1. YAZARLAR

  2. İsmail AKSOY

  3. Risale-i Nur’a nasıl bakmalıyız?
İsmail AKSOY

İsmail AKSOY

Yazarın Tüm Yazıları >

Risale-i Nur’a nasıl bakmalıyız?

A+A-

Risale-i Nur; Cenâb-ı Hakk’ın “Rahîm” ismine mazhar olarak bu asrın ilacı ve hekimi sıfatıyla toplumun bütün tabakalarını şefkatle kucaklayarak sınıf, renk, cinsiyet ve ülke farkı gözetmeksizin bütün tabakalara ve kesimlere imân hakîkatleri dersini veren, Kur’ândan ve Sünnet-i seniyyeden aldığı feyiz ve bereketle maddî ve mânevî problemlere çözüm sunan, bu zamanın ihtiyaçlarına cevap veren, Kur’ânî perspektiften tahliller yaparak çözümler üreten topyekûn Kur’ânî bir derstir.

Âhir zamanın dehşet ve vahşeti içerisinde helâket ve felâket manzaralarına mârûz kalan bu asrın ümmet-i merhûmesini, urvetü’l-vüska olan Kur’ândan koparmaya çalışan dinsizlik kuvvetleri karşısında sağlam bir ip olarak bu asrın insanına uzatılan Risâle-i Nur’un ve muhterem müellifinin kıymet ve yüceliği ehlince bilinmekte ve takdîr edilmektedir.

O Zât-ı mücâhid, “gâye-i hayatım” dediği Risâle-i Nur Külliyatı ile Kur’ân-ı  Hakîm’in büyük caddesini gösterdiği gibi, bütün işkence ve olumsuz şartlara rağmen Sünnet-i seniyyeyi  bid’alara karşı savunmuştur.
Hayatı boyunca, ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in muhakkik âlmlerinin tâkip ettiği Kitap ve Sünnet yolundan aslâ ta’viz vermeden, sahâbe, selef-i sâlihîn ve hak mezheb imamlarının takip ettikleri Kur’ân caddesinin hak ve hakîkatını ilmen ve aklen isbat etmiştir. Kendisi yeni bir cadde ve yol ihdas etmeden, “kitab, Sünnet, icmâ-ı ümmet ve kıyâs-ı fukahâ” dan ibâret olan edile-i şer’iyye çerçevesinde Dîn-i mübîn-i İslâm’a çok büyük hizmetlerde bulunmuş, asrın Bedî’i, zamanın hârikası olmuştur.

Risâle-i Nur’daki tüm imânî ve İslâmî meseleler, bizatihî Kur’ân’ın ve O’nun en büyük müfessiri olan Hadîs-i şerifin malıdır. Bu sebepledir ki, îmâna ve İslâm’a dâir bir mesele okunduğu zaman, okunan o mesele içinde, kaynaktaki kudsiyet ve ulviyyet yönü düşünülmeli ve mesele içinde Kur’ân ve Hadîsi bulma gayesi güdülmelidir.
Hem Kur’ânî bir ders okunup mânevî bir sohbet ortamı paylaşılırken de dikkat ve nazarlar Kur’ân âyetlerine ve Onun sırlarına yönlendirilmelidir.

Merhum Üstadımız (ra) bu mevzû ile alakalı “Sünûhât” adlı eserinde şöyle buyurmaktadır:
“ Cumhûru, bürhândan ziyâde me’hazdaki kudsiyyet imtisâle sevk eder. Müctehdînin kitapları vesîle gibi, cam gibi Kur’ân’ı göstermeli; yoksa vekîl, gölge olmamalı…”
Evet, hiçbir eser ve te’lîfât Kur’ân için vekîl olamaz..
Devam ediyor:
“ Demek şerîat kitapları, birer şeffâf cam mâhiyetinde olmak lâzım gelirken, mürûr-i zamanla mukallidlerin hatâsı yüzünden paslanıp, hicâb olmuşlardır. Evet bu kitaplar Kur’âna tefsîr olmak lâzım iken, başlı başına tasnîfât hükmüne geçmişlerdir. Meselâ: Bir adam İbn-i Hacer’e nazar ettiği vakit, Kur’ânı anlamak ve Kur’ânın ne dediğini öğrenmek maksadıyla nazar etmeli. Yoksa, İbn-i Hacerin ne dediğini anlamak maksadıyla değil.”

Bu satırlardaki kudsî düstûrlardan  da anlaşıldığı gibi; Nurlarda okunan her bir imânî ve Kur’ânî meselede  tefekkürî seyre koyulurken  ve bunları başkalarına anlatırken, öncelikle Kur’ânın ne dediği noktasından yaklaşılmalı, Risale-i Nûr’un ne dediğini  öğrenmek maksadıyla değil, o meseleyi Kur’âna ayna yaparak, izah edilen meselede nazarları ve ilgiyi Kurâna çevirerek, Kur’ânın ne dediği esas olınmalıdır. (28. Mektûb’un 7.meselesine bakılabilir.)

Şunu unutmamak gerekir ki, kırâetiyle ibâdet edilen ve her bir harfine en az on sevap yazılan tek kitap Kur’ândır.
Söz gelimi, Nurlardan okuduğumuz bir bahiste geçen âyetlere nazar-ı dikkat çekilmez, o âyetlerin tefsîri ve daha iyi anlaşılabilesi niyetiyle okunmazsa, bir fıkıh kitabı olan İbn-i Hacer’in kitabının müstakil bir kitap nazarıyla okunduğu gibi, ibâdet ve sevap cihetiyle sonuca varamayacağımız açıktır. Amaç ve gaye Kur’ânın anlaşılması ve anlatılmasıdır.

Yine Risâle-i Nur, teberrüken okunacak bir eser  değildir. Sâdece Kur’ânın sırlarını ve ne dediğini anlamak amacıyla okunmalıdır. Üstadın “ …Kur’ânın malıdır” sözünün hakîkatı iyi kavranmalıdır.

Hiç değilse okunan meseleye dâir âyet-i kerîmenin kısa meâlini ve ardından o mânevî tefsîri okumak ve anlamak yerinde olacaktır. Çünkü, okunan bölüm Kur’ânın o âyetindeki i’câzını ders vermektedir. Âyetin anlamı ve ne dediği bilinmezse, o i’caz da anlaşılmaz.

Bediüzzaman Hazretlerine kulak verelim:
“Kur’âna ait mesâille iştigal, bir nev’i ma’nevî mütefekkirâne Kur’ân okumak hükmündedir. Hem ibâdet, hem ilim, hem ma’rifet, hem tefekkür, hem kırâet-i Kur’ân ma’naları risâlelerin istinsâh Ve mütâlaalarında vardır.” (Barla Lahikası)

Nurlara bir bütün olarak bakıldığında  anlaşılmaktadır ki; Risâle-i Nurda geçen her bir îmânî mesele ikiyüz Kur’ân âyetinin özü ve izâhıdır. Öyle ise  okuyan şahıs, okuduğu konunun hangi âyetlerden süzülüp geldiğini anlamaya çalışmalı, okuduğu mevzûyu, o âyetlerin tefsîri niyetiyle okumalıdır.
(Hâşâ) Kur’ândan ayrı bir eser olarak görüp müstakil olarak Kur’ân yerine okumak aslâ doğru değildir.

Üstad Hazretleri nasıl ki bu eserleri şahsına bağlamamış, Kur’ânın malı olarak îlân etmiş ise, okuyucular da o eserlerde doğrudan doğruya Kur’ânı görüp O’nun tefsîri niyetiyle okumalıdırlar.
Çünkü Risâle-i Nurlar, Kur’ânın tefsîri olup Üstad Hazretlerinin karîhasından çıkmış değillerdir.
Kur’ân havzından akıp gelen mânevî iksîrledir. Kaynağına ve me’hazına nisbet edilmeli, Kur’âna ve Hadîse bağlanmalıdır.

İşte o zaman bu dersler, gerçek üstad olan Kur’ândan alınmış olur. Yoksa şahıslar araya girip gölge olamaz, ancak ayna olabilirler. Aksi takdirde, şahıslara isnad edilen dersin kudsiyeti kaybolur, mânevî tesiri olmaz.
Kur’âna bağlandığında mânevî gücünün tesiri olur ve o dersten tefeyyüz edilir. İrtibatsız bir ders ise, kısa zamanda tesirini kaybeder, etkisi de yok olup gider. Neûzubillah yanlışlara girilir ve günahlara ma’rûz kalınır.

Netîce itibariyle diyebiliriz ki, Risâle-i Nurdaki meseleler; mütefekkirâne, müdakkikane ve Kur’ânî bir tefsîr niyetiyle okunmalı, Kur’âna hâdim ve ayna olmalı, O’nun yerine geçmemelidir.
Elhamdülillah, biz nur talebeleri o tarzda ve o niyetle okuyoruz inşâallah…
Üstad demiyor mu ki, “ Dert bizimdir, devâ ise Kur’ânındır.”

Nurların müzakeresi  ve daha iyi anlaşılmasının gerekliliği konusunu da bir başka yazımızda işlemek temennisi ve niyazıyla…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
8 Yorum