1. YAZARLAR

  2. Hasan TANRIVERDİ

  3. Ruh üfleme ‘Hay’ isminin tecellisidir
Hasan TANRIVERDİ

Hasan TANRIVERDİ

Yazarın Tüm Yazıları >

Ruh üfleme ‘Hay’ isminin tecellisidir

A+A-

Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de Secde Suresinde anlatıldığına göre; ilk insan Hz.Adem Peygamber’den zamanımıza kadar doğmuş olan bütün bebekler, ana rahminde yüz yirmi günlük iken, bir melek gönderilerek ruhu üflenir; rızkı, eceli, ameli ve şaki mi, ya da said mi olacağı yazılan insanın, kendi mahiyetini anlamadan, sorumluluklarını dikkate almadan yaşaması düşünülemez.

İnsan vücudu, anne rahmine düştüğü andan itibaren, halden hale dönüşüp değişmekte ve gelişmektedir. Tabiri caiz ise bir damla sudan, kan pıhtısı hücreye, hücreden et parçasına ve kemiğe, ilahî bir ihtiyar ve irade altında, ilahî kanunlarla muayyen, dakik nizamlara bağlı olarak muntazam hareketlerle et ve kemikten, insan suretine dönüştürülmekte ve değiştirilmektedir.

Kur’an-ı Kerimde şöyle denilmiştir:

”Sonra ona yaratılış amacına uygun bir şekil verip, Kendi ruhundan üfler ve böylece, ey insanoğlu, sizi hem işitme ve görme melekeleri, hem de düşünce ve duygularla donatır. Buna rağmen ne kadar da az şükrediyorsunuz!” (Secde suresi, 9. ayet)

“O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa edendir. Ne az şükrediyorsunuz. (Mülk Suresi 23.ayet).

Bebekler, anne karnında gelişim süreçlerinin ilk haftalarında şekil olarak birbirlerine benzerlik göstermektedirler. Cenin, ruh üflenene kadar yaratılmış diğer canlılardan manevi anlamda da farksızdır. Ruhun üflenmesiyle insanı insan yapan manevi değerler donanımına sahip olur. Bu sayede doğduktan sonra işittiği ve gördüğü şeyleri muhakeme ederken aklını, iradesini ve duygularını da yaşantısına dâhil eder ve böylece o bebeğin kendi kişiliği tahakkuk eder. Ruhu üflenen bebek, kendi kişiliğini almış olur. Aslında üflenen onun duyguları, karakteri ve kişiliğidir.

Allah’ın, ruh üflemesi de bedenin ve organlarını yaratıp ruhu taşımaya hazır hale geldikten sonra ona hayat verip, akıl, kalp ve duygularla donattığı ruhu onun bedenine göndermesidir. İşte bu duruma “ruh üfleme” denmektedir. Bu nedenle bedene ruhun üflenmesi, insan bedeninin anne karnında dört ay (120 gün) içinde organların teşekkülünden sonra olmaktadır.

Ezeli ervahta, yüce Allah tarafından aynı anda yaratılan ruhlar, sırası geldikçe anne rahminde kendine uygun vücut dediğimiz harici elbise ile buluşturulmaktadır. Gerçi beden ruhun cildi olmayıp, onun evi ve kafesi hükmündedir ve bedenin dışında ruhun ayrıca bir nevi cildi bulunmaktadır.

Ruhun üflenmesinden kasıt, yüce Allah’ın insana merhamet, şefkat, muhabbet ve memnuniyet gibi sayısız manevi duyguları vermesidir. Hâlık’ı Zülcelâl kendisine ait olan sıfatlardan insan bedenine vermiş olduğu; işitme, görme, konuşma gibi“sem, basar ve kelam” sıfatlarının, insan fıtratına yansıyan tecellileridir. Bununla birlikte manevi duyguları da vermiştir. Ancak bu vasıfların insana verilmesinin sebebi, Cenab-ı Hakk’ın sonsuz ve ebedi olan sıfatlarını anlaması ve kavraması içindir.

Böylece dokuz ay sonra nur topu gibi bir bebek dünyaya aziz bir misafir olarak ilk adımını atar. Ne gariptir ki insanoğlu onu sevenlerin mutluluk duygularıyla karşılanmasına karşılık dünyaya ağlayarak gelir, ölümünde ise sevenleri tarafından ağlayarak, gözyaşlarıyla uğurlanır. Doğumda verilen ezan, aslında ölümde verilen “Selânın” habercisidir.

Dünyaya gelen insan vücudu her saniye, her dakika değişimini devam ettirmektedir. Böylece şekilden şekile, kalıptan kalıba girip çıkan insanoğlu, daha sonra vücudu belli aralıklarla kendi elbisesini değiştirmektedir. Çünkü bedendeki hücreler hep yakılıp, yıkılıp, yeniden yaratılarak sürekli bir değişikliğe tabi tutulmaktadır. Buradan anlaşılacağı gibi 20 yaşındaki bir insan, 30 yaşına geldiğinde bünye itibarıyla fiziki ve biyolojik olarak aynı insan değildir, ama ruh aynıdır, değişmez.

Bu harika serüven incelendiğinde, ancak yaradılışın inceliklerinin sırrına varmak mümkün olabilir. Bu vakıaya bütünüyle bakıldığında Hâlık-ı Zülcelâl’in bir mucizesi olduğunu aklı olan herkes anlar. Zaten kâinat üzerindeki varlıklara dikkat edilirse mucize olmaksızın yaratılan hiçbir zerre göremezsiniz. Kendi mucizesinin sırrına varan insan, kendisini yaratan Yüce Rabbine karşı şükrünü esirgeyebilir mi?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum