1. HABERLER

  2. ÖZEL

  3. Risale-i Nur hizmetinde unutulmaz yeri olan bir ev
Risale-i Nur hizmetinde unutulmaz yeri olan bir ev

Risale-i Nur hizmetinde unutulmaz yeri olan bir ev

Gözlerimize inanamadık. Bu bina, o günün şartlarına göre, sanki tam bu hizmet için yapılmış lâbirent gibi bir yapı...

A+A-

Risale Haber-Haber Merkezi

İnebolu kahramanlarının önde gelen isimlerinden Ahmet Nazif Çelebi’ye ait olan ve uzun yıllar Risale-i Nur hizmetinin merkezi olarak işlev gören ev, Bediüzzaman Said Nursî Kültür Evi olarak yeniden açılıyor. Açılış yarın gerçekleştirilecek.

Ömer Özcan, 1978 ve 1998’de İnebolu’ya yaptığı ziyaretlerden sonra kaleme aldığı ve Ağabeyler Anlatıyor-2 kitabında neşrettiği ev ile ilgili yazıyı Risale Haber okuyucuları ile paylaştı.

Ahmed Nazif Çelebi ve Efsanevi Evi

Risale-i Nur hizmetlerinde İnebolu’nun sembol ismi “Ahmed Nazif Çelebi”dir. Külliyatta çok yerlerde ismi ve mektupları geçen bu kahraman ağabeyimizin yaptığı hizmetler, bilhassa teksir makinesiyle yaptığı tab hizmetleri, Üstad Bediüzzaman Said Nursi tarafından takdir ve sena ile bahsedilmektedir. Nazif Çelebi Ağabey 1891 İnebolu doğumludur. 30 Aralık 1964 tarihinde vefat etmiştir. Kabirleri oğlu Selahaddin Çelebi ile aynı kabristandadır,  yakındır. 

Önce 1978 yılında, sonra da 23 Temmuz 1998 tarihinde İnebolu’dayız. Nazif ağabeyi elbette ki göremedik. Onu, Onu görenler anlattı. Risalelerde isimleri geçen, 1943 Denizli hapsinde Hz. Üstad’la beraber yatmış Gülcü Hüseyin (Kuru) ve Salih Uğurtan ağabeyler; hem Nazif Çelebi’yi anlattılar, hem de dillere destan teksir hizmetlerinin yapıldığı evini gezdirdiler bizi. Ve gözlerimize inanamadık. Bu bina, o günün şartlarına göre, sanki tam bu hizmet için yapılmış lâbirent gibi bir yapı. İç içe odalar; gizli geçitler; dolaptan dolaba geçişler; karmakarışık merdivenlerden üst ve alt katlara inişler-çıkışlar... Ve teksir makinesinin bulunduğu tavan arası… Tavan arasından zemine inerken biz bile yolumuzu kaybettik. Ne yazık ki bu ev şimdi metruk ve harabe vaziyette... Sahibi de başkası… Biraz tanıtabilmek için, her cepheden fotoğraflarını çektik.

teksir_makinasi.jpg

(Çoğu Ahmed Nazif Çelebi tarafından teksir edilmiş risaleler ve teksir makinesi)

NAZİF ÇELEBİ BEDİÜZZAMAN’I NASIL TANIDI...

Ahmed Nazif Çelebi, Bediüzzaman ismini daha 17 taşlarında iken duymuş ve kalbinde yer tutmuştur. 1908’de İstanbul’da bulunan Bediüzzaman Hazretleri, 31 Mart hadisesinden sonra kurulan Divan-ı Harp Mahkemesinde beraat eder ve Van’a dönmek üzere yola çıkar. Trabzon’a kadar deniz yoluyla olan Van yolculuğu sırasında, İnebolu’ya da uğrar. İşte o sırada çarşıda bulunan Nazif Çelebi, Bediüzzaman’la göz göze gelir ve selamlaşırlar. Kalbi heyecan içinde çırpınır, içinden ılık bir akıntı geçer genç Çelebi’nin. İşte o gün!.. O kadarla kalmıştır. Bu hadiseyi Nazif Çelebi Ağabey Kastamonu Lâhikasında kendi kalemiyle şöyle izah etmektedir: 

1908’DE BEDİÜZZAMAN’I İNEBOLU’DA GÖRDÜM 

“…On yedi yaşımda bulunduğum ve çok cahil ve çocukluk devresinde iken, bu mübarek isim kalbimde yer tutmuş. Ve bu kalbî muhabbet hürmeti için olacak ki; 1326 (1908) senesinde Hazret-i Üstad'ın "Bediüzzaman Said-i Kürdî" lakabı altında Karadeniz seyahatinde iki hizmetkârı ile İnebolu'yu ziyaret ederek, o zaman İnebolu'nun meşhur ulemasından Hacı Ziya ve diğer ulema arasında vapura teşyi' edildiği sırada tesadüfen çarşıda karşılaştığım ve çok derin muhabbet hissiyle bu mübarek zâta selâm durarak mütebessim ve nuranî sîmalarıyla ve keskin nazarlarıyla selâmlarına ve manevî nazarlarıyla iltifatlarına mazhar olduğum günden beri artan muhabbet ve alâkamı, otuz senelik hatırımdan kat'iyyen silinmediğini aynelyakîn görüyordum.” (Kastamonu Lahikası 41)

nazifcelebi_ev.jpg

(Nazif Çelebi ağabeyin evinin değişik cephelerden çekilmiş fotoğrafları. 23.07.1998)

1938’DE BİR SARHOŞTAN BEDİÜZZAMAN’IN KASTAMONU’DA OLDUĞUNU DUYDUM

Nazif Çelebi tam otuz sene sonra, İnebolu’da bir kahvehanede, zavallı bir sarhoştan; "Ya Rab! Bana bir mürşid-i kâmil ihsan buyur" diye, yana yakıla aradığı mürşidin Kastamonu’ya geldiğini duyar. Nazif Ağabey işin bu kısmını da Kastamonu Lâhikasında şöyle açıklamaktadır: 

“…On seneden beri Cenab-ı Rabb-ül Âlemîn Hazretlerinden niyazımda, daima beş vakit dualarımda, "Ya Rab! Bana bir mürşid-i kâmil ihsan buyur" niyazında iken, bundan üç sene evvel yani hicri bin 1357 ve miladi 1938 senesinde, İnebolu'da bir kahvede, Kastamonulu bir zavallı sarhoşun sitayişle bahsettiği bir zâtın Kastamonu'da mevcudiyeti ve menfî olarak bulunduğunu işittim. Dikkat ettim ve tahkik ve ta'mik ettim. Anladım ki; otuz senedir kalbimde saklı olarak taşıdığım o zamanki Said-i Kürdî olduğunu hayretle öğrendim. Ve kalbimdeki sevgi günler geçtikçe ateşlendiğini hissettiğimden, her tehlikeyi göze alarak ziyaret edip, mübarek ellerini öpmek lâzım ve şart olduğunu bildim. Ve ziyaretimde, Eski Said'in ism-i mübarekleri Bediüzzaman Said Nursî ve Risale-i Nur'un müellifi ve sahibi olarak buldum. Kemal-i aşk ve ihlâsla sarıldım. Ve benim yegâne mürşidim ve rehberim ve büyük üstadım o Risale-i Nur'dur dedim."

BEDİÜZZAMAN’IN KOYDUĞU DİPNOT

Aynı sayfanın altına Risale-i Nur’un bu büyük talebesi için Bediüzzaman Hazretleri şu dipnotunu koymuştur: “Evet bazı ehl-i velayetin ileride talebesi olacak zâtlar, daha dünyaya gelmeden, hiss-i kabl-el vukuun inkişafıyla kerametkârane keşfettikleri gibi; Risale-i Nur'un talebelerinin mühimlerinden birkaç zât dahi, çok zaman evvel, bir hiss-i kabl-el vuku' ile, ileride Said ile alâkadar bir surette bir Nur'a hizmet edeceğini hissetmişler. İşte, onların birisi de Nazif'tir.”

TEKSİR HİZMETİNDE KÜÇÜK ISPARTA, ISPARTA’DAN DAHA KIDEMLİDİR

O zamanlarda bütün Türkiye’de sadece iki yerde teksir makinesi bulunmaktaydı. Birisi, Isparta-Sav’da İbrahim Gül’ün evinde, diğeri ise “Küçük Isparta İnebolu”dadır. O da “Ahmed Nazif Çelebi” ağabeyimizin evinde tavan arasında bulunuyordu. Teksir konusunda İnebolu, Isparta’dan daha kıdemlidir. Tarih itibariyle makine ile tab işi ilk önce İnebolu’da başlamıştır. Sonra Tâhirî ağabey tarafından Ispartaya da bir makine alınmıştır. Salih Uğurtan ve Gülcü Hüseyin ağabeyler, teksir ettikleri risaleleri ciltlettikten sonra, gizlice kasalar içinde gemilerle Anadolu’ya sevk ettiklerini de söylediler. 

NAZİF ÇELEBİ ÇOK CELALLİ VE HAŞMETLİ BİR İNSANDI

1978 İnebolu seyahatimizde Denizli hapsinde Hz. Üstad ve Nazif Çelebi ağabeyle beraber yatan Gülcü Hüseyin ve Sâlih Uğurtan şöyle anlattılar: “Nazif Ağabey İnebolu’nun eşrafındandır. Çok celalli ve haşmetli bir insan idi. Adeta bastığı yer titrer, çarşıdan geçerken herkes hürmetle temenna dururdu. Ahmed Nazif Çelebi ağabeyimiz İnebolu da çok saygın bir insandı…” Böyle söylediler Salih ve Gülcü Hüseyin Ağabeyler.

HAYRETLER İÇİNDE GEZDİĞİMİZ NAZİF ÇELEBİ AĞABEYİN EVİ

İnebolu ziyaretimizde bizi en çok hayretlere düşüren bir şey oldu: Varlığı ve ehemmiyeti pek fark edilmediğini zannettiğim, Nazif Çelebi ağabeyin, o dillere destan hizmetlerini yaptığı evi ve bu evin özellikleri oldu.

Yıl 1978 tarihinde İnebolu’dayız. Risalelerde isimleri geçen, 1943 Denizli hapishanesi mahpuslarından Gülcü Hüseyin (Kuru) ve Salih Uğurtan ağabeyler bizi Nazif Çelebi ağabeyimizin evini gezdirdiler. Dört katlı eski bir Rum evi olan bu bina, şu anda metrûk bir vaziyette... Şimdiki sahibi de Almanya’da bulunuluyormuş. 

Evi gezerken hayret hayret içinde kaldık. O zamanki baskın ve tarassutları düşünürsek, bu ev, sanki o günkü şartlara göre tam bu hizmet için yapılmış, lâbirent gibi bir yapı... İç içe odalar; gizli geçitler; dolaptan dolaba geçitler; karmakarışık merdivenlerden üst ve alt katlara inişler-çıkışlar. Ve teksir makinesinin bulunduğu tavan arası... Burası ayakta dik durulamayacak kadar alçak tavanlı. Kahraman Ahmed Nazif ağabey, ayağında tokyo terliklerle sabahlara kadar burada iki büklüm olarak risaleleri teksir edermiş. Bütün Anadolu’ya neşriyatı buradan gerçekleştirmişler, “İman tekniğe meydan okudu” sözüne masadak olmuşlar. 

İşin en garip tarafı da; Bu evin karşısında o zamanın hükümet binası, onun önünde jandarma karakolu, bir bina ötedeki sokakta da polis karakolunun bulunmuş olmasıdır. 

Daha da hayret verici bir înayet ise; Bu efsane bina, polis ve jandarma tarafından defalarca basıldığı, arandığı halde, teksir makinesinin kat’iyyen bulunamamasıdır. Bizi evi gezdiren Salih Uğurtan ve Gülcü Hüseyin ağabeyler bunları anlattılar bize. Yani hadiselerin içinde olanlar, yaşayanlar anlattılar.

Hakikaten makine odasının bulunması mümkün değildi. Biz dahi tavan arasından zemin kat’a inerken yolumuzu kaybettik... İnebolu’ya gidenler bu evi gezmelidirler. 

nazifcelebi_ev_omerozcan.jpg

nazifcelebi_ev_omerozcan2.jpg

(Nazif Çelebi ağabeyin evindeki odalarda ve teksir yapılan tavan arasında incelemeler yapan Ömer Özcan. 23.07.1998) 

230916.jpg

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum