1. YAZARLAR

  2. Kadri HAZAL

  3. Risale-i Nur’da 93 harbine farklı bir bakış
Kadri HAZAL

Kadri HAZAL

Yazarın Tüm Yazıları >

Risale-i Nur’da 93 harbine farklı bir bakış

A+A-

İslam Tarihinin en acıklı sayfalarından biri 93 harbidir. Çünkü bu savaşla “vahşî Ruslar âlem-i İslâmı hırpalıyor”[1], Avrupa Devletlerinin tahrik etmesiyle Devlet-i İslamiye’nin nurunu söndürmek istiyorlardı.

Avrupa ülkeleri Bulgarlar, Sırplar, Karadağlılar için birçok talepte[2] bulunup talepleri Babıali’de kurulan bir genel mecliste müzakere edilip reddedilince, Avrupa Hukukunu müdafaa iddiasıyla harekete geçen Rusya, 24 Nisan 1877 tarihinde Osmanlı Devletine karşı savaş ilan etti. Rumi Takvime göre 1293 tarihine rastladığı için bu savaş 93 Harbi diye adlandırıldı.

Savaş Balkanlarda ve Doğu Anadolu’da olmak üzere iki cephede cereyan etti. Gazi Osman Paşa ile Gazi Ahmet Muhtar Paşa gibi komutanların bazı savaşlarda Rusları yenmelerine rağmen Osmanlı Devleti yenildi. Ve büyük toprak ve İnsan kaybına uğradı.[3] Bu Savaş’a Ayestefanos Antlaşması ile son verilir. Daha sonrada Berlin Antlaşması imzalanır.

Kaynaklar savaşın sonunda kayıpları şöyle değerlendirmişler:  “Hemen ifade etmek gerekir ki, 93 harbi ve Berlin Anlaşması Osmanlı Devleti için Viyana bozgunundan (1683) ve Karlofça Antlaşması’ndan (1699) sonra uğranılan en büyük harp felaketi ve kötü anlaşma olmuştur. Osmanlı Devleti Berlin Antlaşması (1878) sonunda 212. 450 kilometre karelik bir arazi parçası ile burada bulunan 5,5 milyon nüfusu kaybetmiştir. “[4]

13 Temmuz 1878 tarihinde imzalanan Berlin Antlaşması ile Osmanlı Devleti, kendisine tabi olan Romanya, Sırbistan ve Karadağ Prensliklerine tam bağımsızlık tanıyor. Bosna Hersek Avusturya’ya bırakılıyor. Bulgaristan Prensliği içişlerinde bağımsızlık hakkı elde ediyordu. Kars, Ardahan, Artvin sancakları ile Batum Kazası Ruslar’a bırakılıyordu. Kıbrıs’ta İngiliz kontrolüne terkediliyordu.[5] Yağmadan İran bile nasibi­ni alıyor, bu devlete de Kolur kazası veriliyordu.[6] Savaş’ın mağlubiyetle bitmesinin ardından yüzbinlerce insanda göç etmek zorunda kalmıştır.

1293 tarihinde Osmanlı Devleti’nde Âlem-i İslam’ın maddi hayatını felç eden bu hadiseler meydana gelirken manevi hayatlarına nur ve ruh katacak büyük bir Müceddidi Ekber’de dünyaya geliyordu. Bu Üstad Bediüzzaman Said Nursi idi. Zira Risale-i Nur’un manevi avukatı olan Ahmed Feyzi Kul’un izahlarına göre 1293 tarihi “1293 te doğup, 1374’ e kadar ifayı cihad edecek olan bir zatın, bir cihette Al-i pak-i Muhammedi’den (a.s.m.) olduğuna ve hatta bu tahsis dolayısıyla silsile-i sadat’ın bir mümessili bulunduğuna”[7] işaret eden bir tarih idi.

1293’te doğan Üstad mebde-i hayatının ilk aylarında meydana gelen 93 harbine hesabı ebcedi ile işaret eden Tevbe Suresi’nin 32. Ayetinin işari anlamını şöyle değerlendiriyordu: “O vakit 1284 eder. O tarihte Avrupa kâfirleri devlet-i İslâmiyenin nurunu söndürmeye niyet ederek on sene sonra Rusları tahrik edip Rus'un '93 muharebe-i meş'umesiyle âlem-i İslâmın parlak nuruna muvakkat bir bulut perde ettiler. Fakat bunda Resâili'n-Nur şakirtleri yerinde Mevlâna Halid'in (k.s.) şakirtleri o bulut zulümatını dağıttıklarından, bu ayet bu cihette onların başlarına remzen parmak basıyor. Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli lâm' lar ve “mim” ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise, Hazret-i Mehdînin şakirtleri olabilir. Her ne ise..”[8]

Bu ifadeden Mevlana Halid Hazretlerinden bir asır sonra Mehdi ve Şakirtlerinin küfrün zulumatını dağıtmak için vazife başında olacağını anlıyoruz.

93_harbi_b.jpg

Üstad 93 Harbi’ne işaret eden zatlardan birinin de Seyyid’ul Arab diye ifade olunan İmam Ali (k.v.) olduğunu belirtmektedir. Bu işarette ilginç olanda Hz. Ali’nin (r.a.) mağlubiyetin sebebine işaret etmesidir. Üstad Hz. Ali’nin (k.v.) ifade ettiği kelimelerden şu anlamları çıkarmaktadır:

“Vela tehşe” fıkrasındaki “Vela şerrün Eshemet” cümlesinde şeddeli rı  iki rı  ve üstündeki tenvin nun sayılmak şartıyla bin iki yüz doksan üç eder. İşte bu tarih,  Rus’un âlem-i İslâm’ın felâketine sebep olan Doksan Üç dehşetli harbin zamanına ve Risale-i Nur müellifinin tarih-i velâdetine tam tamına tevafuku, şüphesiz kastî bir işaret-i gaybiyedir. Eğer şeddeli rı  bir sayılsa ve tenvin sayılmazsa, o vakit “Vela tehşe min Vela şerrün Eshemet”  satırındaki “ Rumhin Vela şerrün Eshemet” fıkrası bin iki yüz doksan bir eder. Yalnız iki fark ile aynı tarihi gösterir.

Bu fıkranın cifri işaretine manası kuvvet verdiği gibi, suret-i mana dahi letafetlendiriyor. Çünkü “Rumhin” mızrak, “Sehmin” oktur. Mızrak ve oku harpte istimal eden, Arap ile eski zaman bedevî adamlarıdır. Doksan Üç Harbi ise asr-ı bedeviyete yakın olmakla beraber mıntıka-i harre ehli olan mızraklı ve oklu Araplar o dehşetli harpte memalik-i bâridede kışta çarpıştıkları hâlde, devlet-i İslamiyenin mağlûbiyetiyle neticelenmesi ve o harpte Arab'ın acınacak vaziyetlerini Seyyidü’l-Arap olan Hz. İmam-ı Ali (r.a.) görmüş gibi ifade ediyor. Evet, Üstad-ı Kudsisi ona göstermiş, o da görmüş. Ve kahramanlık damarına dokunmuş, şiddetle “Korkma!” diye teşci etmiş.”[9]

Hz. Ali’nin Celcelutiye Kasidesinden çıkarılan bu işari manalardan şunu anlıyoruz. Osmanlı Devleti bu savaşta soğuk iklim insanı olan ve ateşli silahlara sahip olan Ruslar’a karşı sıcak bölge insanı olan ve ok ve mızrak ile savaşan Arapları savaştırmıştır. Ve mağlubiyetle Arap askerler acınacak vaziyetlere düşmüşlerdir. Çünkü on binlercesi bu savaşta şehit düşmüşlerdir.

Risale-i Nur’da Doksan üç Harbi’ne işareten işaret edenlerden birinin de Şahı Geylani olduğu belirtilmektedir. Üstad Şahı Geylani’nin ifadelerinden de şu anlamları çıkarmıştır: “İkinci delil: Hem birinci, hem ikinci fıkrada aynı bin iki yüz doksan dört eder ki, müteaddit yerde Cenab-ı Gavs’ın işaret-i gaybiyesinden fitne-i ahir zamanın başlangıcı olan tarihi gösteriyor. O tarih ise, hem bu isim sahibinin Arabî tarih-i velâdetine, hem âlem-i İslâmın başına gelen hâdisat-ı elimenin havl ve şiddetinin en büyük sebebi olan doksan üç Rus Harbinin şiddet-i tarihine tesadüf ediyor. O vakit hem taun ve veba ve kaht ve galâ ve hem Rus’un zulüm ve istilâ zamanına tesadüf ediyor. Hazret-i Gavs bu beytinde ve bu kasidesinde fitne-i ahir zamana bakıyor. O fitnenin başlangıcı olan bin iki yüz doksan üç ve dört tarihine “Tevessel”  satırının her fıkrası “Ya Said”  kelimesiyle beraber aynı tarihi gösteriyor. Biri bin iki yüz doksan dört, diğeri bin iki yüz doksan beş tarihini gösteriyor. O tarih, Rumî hesap ile olsa Said’in mebde-i tufuliyetine, eğer Arabî tarihiyle olsa velâdet zamanına tevafuk ediyor. Eğer fıkra-i ulâdaki “Hevl”  kelimesinin üstündeki tenvin ve ikinci fıkradaki “Dehren” kelimesindeki tenvin, nun sayılsalar, o vakit her bir fıkranın bin üç yüz kırk dört ve kırk beş tarihini gösterecek, fitne-i ahir zamanın maneviyat cihetinde en elim zamanına ve izn-i ilâhî ile himaye ve himmet ve dua-i Gavsiyede bulunan Said’in dahi en elim, en sıkıntılı zaman-ı esaretine tevafuk ediyor.”[10]

Bu ifadelerden de 93 Harbi’nin ahir zaman fitnesinin başlangıcı olduğunu ve açlık ve yokluk döneminde meydana geldiğini ve bu sırada Veba gibi toplu ölümlere sebep olan hastalığında hüküm sürdüğünü anlıyoruz.

Başka bir yazıda bulunmak dileğiyle selamlar.

 

 

 

 



 

 

 

 

[1] . Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2007, sh. 595

[2] . Bkz: Mahir Aydın, Doksan üç Harbi, İslam Ansiklopedisi c.9, TDV Yayınları, İstanbul 1994, sh. 498

[3] . A. g. e, sh. 498-499 (özet)

[4] .  Heyet, Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi c. 12, Ed.: Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız, Zaman-Çağ Yayınları, İstanbul 1993, sh. 148

[5] . A. g. e, sh. 209-210

[6] . Metin Hasırcı, Büyük Osmanlı Tarihi, Sultan 2. Abdülhamid Han Bölümü, Merve Yayınları (www.Darulkitap.com)

[7] . Bediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar Mecmuası, Tenvir Neşriyat, İstanbul 1988, sh. 179

[8] . Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul, 2007, sh. 1103

[9] . Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Yeni Asya Neşriyat, İstanbul 2007, sh. 602-603

[10] . Lem’alar, sh. 108-109

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.