1. YAZARLAR

  2. İbrahim KAYGUSUZ

  3. Referanslar, fikri izler
İbrahim KAYGUSUZ

İbrahim KAYGUSUZ

Yazarın Tüm Yazıları >

Referanslar, fikri izler

A+A-

Soru 1: “Bu toprakların müktesebatının sadece Risale-i Nur’dan ibaret olduğu gibi bir kanaatin oluşması” cümlesinden ne anlayacağız?

Soru 2: “Risale-i Nur’da tarihsel İslami metinlerin izlerinin var olduğunu kabul etmek” hararetli bir tepkiyi gerektirir mi?

Evvela, Risale-i Nur İslamın ihtişamlı zihin tarihinin ete kemiğe bürünmüş halidir. Bu topraklarda Kur’anın hikmet denizinden keşfedilen bütün hakikatler Risale-i Nur’da muhtasar olarak mevcuttur.

Risale-i Nur dikkatle tetkik edildiğinde bu gerçeğin abartı olmadığı hele “miyop bir bakış” hiç olmadığı görülecektir.

Sualler aynı kapıya çıkmaktadır. Birinci sual uzaktan ve ezberden bir savrulmayı ifade edip, Risale-i Nur’un kılcal damarlarına inememenin zayıflığıyla maluldur.
İkincisi ise dâhili bir muhabbetin güzel bir tezahürüdür.

Bu muhabbet ehli dostlara:
Hiç şüphesiz her ferdin zihin dünyasını şekillendiren temel parametreler vardır. Aile, eğitim, zekâ, sosyal çevre ve kültürel havza bunlardan bazılarıdır.

Fert, içinde yaşadığı ve zihin gözünü açtığı sosyal çevreye karşı belli bir aidiyet duygusu taşır.
Hepimizin hayatı böyle aidiyetler zinciri içinde halden hale geçer ve tekâmül eder.

Nur talebesinin zihin dünyası ise elbette Risale-i Nur’un kültür havzası içinde şekillenir ve hayata bakışı da bu havzaya ait aidiyet duyguları ile doğrudan bağlantılıdır.

Üstadımız, bir şahsın yaşayış devrelerinde talim ve terbiye keyfiyetinin tebeddül ettiğini söyler.(İşaratü’l-İ’caz)

Yetişme sürecindeki bu durum, tahavvülün (değişim) fıtri bir kanun olması ile alakalı bir hikmet olup maslahatın gereğidir. (Muhakemat,2007,45)

Evet, fert “yetişirken” edilgin; “yorumlarken” etkendir.
Müstaid ve yetkin olan yorumlayıcı şahıs, çeşitliliğe hazırdır; statik ve münkabız değildir.

Bence Risale-i Nur’un ruh ve mana ikliminde yetişen bir birey, talim ve terbiye sürecinde teslimiyetini kavileştirirken zihnini müdakkikleştirmeyi ihmal etmemelidir.

Müdakkiklik edilgenliğe değil, etkenliğe işaret eder. Etkenlikte dikkat ve tahkik çok önemlidir.
Bu süreçte hakikatler vasıtaları derece olarak geçer. Me’hazın kudsiyeti önemlidir. Dellal ve vekillerin gölgesine ise müsaade yoktur.

Bediüzzaman kendisine karşı haddinden fazla teveccüh gösterenlere “hakikati” adres gösterir. Öyle ise “gölgecilik” oynayan herkesin bu anlamda kendisini toparlaması gerekmektedir.

Öte yandan ikinci soruya kaynaklık eden zihni karmaşanın ortadan kalkması için Risale-i Nur’un metinlerine “anlam, kaynak ve hedef” düzeyinde temas edebilme zorunluluğu vardır.

Bu,  edilgenlikten etkenliğe geçişi yani müdakkikliği ifade eder.
Müdakkik ve âlim her nur talebesi Risale-i Nur’un metinlerinde geçen kavramların/ıstılahların anlam katmanlarını ferasetle görür ve bu kavramların İslamın tarihselliği içindeki çıkış sürecini kavrar.

Bu bilgi düzeyi ile alâkalıdır. Bilgi düzeyi artan birey, karşılaştırmaları daha sağlam yapar.
İslamın tarihsel süreci içinde fonksiyonel roller oynamış önemli dini kaynaklarda geçen bazı konuların ve kavramların Risale-i Nur’da da yer aldığı bilinmelidir.

Risale-i Nur’daki bu kavramların hangi endişelerle bugüne taşındığı ve hangi anlam katmanları ile yoğurup tecdit edildiği ayrıca önemlidir.

Öte yandan “Risale-i Nur’un tarihsel süreçte hiçbir eserde yer almayan “bugüne ait birçok problem alanını keşfettiği” ve Kur’ani çözümler sunduğu” da ayrı bir gerçektir. Bu alanların neler olduğunu keşfetmek büyük bir sorumluluktur.

Örneğin esma ve sıfat-ı İlahiye, şuun-u zatiye, zat-ı akdes, esrar-ı kâinat, huruf-u Kur’an, insan-kâinat-ubudiyet ilişkisi, kur’an-kâinat-insan ilişkisi, mülk-meleküt ilişkisi, mana-i ismi-mana-i harfi ve ene gibi kavramlar bu anlamda irdelenmesi gereken önemli alanlardır.

Kadim âlimlerin ilgili problemleri irdelemeleri ayrı bir konu, problemlerin bugünün idrak seviyesinde konuşturulması ise ayrı bir konudur.

Bediüzzaman için yapılan bir tanımlamada şu vasıflara dikkatler çekilir: “Ulum-u evvelîn ve âhirîne ve ledünniyât ve hakâik-i eşyaya ve esrâr-ı kâinata ve hikmet-i ilahiyeye vâris kılınması”(Tarihçe-i Hayat).

Eşyanın hakikatlerini “hikmet” pergeli ile ölçebilmek ve varlık âleminin tesbihatlarını okuyabilmek önemlidir.
Bediüzzaman, kâinata imani bir bakış açısı ile bakar, varlığın mülk boyutunda melekûtî boyutu okur. Bunu yaparken de pozitif bilimlerin verilerini kullanır.

İşte bu, hikmetin bugünkü “farklı” dilidir. Risale-i Nurda bu dilin rengi hâkimdir.

Risale-i Nur’da çokça geçen mana-i ismi, mana-i harfi kavramları kadim ulemaca kullanılmış olabilir. Fakat bu kavramlar Bediüzzaman’ın dilinde metaforik bir dönüşüme uğramış ve bugünün idraki ile kainatın bilmecesini çözmeye yönelik bir hal almıştır. Bu durum Bediüzzamanı farklı kılan bir ayrıcalıktır.

Son olarak günümüzde ilişkiler ağı giderek derinleşmekte ve farklılaşmaktadır. Bilim alanındaki hızlı akış ve sosyal hayattaki sür’atli değişim karşımıza imani, fikri, felsefi, zihni ve sosyal birçok yeni problem alanı çıkarmaktadır. Yeni ve farklı ilişki zeminlerinin bu şekilde hayat alanı bulması onlara sağlam itikadi ve imani boyutlar kazandırmayı zorunlu kılmaktadır. Bu kuvvetli yeni dalgalar çözümün de kuvvetini gerekli kılar.
İşte Risale-i Nur, bu yeni ve farklı ilişki zeminlerine sağlam itikadi ve imani boyutlar kazandıran dinamik bir külliyattır.

Bu külliyat geçmişi bugüne taşımış, onu bugünün dili ile konuşturmuş ve harmanlamıştır.
Bu külliyatta temel referanslar ayet ve hadislerdir.

Bununla birlikte Şeyh Geylani’den Sa’di-i Şirazi’ye, Taftazani’den Gazali’ye ve Zeynelabidin’den Zemahşeri’ye kadar birçok tarihi şahsiyet bazen fikri izleri bazen de doğrudan metinleri ile bu harmanlamadaki yerini almıştır.
İşte bu bir zenginliktir.

Bu eser külliyatının bu kadar tesirli olmasında bu manevi ordunun etkisi çok büyüktür.
Emirdağ Lahikası’nda yer alan ve “ahir zamanda gelecek olan şahsın” üç vazifesinin anlatıldığı mektuptaki ikinci ve üçüncü vazifeler bu manayı teyid eder:

İkinci vazifesi: Hilafet-i Muhammediye (a.s.m.) unvanıyla şeair-i İslamiyeyi ihya etmektir. Âlem-i İslamın vahdetini nokta-i istinad edip beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden ve gazab-ı İlahiden kurtarmaktır. Bu vazifenin, nokta-i istinadı ve hadimleri, milyonlarla efradı bulunan ordular lazımdır.

Üçüncü vazifesi: İnkılabat-ı zamaniye ile çok ahkâm-ı Kur'âniyenin zedelenmesiyle ve şeriat-ı Muhammediyenin (a.s.m.) kanunları bir derece tatile uğramasıyla, o zat, bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla ve ittihad-ı İslamın muavenetiyle ve bütün ulema ve evliyanın ve bilhassa Al-i Beytin neslinden her asırda kuvvetli ve kesretli bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum