1. YAZARLAR

  2. Mustafa ORAL

  3. Rüyalardaki Sarıklı Genç Van’da, Medresetüzzehra Salonlarında
Mustafa ORAL

Mustafa ORAL

Yazarın Tüm Yazıları >

Rüyalardaki Sarıklı Genç Van’da, Medresetüzzehra Salonlarında

A+A-

(Bu yazı, Caner Kutlu ve Mustafa Oral’ın birlikte hazırladığı "Medresetüzzehra Merkezinde Bediüzzaman'ın Kısa Hayatı" isimli 10 dakikalık belgesel film fragmanı metnidir.)

Yıl 1877. Üç kıtada, altı asır boyunca İslam’ın bayraktarlığını yapmış Osmanlı çınarı kurumaya yüz tutmuştur. İmparatorluk dağılmaktadır. Milleti birbirine bağlayan manevi bağlar zayıflamaktadır. Kur’ân’ın etrafındaki surlar bir bir yıkılmaktadır. Kur’ân yeryüzünde ümmetsiz kalma ihtimaliyle baş başadır.

İşte bu günlerde Osmanlının küçük bir ili olan Bitlis’in Nurs Köyünde Said dünyaya gelir.

Said ilk eğitimini aile fertlerinden ve köyündeki medresede alır. Daha sonra Tağ Köyündeki Molla Mehmed Emin, Doğubeyazıt’taki Şeyh Mehmet Celâlî, Müküs’teki Mîr Hasan Veli ve Siirt’teki Molla Fethullah Efendi medreselerinde dersler alır.

O dönem medreselerde okutulan kitaplardan kırk cildini ezberleyip diğer kısmını mütalaa ile kısa sürede bitirir.

Harikulade bir hafızaya ve müthiş bir zekaya sahip olan Said, kısa sürede ulaştığı ilmi seviye ile zamanın en güzeli anlamında ‘Bediüzzaman’ lakabıyla anılmaya başlar.

İlmi noktada kemal derecesinde bir birikime ulaşan Bediüzzaman’ın Ahmed Hani Türbesinde ve Kubbe-i Hasiye’de geçirdiği günler maneviyat dünyasının oluşmasına büyük katkı sağlar.

Mardin’de Cemaleddin Afgani, Suyuti ve Namık Kemal gibi düşünürlerin görüşlerini öğrenme fırsatı bulur. Bu vesileyle siyasi hayatı başlar.

Bitlis ve Van Valilerinin himayesinde farklı ilimlerde yoğunlaşan Bediüzzaman ayrıca çeşitli gazete ve dergiler vasıtasıyla dünyadaki gelişmeleri takip eder. Bu arada elli kadar kitabı daha hıfzına alır.

Medresetüzzehra’nın Van’daki numunesi Horhor Medresesi

1895 yılında Medresetüzzehra’nın Van’daki numunesi olacak Horhor Medresesini kurar. Eğitim sistemini bizzat hazırladığı bu medreseye Şarkın meşhur hocalarını ve zeki talebelerini getirerek fen ve din ilimlerini birlikte okutmaya başlar. 

Bir gün Van Valisi Tahir Paşa Bediüzzaman’a bir gazete haberini gösterir. Haberde İngiliz Sömürgeler Bakanı “Bu Kur’ân Müslümanların elinde bulundukça biz onlara hakim olamayız. Ya Kur’ân’ı ortadan kaldırmalıyız veya Müslümanları ondan soğutmalıyız” demektedir.

Haber karşısında Bediüzzaman derinden sarsılır. “Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez manevi bir güneş olduğunu ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim” diyerek tepkisini gösterir.

Bediüzzaman’da Medresetüzzehra Fikrinin Doğuşu

Bundan sonra bütün vaktini Kur’ân hakikatlerinin tedrisine sarf etmeye karar veren Bediüzzaman’da Medresetüzzehra fikri doğar.

Medresettüzzehra fen ilimleriyle din ilimlerinin birlikte okutulacağı bir üniversite olacaktır.  Van, Bitlis ve Diyarbakır’da birer şubesinin kurulması planlanan okulda Arapça, Türkçe ve Kürtçe şeklinde çok dilli eğitim yapılacaktır. Bu şekilde hem Batıdan gelen dinsizlik ve ırkçılık cereyanlarına karşı konulabilecek, hem de Müslümanların geri kalmasına neden olan cehalet, zaruret ve ihtilaf hastalıkları tedavi edilebilecektir.

Bediüzzaman Padişah Abdülhamid’in desteğini almak amacıyla 1907’de İstanbul’a gelir.  Fakat istediği neticeyi alamaz. Talebi reddedilir, tımarhaneye, ardından da hapishaneye atılır. Kısa süre sonra hapisten çıkar.

İstanbul’da ilim çevreleriyle birlikte siyasilerle de yakınlık kurar. 31 Mart Hadisesi sebebiyle idamla yargılanır. Suçlu olmadığı anlaşılınca beraat eder.

İstanbul’da aradığı şartları bulamayınca hayal kırıklığı içerisinde Van’a döner.

Civardaki aşiretlerle görüşerek, hürriyet ve meşrutiyet fikrini anlatır. Münazarat isimli eseri böylece meydana gelir.

İslam aleminin fikrî sorunlarını incelediği daha sonra Risale-i Nur olarak ortaya çıkacak eserlerin esasını, usulünü ve üslubunu oluşturacak olan Muhakemat adlı eserini neşreder.

Şam Emevi Camiinde verdiği hutbede İslam alemine kurtuluş reçeteleri sunar. İttihad-ı İslam’ı tesis etmenin öneminden bahseder. Bu konuşmasını Hutbe-i Şamiye ismiyle neşreder.

Şam’dan İstanbul’a gelen Bediüzzaman Sultan Reşad ile birlikte Rumeli seyahatine katılır. Sultan’dan Medresetüzzehra için tahsisat ister. Kosova Darülfünunu projesi Balkan Savaşı nedeniyle iptal edilir. Bunun üzerine buraya ayrılan tahsisat Medresetüzzehra’ya aktarılır.

Tahsisatın ilk kısmıyla 1913 yılında Edremit’te temel atılır. Birinci Dünya Savaşının patlak vermesi üzerine proje gerçekleştirilemez.

Talebeleriyle savaşa katılan Bediüzzaman Ruslara esir düşer. 1918’te esaretten kurtularak İstanbul’a gelir. Savaş sırasında telif ettiği İşarat’ül İ’caz adlı eserini neşreder.

Mehmet Akif ve Elmalılı Hamdi Yazır’ın da içinde bulunduğu Dar’ül Hikmetil İslamiye’ye üye olarak seçilir. Şeyhülislamın teklifi ile Padişah Vahdettin tarafından kendisine mahreç unvanı verilir.

İstanbul’da hareketli bir hayat yaşayan Bediüzzamanİttihad-ı Muhammedi, Müderrisler Cemiyeti, Yeşilay gibi cemiyetlere üye olarak millete hizmet etmeye çalışır.

Medresetüzzehra Projesi Ankara’da

İstanbul’un işgaliyle birlikte İngilizlere karşı mücadele eder. Hutuvat-ı Sitte adlı eserini yayınlar. Bu gayretli çalışmalarından haberdar olan Ankara Hükümetinin ısrarlı davetleri üzerine 1922’de Ankara’ya gider. Burada Medresetüzzehra projesi için bütçeden ödenek talep eder. Teklif başlangıçta komisyonca kabul edilse de daha sonra reddedilir.

Ankara’da beklediği ortamı bulamayan Bediüzzaman hayal kırıklığına uğrar. Siyasetle birlikte dünya işlerini de terk ederek Van’a döner. Tekke ve zaviyelerin kapatılması ile manevi açıdan beslenme kaynaklarını kaybeden halk Bediüzzaman’a müracaat eder. Talep üzerine Bediüzzaman Nurşin Camiinde dersler vermeye başlar. Bir süre sonra Erek dağında inzivaya çekilir. Ancak, Şeyh Said ayaklanması gerekçe gösterilerek Barla’ya sürgün edilir.

Medresetüzzehra’nın Ruhu Van, Kalbi Barla

1926 yılında Barla’ya gelen Bediüzzaman daha sonra sırasıyla Isparta, Eskişehir, Kastamonu, Denizli, Afyon ve Emirdağ’a gönderilir. Kur’ân’ın bu asra bakan çağdaş bir tefsiri olan Risale-i Nur’ları parçalar halinde bu şehirlerde telif eder.

1955 yılında doğuda bir üniversitenin kurulacağı haberini alan Bediüzzaman Reis-i Cumhura ve Başvekile hitaben mektup yazar. Mektubunda “Vilayet-i Şarkiyenin merkezinde hem Hindistan, hem Arabistan, hem İran, Hem Kafkas, hem Türkistan’ın ortasında Medresetüzzehra manasında Cami’ülEzher üslubunda bir darülfünun, hem mektep, hem medrese olarak bir üniversite için  tam 55 senedir Risale-i Nur’un hakaikine çalıştığım gibi ona da çalışmışım” diyerek, teşebbüsü destekler.

55 yıllık Gaye-i Hayal: Medresetüzzehra

Bediüzzaman 55 yıllık gaye-i hayalim dediği Medresetüzzehra’yı madden göremeden 23 Mart 1960 tarihinde Urfa’da vefat eder. 

Destansı bir hayat yaşayan Bediüzzaman, arkasında miras olarak altı bin sayfalık Risale-i Nur Külliyatı ile milyonlarca Nur talebesini bırakır.

1895-1925 tarihleri arasında yaklaşık 18 yıl Van’da kalan Bediüzzaman için Van hayatı Risale-i Nurların neşri için bir kuluçka dönemi olur. Van’da Medresetüzzehra projesi madden gerçekleşmese de Risale-i Nur’un neşri ile mana itibariyle gerçekleşir.

Risale-i Nur’lar elliden fazla dile çevrilir.  Risale-i Nur ve Bediüzzamanile  ilgili bir çok dilde yüzlerce eser neşredilir. Gazeteler ve dergiler yayımlanır. Filmler ve belgeseller hazırlanır. Binlerce konferans, panel ve söyleşi düzenlenir. Yazılı ve görsel yayınlarla Risale-i Nur dünyanın gündemine taşınır.

Medresettüzehranın birer şubesi olarak dünyanın dört bir tarafında binlerce Nur Dersanesi açılır. Mahkeme salonları Medresettüzzehranın okuma salonları, hapishaneler laboratuvarları olur. Risale-i Nur’daki hakikatlerin insanlığa ulaştırılması için dernekler, vakıflar, atölyeler, enstitüler ve akademiler kurulur. 

Yeryüzü kocaman bir MedresettüzzehraOlur.

Rüyalardaki Sarıklı Genç Van’da, Medresetüzzehra Salonlarında

Yıl 2012. Aylardan Ekim. Günlerden Cuma.

Bediüzzaman’ın rüyalarındaki Sarıklı Genç bir Cuma sabahı Van’da uyanır...

Aynı anda dünyanın dört bir tarafında rüyalardaki Sarıklı Gencin suretindeki yüzlerce Nur Şakirdi uyanır.

Namaza dururlar. Kıyam ederler.

Arkalarına Sarıklı Gencin suretindeki binlerce Nur Şakirdinin dualarını alarak ezelde başlayıp ebede uzanan yolculuğa çıkarlar.

Süleyman’ın tahtı Medresetüzzehra panelinin yapılacağı, Medresetüzzehra’nın temellerinin atıldığı Van şehridir.

Göz açıp kapayıncaya kadar Belkıslar gibi Süleyman’ın tahtına varırlar.

Sarıklı Genç ile birlikte 55 yıllık gaye-i hayali olan Medresetüzzehra’nın merdivenlerini adımlamaya başlarlar.

Sarıklı Genç Kürdistan dağlarından miras özgür ruhunu, vadilerinin ot kokusunu, derelerinin serin yüreğini beraberinde Medeniyet çarşısına taşımıştır.

Kürtçe düşünür, Arapça okur, Türkçe yazar.

Vicdanında ‘ulum-u diniye’nin ziyası, aklında ‘fünun-u medeniyenin’ ışığı belirmiştir.

İşte, bu ikisiyle, etrafı saran lacivert, Doğu ve Batının iki ucunu bir gökkuşağı gibi birleştiren bu büyük kubbenin yüzündeki resminden başka bir şey değildir.

Alem-i İslam’ın yeni bir ‘Medine’si kurulacaktır. Bir ayağı Van’dadır, diğeri Bitlis, bir diğeri Diyarbakır üzerindedir.

Yakasında bahar çiçekleri, Isparta’dan... Barla’nın Çamdağı’ndan gelmiştir.

O bahar hediyelerinden birkaç tanesini ‘geçmiş medresenin mezar taşına, yani Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına’ dikecektir.

Kubbenin taşları Ayasofya’dan, maviliği Sultan Ahmet’ten indirilmiştir.

Yedi rengi atalarının dimağından süzülmüş, yankısı Süleymaniye’den yayılmıştır.

Kubbenin direkleri; İstanbul’dan, Burdur’dan, Eskişehir’den, Kastamonu’dan, Afyon’dan..., Mısır’dan, Tunus’tan, Yemen’den, Hindistan’tan…, Norveç’ten, İsveç’ten, İngiltere’den, Amerika’dan, Rusya’dan... gelmiştir.

Sonra, Üsküp’ten, Saraybosna’dan, Prizren’den…, Taşkent’ten, Semerkand’tan Buhara’dan… gelmiştir

Ardından, bir Tacir, bir Kimyager parçaları birleştirmiştir.

Bir şifa verici ilaç, ışık veren bir elektrik doğmuştur.

Medeniyet ve fazilet çarşısında Sarıklı Gencin elinde taşınmaktadır.

‘Cephesinde insan yazılan ve iki ayaküstünde olan sandık içindeki, üstünde kalp yazılan siyah ve pırlanta gibi parlak olan bir kutudadır.’

İçindekiler: ‘İman, muhabbet, sadâkat, hamiyet’ tir.

Bu gencin adı Bediüzzaman’dır.

Bu gencin adı Said, Hamza, Ömer, Osman, Tahir, Yûsuf, Ahmed…

Evet, üç yüz sene sonra gelmesi beklenen Saidler, Hamzalar, Ömerler, Osmanlar, Tahirler, Yûsuflar, Ahmedler, Tahiriler, Zübeyirler, Sungurlar, Ceylanlar… ellerinde Risale-i Nurlar ile Van’da ve bütün dünyada Medresetüzzehra’nın sınıflarında Bediüzzaman suretinde dolaşmaktadır…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
15 Yorum