1. YAZARLAR

  2. Mehmet ERDOĞAN

  3. Risale-i Nurların şerhi-4
Mehmet ERDOĞAN

Mehmet ERDOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Risale-i Nurların şerhi-4

A+A-

Şunu tekrar ifade edelim ki, Molla Muhammed Hocanın herhangi bir konudaki düşüncelerini, kendi ismini taşıyan müstakil kitaplar halinde neşretmesine bizim diyecek hiçbir sözümüz olamaz. Biz burada, Hocanın yaptığı açıklamaların, Kitap ve Sünnet açısından doğruluğu veya yanlışlığı üzerinde de durmuyoruz. “Açıklama” olduğu ileri sürülen hususların esas metnin manası ile ilgisi bulunup bulunmadığını tartışıyoruz. Ve diyoruz ki; Hoca, Bediüzzaman’ın orijinal ifadelerinin altına kendi kanaat ve malumatlarını, düşünce ve yorumlarını yerleştirmek suretiyle yeni ve farklı bir te’lif yapmaktadır.

Kendisi müstakil eser yazmak yerine başkasının tapulu arazisine bina yapmaktadır. “Risale-i Nurların şerhi ve haşiyesi” adı altında, oradaki metinlerle alakası olmayan pek çok yorumları bu kitaplara sokuşturmak suretiyle. Adeta kitap içinde müstakil bir te’lif yapmaktadır. Bediüzzaman’ın o kitaplarda anlattıklarından büyük ölçüde farklı  olarak yapılan bu yorumlar; ona bühtan ve iftira niteliğinde olmasının yanında, Kitap ve Sünnet ile de bağdaşmayan bir husustur. Böyle bir yanlışlık karşısında sessiz kalmak da, bir haksızlık sayılacağından tabii ki susamayız.

Susamayız da ne yaparız? Elbette ki, kimseyi konuşturmamak ve susturmak bizim haddimiz olmadığı gibi, böyle hareket etmek “meşruti” anlayışımızla da bağdaşmaz. İsteyenin istediği gibi konuşup yazması karşısında uygulanacak müeyyide, gereken cevabın verilmesi ve tepkinin gösterilmesidir. Müellif hayatta iken; bu tarzda hareket edecek fertlerin olabileceğini keşfetmiş olacak ki, Risale-i Nurlarda yapılabilecek tasarrufların sınırlarını belirlemiştir. “Allame ve müçtehitler de olsalar” ifadesi aslında bir meydan okuma ve insanı titreten bir tehdit niteliğindedir. Bizim bu yazdıklarımız ise, Risale-i Nurları kendi te’lifi gibi kabul eden ve yapılan bu değişikliklerden rahatsızlık duyan bir talebenin, bu tahrifat ve tağyiratlara kendi çapında bir cevabı ve itirazıdır. “Evet Bediüzzaman’ın kemiklerini sızlatacak bu tahrifat karşısında elbette ki sessiz kalınamaz.

Risale-i Nur Külliyatı, sahiplenen herkesin malı olduğundan, tabii ki kimse inhisar altına alamaz. Maksadımız, yapılan yanlışlıkları göstererek, uhrevi noktadan bunun sorumluluğunu hatırlatmak ve kendimizin de o ifadelerden ne anladığımızı ortaya koymaktır. Zira “Birinin malına başka mal -velev kıymetli de olsa- karışırsa, malını kıymetsiz ettiği gibi, haczetmesine dahi sebep olur” (Muhakemat:22) kaidesine göre, “Bir kimsenin kitabında, sahibinin izni olmadan şahsi tasarrufta bulunmak ve birtakım ilavelerle o şahsı kendi arzuları doğrultusunda konuşturmaya ve yorumlamaya çalışmak, bu vesile ile de kendisine bir “alan” açmaya çalışmak o esere ve eser sahibine haksızlıktır. Yapılan ilaveler kıymetli ve doğru hakikatler olsa bile… (Hele de eser sahibi hayatta değilse!...)

Evet, bu açıklamaları yapıp sonra da, “Budur mana geliniz alınız” dediğin vakit, alacağın cevap şudur: ”Yahu! İşte senin manan siliktir, sikkesi taklittir. Nakkad-ı hakikat reddeder. Sultan-ı İ’caz dahi onu darbedeni tardeder. (Muhakemat:18) Evet “Mânâ-yı hakikînin bir sikkesi olmak gerektir” (Muhakemat:24)

Münazarat’ın bu şekilde açıklanması ile, Bediüzzaman’ı adeta sinsice devleti ve yönetimi ele geçirmeye çalışan bir siyasetçi gibi göstermeye çalışmak, onu hiç tanımamak anlamına gelir. Bu “şerh” çalışması Münazarat’ı ve diğer eserleri saptırmadır ve onu yanlış anlamanın veya doğru anlayamamanın belgesidir.

Münazaratı, “Şer’i Devlet Sistemi”ni anlatan bir eser olarak değerlendirmek; (Münazarat ve Şerhi: Tahşiye yayınları 8) kitabı hedefinden tamamen saptırmak anlamına gelir. Önemli pek çok konuları açıklığa kavuşturan Münazarat, yanlış anlaşılan veyahut da tam olarak anlaşılamayan bir takım mefhumların (bilhassa istibdat ve meşrutiyet ve hürriyet gibi) gerçek tariflerinin yapıldığı, içtimai ve siyasi sahada İslam’a hizmet hususunda takip edilecek metod ve prensipleri yüz kırk küsur soru ile açıklığa kavuşturan bir şaheserdir. Hem idare edilen hem de idare edenlere memleket ve milletin dertlerini doğru teşhis edip, tedavi yollarını gösteren bir pusula; (Münazarat:20) olayları doğru ve isabetli değerlendirme hususunda bir şablon ve bir mihenk taşıdır.

Mehdiyet ve ahir zaman hadisatı ile ilgili rivayetler, Risale-i Nur Külliyatında Bediüzzaman tarafından kamil manada, ihtiyaç nisbetinde ve yeteri kadar açıklanmıştır. Bediüzzaman, hiç bir zaman Mehdilik iddiasında bulunmadığı gibi, bu makamı kendisine atfedenleri de azarlayarak tevilli cevaplar vermiştir. Ayrıca kendisinden sonra gelecek kimselere de mehdilik koltuğu hazırlamamış böyle birisine de işaret etmemiştir. Onun eserlerinde “ahir zamanda gelecek üç mehdi” ile ilgili belirleyici bir açıklama yoktur. Ancak ahir zamanda gelecek olan mehdinin üç vazifesinin bulunduğu hususunda açıklamalar yapılmıştır. Keza “Mehdi-i Ahir Zaman” denildiğinde, “ikinci mehdi”nin kastedildiğine dair Muhammmed Hocanın anladığı şekilde bir açıklama da yoktur.

Aynı şekilde Münazarat’ın muhatabının “ikinci mehdi” olduğuna dair bir ifade de yine mevcut değildir. Bunların hizmet süreleri ile ilgili bir beyan da yoktur. “Eserin ders verildiği Kürt aşiretleri ve o günkü Osmanlı devleti zahiri muhataplardır. Birinci Mehdi’nin tecdid-i iman vazifesi gören eserleri ve ciddi okuyucuları ise işari muhataptır.” (Münazarat ve Şerhi: Tahşiye yayınları, 5) şeklindeki açıklamalar, varsayımlar üzerine bina edilmiş; hayali, şahsi ve indi mülahazalardır. Bu tarzdaki beyanların Risalelerde hiçbir dayanağı yoktur. “Birinci”, “ikinci” ve “üçüncü” mehdi şeklindeki sıralamalar, tasarlanan manevi makamlarda bir koltuk arayışının ifadesidir. Bu bakımdan Kader ve Münazarat eserlerinin giriş bölümlerine, Risale-i Nurda delili olmayan Ahir zamandaki üç Mehdi konusunun, bilhassa yerleştirilmesi, bunun ipuçlarını vermektedir.

Birinci Mehdiliğin Bediüzzman’a tahsis edilmesi de “Mehdi-i Sani” veya “Mehdi-i Salis”e aday olunduğu maksadına matuftur. Bu tarz bir anlayışın Risale-i Nur metodu ve tarzı ile uzaktan yakından alakası olmadığı gayet açıktır. Bediüzzaman’ın hiçbir eserinde siyasi anlam taşıyan “İslam Devleti Sistemi”ni anlatan bir bölüm mevcut değildir. Onun gündemi, programı, hedefi ve maksadı bellidir.

Devam edecek...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
9 Yorum