmayan pek makbul bir insan değildi. Fakat daha sonra Üstadımız bir mektubunda; ya yazarak, ya dinleyerek ya da okuyarak Risale-i Nur’la bir miktar da olsa ilgileneni  talebe olarak kabul ettiğini belirtmişti. Ehli İman herkes Nur Talebesi’dir.

“HAPİSHANEYE GİRMENİN KENDİ İÇİN HAYIR OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORDU”

Üstad Hazretleri neden bir çok sürgüne muhatap olmuştur?

O dönemin siyasi anlayışı nedeniyledir. Daima Kur’an’ı, hakikati pervasızca müdafaa ettiği için, işine gelmeyen kimseler Üstada düşman olmuşlardır. Bazı idare adamları da aleyhine geçmiş ve bu şekilde zorluklarla karşılaşmış. Ama hiçbir zaman onlara kötü konuşmamış, beddua bile etmemiştir. Hapishanedeki hayatını Allah’ın ihlasını kazanması için ve hizmet etmesi için oraya göndermesi şeklinde yorumlamıştır. Hapishaneye girmenin kendi için hayır olduğunu düşünüyordu. Oralarda derslere muhtaç kimseler var. Onlara faydalı olmak adına hayırlı buluyordu. Ve ‘kader adalet eder’ diyordu. ‘Kaderin her şeyi güzeldir’ diyordu.

“DİYANET İŞLERİ’NE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUZ”

Diyanet İşleri Başkanlığı Risalelerden İşaratü’l İcaz’ı yayına hazırladı. Bu kitabı Üstadın sizin gibi öğrencilerinin de olduğu bir programda kamuoyuna duyurdu. İşaratü’l İcaz ve Diyanet’in bu hizmeti ile ilgili ne söyleyeceksiniz?

Bu anlamda biz Diyanet İşleri’ne çok teşekkür ediyoruz ve tebrik ediyoruz. İmana hizmet ve kuvvet verecek olan bu çalışmanın bütün külliyat için olmasını istiyoruz. Ben üniversitede talebe iken bu anlamda bir çalışma için Diyanet İşleri’ni ziyaret etmiştik. O zamandan beri üstad böylesi bir çalışmayı istiyordu. Risale-i Nur’un devlet-hükümet eliyle neşri elbette ki büyük bir fayda sağlayacaktır. Bu İşaratü’l İcaz da Ruslarla harpte iken yazılmıştır. Hatta bazı bölümleri at üstünde yazılmıştır. Habib ismindeki talebesi devamlı olarak onun kâtipliğini yapmış, muharebe sırasında. İlhami bir eserdir. Peygamber Efendimiz’in Kur’an-ı Kerim’in hak olduğunu ispat eden Arapça yazılmış kıymetli bir eserdir. Daha sonra kardeşi Abdülmecid abi, Türkçe’ye çevirmiştir.

Yeni Akit

Risale-i Nur'un sadeleştirilmesi ile ilgili tüm ayrıntılar, tartışmalar için TIKLAYINIZ

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum