1. YAZARLAR

  2. Abdulkadir MENEK

  3. Risale-i Nur’un neşri tartışmaları
Abdulkadir MENEK

Abdulkadir MENEK

Yazarın Tüm Yazıları >

Risale-i Nur’un neşri tartışmaları

A+A-

Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ile ahir zamanın Kur’an tefsiri olan Risale-i Nur, hem milletin ve hem de devletin gündemine iyice oturdu. Allah’a şükürler olsun ki, Üstad’ın haber verdiği fecir günleri yaklaştıkça, milletin Risale-i Nur’a olan nazarları daha da artıyor ve yoğunlaşıyor. 17 Aralık 2013 ile birlikte başlayan süreç, yavaş yavaş Risale-i Nur’a perde olan bütün manileri bertaraf etmeye başladı.

Çünkü Risale-i Nur’a sahiplenmek görüntüsü altında onu alelade bir mahiyete düşürmek ve böylece kendi ‘’mahsulat-ı fikriyesine’’ revaç kazandırma gayretleri deşifre oldukça, aradaki perdeler yırtılıyor ve Risale-i Nur’un okunması ve anlaşılması önünde perde olma potansiyeli verilmek istenen diğer bütün gayretler, yavaş yavaş bertaraf olmaya devam ediyor. Bu süreç biraz daha devam edecek gibi görünüyor. Belki bu arada bazı kırılmalar ve yanlış anlaşılmalar da yaşanacak gibi bir manzara da maalesef mevcut. İnşallah bu hayırlı süreci, mümkün olan en az zararla atlatırız ve artık topyekûn bir millet olarak beklediğimiz ve özlediğimiz o güzel günlere kavuşuruz.

Allah’a şükür, Türkiye’de artık 10-20 sene önce hayal bile edilemeyen ve gündeme bile gelmeyen birçok konu geride kaldı. Tabi ki, bu bakış tarafsız ve siyaset üstü bir görüşün yansımasıdır. Eğer meseleye siyaset tarafgirliği ile bakacak olursak, çok fazla önemli olmayan birçok konuyu, çok önemliymiş gibi gündeme getirebilir ve bunun için çok sert müzakereler yapabiliriz.

Şu an Türkiye’de, bütün dini çevrelerde Ayasofya’nın yeniden ibadete açılması ve artık bu büyük hasretin sona ermesi yönünde iyimser bir beklenti var. Başbakan, yarın bir açıklama yapar ve ‘’biz Ayasofya’yı yeniden ibadete açıyoruz’’ dese, bu durum hiçbir şekilde sürpriz sayılmayacak ve herkes ‘’evet, beklenen bir gelişme idi’’ diye görüş ifade edecek. Çünkü artık şartların yavaş yavaş olgunlaştığını ve böyle çok önemli bir noktaya gelindiği zaten herkes biliyor.

Ben eminim ki, Ayasofya ibadete açıldığı zaman milletin büyük bir ekseriyetinin memnuniyeti ve duasının yanında, çok az bir kesimden dahi olsa, bazı itirazlar ve nahoş ifadeler duyacağız. Çünkü bugüne kadar atılan bütün hayırlı hizmetlere, hep ters ve muhalefet gözlüğü ile bakmaya hazır ve meyyal küçük bir azınlığın ‘’Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bütün bu yaptığı hizmetler gibi Ayasofya’yı da dine ve siyasete alet etmek için açtı ve bununla birlikte oylarını artırmanın gayreti içinde olacak’’ şeklinde bazı itirazlara şahit olacağız.

Biz elbette niyetleri bilmiyoruz. Niyetleri en iyi bilen Allah’tır. Siyasetin belki tabiatında, yapılan hizmetlerin karşılığında oy isteme temayülü ve talebi vardır. Bu taleb, siyasi bir menfaat için mi, yoksa daha iyi ve daha hayırlı hizmetlere devam etme maksadından mı kaynaklıyor? Böyle bir soruya elbette cevap verebilecek durumda değiliz.

Elbette kalplerden geçeni ve niyetleri en iyi Allah bilir. Maksat dünyevi bir hükümranlık ve menfaat ise, zaten bunları yapanların uhrevi bir fayda görmesi mümkün olmaz. Bu hesabın sahibi, elbette ‘’Allam-ül Guyub ve Adil-i Mutlak’’ olan Allah’tır. Fakat Merhum Adnan Menderes ezanı asli şekliyle yeniden okutmaya başladığı zaman, Üstad Bediüzzaman Hazretleri, meselenin siyasi ve dünyevi cihetine bakmamış, bu hayırlı ve güzel hizmetler için Adnan Menderes ve Demokrat Parti’ye dua etmiş ve onları teşvik etmiştir.

‘’Bunlar ezanı, iktidarlarını tahkim ve devam ettirmek için kullanıyorlar ve bundan dolayı da bunlar iyi niyetli değildirler’’ gibi bir anlayış, Risale-i Nur’un hiçbir yerinde mevcut değildir. Yapılan her hayırlı hizmet ve atılan her güzel adım desteklenmiş, teşvik edilmiş ve cesaretlendirilmiştir. Hatta Üstad Bediüzzaman,  ‘’Demokratlar bu icraatları ile yüz derece kuvvet kazandılar’’ tabirini kullanmıştır. Herhalde bu kuvvetin siyasi ve idari bir yönünün de bulunması gerektiğini kimse inkâr edemez.

Şimdi Risale-i Nur’ların sadeleştirilmesi ve maalesef bu şekilde alelade bir kitap haline getirilme gayretlerine karşı, bugüne kadar yapılan bütün müspet teşebbüsler ve atılan bütün iyi niyetli adımlar cevapsız kalmıştır. Hiçbir hakları olmadığı halde Risale-i Nur’ların tahrif ve tahribi manasına gelen ve çoğu yerde de manaları tamamen bozan bu girişime karşı daha ciddi ve önemli adımların atılması zarureti ortaya çıkmıştır.

Bu konuda elbette herkes görüşlerini ifade edebilir ve konunun en iyi şekilde çözüme ulaşması için iyi niyetle bazı tekliflerde bulunabilir. Risale-i Nur’u kendi malı ve telifi gibi kabul eden bütün Nur Talebelerinin bu konuda konuşma hakları olduğunu kimse inkâr edemez. Ancak bunu yaparken, meseleyi siyasi bir zemine çekerek, bununla zaten her vesile ile yaptıkları gibi Hükümete ve Başbakan’a bu hadiseyi bir düşmanlık vesilesi olarak kullanmaları asla doğru ve vicdani değildir. Hele Risale-i Nur’un ‘’devletleştirildiği, resmileştirildiği’’ gibi aslı esası olmayan ve husumet pompalamaktan öte hiçbir amaca hizmet etmeyen sloganvari ifade ve beyanlardan da, sorumluluk sahibi herkesin özenle kaçınması gerekir.

Risale-i Nur’ların neşrinin belli bazı kurallara bağlanması yönünde yapılan çalışmalar, her şeyden önce Üstad’ın hayatta olan varis ve vekillerinin teşebbüsü ile başlamıştır. Risale-i Nur’ların telifini bir düzen ve intizama kavuşturmak gerekir. Konuyu ‘’hizmet’’ ekseninde tutmak şartıyla belli ve işler bir yörüngeye oturtmak ihtiyacını, meseleyi yakından takip eden herkes çok iyi bilmektedir. Elbette bunun da birinci derece muhatapları halen hayatta olan ‘’vekil ve varislerdir.’’

Üstad’ın hizmet metodunu en iyi şekilde bilen, bu eserleri neşri için hem Risale-i Nur’da bulunan bazı mektuplarda, hem resmi olarak tevdi edilen bazı vekâletnamelerde ve hem Üstad’ın birçok kişinin hatıraları ile net bir şekilde ortaya çıkan bazı vasiyet ve talepleri ile açık bir şekilde bilinen Kahraman Nur Ağabeylerin, bu konuda esas muhatap olması kadar, daha geçerli, daha hukuki ve daha vicdani bir yol var mı?

Üstad’ın hayatta olan Kahraman Talebelerinin, seçim sürecinde ilerlemiş yaşlarına ve hastalıklarına rağmen, birer delikanlı edası ile, bu millet, bu devlet ve Âlem-i İslam üzerinde oynanan oyunların bertaraf edilmesi için yaptıkları çalışmaları, verdikleri beyanatları, katıldıkları programlarda dile getirdikleri görüşlerini dillerine dolayanları, bu muhterem abilere hayâsızca saldıranları, her türlü hakareti yapma zilletine yuvarlananları büyük bir hayret ve ibret ile izledik.

Bu Muhterem Ağabeylerin hiçbir siyasi maksat içinde olmaları mümkün olmadığı halde, onları sırf kendi tarafgir siyasetlerine uygun görmedikleri için siyasetçilikle suçlayanlar, ‘’birileri tarafından kullanılıyor’’ olduklarını utanmadan söyleyenlerin; bu hizmetin nezaketine, Üstad’ın ortaya koyduğu prensiplere uygun hareket ettiklerini söylemenin imkanı var mı? Yani bütün bu abiler yanlış yapıyor da, son yirmi senedir, yanlıştan yanlışa yuvarlandıkları halde bir türlü istikameti bulamayan, herkesi Risale-i Nur prensiplerinden uzaklaşmak ve hatta ihanet etmekle suçlayanlar mı doğru yapıyor?

Üstad’ın yaşayan vekil ve varislerinin talebi üzerine Kültür Bakanlığı’nın başlattığı çalışmanın sonucunu hep beraber beklememiz gerekiyor. Bu çalışma, elbette bu abilerimiz etrafında oluşturulacak ‘’Tüzel kişilik’’ çerçevesinde yeni ve hukuki bir düzenlemeye kavuşacak ve belki de bu çerçevede ‘’Nüsha birliğine’’ giden yolun da önü açılmış olacaktır. Herhangi bir hukuki koruma olmadan, ‘’sadeleştirme’’ adı altında, hiç kimseyi dinlemeden, pervasızca ve son hızla tahribata devam edenlerin yaptığı bu yanlışlığın önüne nasıl geçilecek? Bu çalışmayı tenkit edenlerin de bu konuda öne sürdüğü bir teklif yok ve sadece tenkit etmekle yetiniyorlar. Elbette şu an önümüzde acil olarak duran ve bir an önce çözüme kavuşması beklenen bir ‘’sadeleştirme ve sahteleştirme felaketi’’ var ve şerrin def edilmesi de öncelikli adım olmalıdır.

Üstad’ın vekil ve varis olarak görevlendirdiği talebelerinden beş tanesi, bugün hala hayatta ve çok şükür ilerlemiş yaşlarına rağmen aktif bir şekilde hizmetlerine devam ediyorlar. Bu Muhterem Ağabeylerimiz; Abdullah Yeğin, Said Özdemir, Ahmet Aytimur, Salih Özcan ve Hüsnü Bayram. Üstad’ın bu husustaki vasiyetnamesinde geçen ifadeler şu şekildedir:

‘’Aziz, sıddık kardeşlerim ve vârislerim!

Ecel gizli olmasından, vasiyetname yazmak sünnettir. Benim metrukâtım ve Risale-i Nur'dan olan benim hususî kitablarım ve güzel cildlenmiş mecmualarım vesair şeylerimin bütününü, Gül ve Nur fabrikalarının heyetine, başta Hüsrev ve Tahirî olarak o heyetten oniki {(*): Kardeşim Abdülmecid, Zübeyr, Mustafa Sungur, Ceylan, Mehmed Kaya, Hüsnü, Bayram, Rüşdü, Abdullah, Ahmed Aytimur, Âtıf, Tillo'lu Said, Mustafa, Mustafa, Seyyid Sâlih.} kahraman kardeşlerime vasiyet ediyorum. Onlara bırakıyorum ki; emr-i hak olan ecelim geldiği zaman, benim arkamda o metrukâtım, benim bedelime o sadık ve mübarek ellerde hizmet-i Nuriye ve imaniyede çalışsın ve istimal edilsin. (Emirdağ Lahikası-1 136 )’’

Koparılan yaygaranın en önemli sebebinin bazı yayınevlerinin uğrayacakları maddi kayıp olduğuna şüphe yoktur. Bence bu konuda da herhangi bir telaşa kapılmaya gerek yoktur. Üstad’ın aziz talebeleri, Risale-i Nur’u aslına uygun olarak neşredecek yayınevleri için hiçbir zorluk çıkarmayacakları kanaatindeyim. En nihayet, konu Telif Hakları Sözleşmesi çerçevesinde hal edilecektir. Bu şekilde Risale-i Nur’un telif ve neşrinde de önemli bir disiplin ve intizam sağlanmış olacaktır.

Telif eserlerin kanuni korunma süresi, yazarının vefatının ardından yetmiş yıldır ve Kültür Bakanlığı’nın da yaptığı açıklamada, Risale-i Nur Külliyatına ait eserler için yapılan bandrol müracaatlarında, bu eserlerin koruma dışı eserler olarak beyan edildiği ifade edilmiştir. Oysa bu sürenin tamamlanması için, on altı yılın daha geçmesi gerekmektedir.

Meseleyi bir tartışma ve hükümete bir husumet zeminine oturtmaya gerek yoktur. Ağabeylerin müracaatı üzerine yapılacak bu düzenlemenin sonuçlanmasını beklemek gerekir. Muhterem Ağabeylerin de bu meselede en güzel, objektif ve adil kararı verecekleri konusunda bir tereddüt olmamalıdır. Böyle bir tereddüt zaten Nur Talebelerine yakışmaz. Üstad’ın bize emanetleri olan muhterem ağabeylerimiz, Üstad’ın emaneti olan Risale-i Nur Külliyatının en iyi, mükemmel ve adil şekilde basılması ve neşredilmesi için de en doğru kararı vereceklerdir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
15 Yorum