1. YAZARLAR

  2. Himmet UÇ

  3. Ramazan yazıları: Bediüzzaman, Asım ve Mehmet Akif
Himmet UÇ

Himmet UÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Ramazan yazıları: Bediüzzaman, Asım ve Mehmet Akif

A+A-

Mehmet Akif‘in Asım’ı bir nesli temsil eder. O haksızlığa müdahale eder, bir gün de oruç yiyenlere dalar. Olayı Akif anlatır.

Ramazan Vakası
Ramazan vakası yahu şunu anlat be adam
Üsküdar’dan geliyorduk, ikimiz Asım ve ben
Saat on bir sularındaydı, vapur beklerken
Yolcular Bafra’yı tellendirmez mi sana?
Kaçıver belli ki çıngar çıkacak durmasana
Hayır oğlum nasıl olduysa apıştım kaldım
Çocuğun tavrı değişmişti. Dedim bak Asım
Dalaşırsan bu heriflere üzersin babanı
İçlerinden biri hep şüphesiz en kaltabanı
Üç nefes püfleyerek burnuma “sen söyle Hoca
Niye bağlanmalı hayvan gibi hala oruca
Deyivevrmez mi tabii senin oğlan tokadı
Herifin yırtılacak ağzına kalkıp yamadı
Galiba pek canı yokmuş  ki yuvarlandı leşi
Asıl itler gerideymiş  koşarak dördü beşi
Ansızın serdiler evladımı karşımda yere
Ben şaşırmış aman oğlum demiştim bir kere
Hele Yarabbi çok şükür toplanım oğlan birden
Kömür almış  deve kalkar gibi doğruldu hemen
O nasıl cehd idi  kurtulmak için anlamalı
Silkinip attı belinden asılan dört çuvalı
Dedim artık sizi haklar bu zıpır şimdi durun
Ne ağız kaldı yiğitlerde hakikat ne burun
Kime indiyse nüzul inmişe benzetti onu
Askerler müdahale eder…
Bereket versin o askerlere dava bitti
Sedyeler geldi  polislerle herifler gitti
Sizi haksız çıkaran yoktu ya?
Afedersin Hocazadem ne kadar saçma bu laf
Haklı haksız diye taksimi kim etmiş kabul
Bu cihan baksana baştanbaşa akil mekul
Kuvvetin  sırtını kimmiş göreyim okşamayan
Ne zaman altta kalırsan  o zaman derdine yan
Beşerin adli masal  hak zıpırındır yalınız
Dövülen mahkemelerden kovulur  çünkü cılız
(Safahat, 530)

Akif de bir neslin peşindedir, ama çırpınır çırpınır. Karış karış kuvayı milliyeye çalışır. Anadolu istiklal savaşı ile kurtulur, cumhuriyet ilan edilir. İlan edilen cumhuriyet cumhurun felsefesinden uzak. Akif ülkesini terk eder, hem felsefesi hayata bakış açısı terk edilmiş hem en civanmert arkadaşı öldürülmüştür. Onun gidişi yeni devrin felsefesinin bittiğinin görüntüsüdür.

Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli denir, ezan susturulur.
Ni zillettir ki nakus inlesin beyninde Osmanın
Ezan sussun semalardan silinsin yadı Mevla’nın

Bursa’da çan çalınır, Mevla’nın ezanı susar. Şimdi onların istilasından kurtulan millet yarasa kafalıların istilasına uğramıştır. Yine ezan susar, tarihte idealistlerin yüzü gülmemiştir.

Bu fikir gurbeti Necip Fazıl’a kadar devam eder.
Öz  yurdunda garipsin öz vatanında parya
Yüz üstü çok süründün ayağı kalk Sakarya.

Sürünen Sakarya’yı Menderes yerden kaldırır. Bediüzzaman arkasında Anadolu’yu Sakarya ruhunu canlandıran insandır. Daha sonra Bediüzzaman ölür, Akif mecburi sürgünden döner ölür, anlaşılır ki savaşlarla değil manevi cihat ile nesiller kurtulur. Bediüzzaman devrin en ceberutuna “Senin tahribatlarını hep tamir edeceğim“ der. Isparta kahramanları bir nesli bütün zulme rağmen ortaya çıkarırlar.

Dünyada bir nesil meydana çıkarmak isteyen az adam var. Bunlardan biri Marks, biri Bediüzzaman, diğeri Mevlana ve sonunda bizim şefler. Marks aykırı insanlar yetiştirdi, çünkü kendinin fikir ve felsefe tarihindeki duruşu da aykırı idi, felsefeyi tersinden okudu. Hegel’i ayağı kaldırdığını söyledi ama onu öldürdü, farkında değildi. Ateizmi, nihilizmi felsefe sandı ama insanlığı kalpten arındırınca canavar yaptı. Ötede işi zorun zoru. Biz de cumhuriyet nesli oluşturmadan cumhuriyeti kurdu. Memurları  Osmanlı bürokrasisinin kokuşmuş kafaları idi. Bunu Yakup Kadri ve Ceyhun Atıf söyler. Daha sonra  bir nesil ortaya koymak için köy enstitüleri üniversiteler açtı. Cazip bir elbisenin altında ne kalp ne ona sağlam bir dünya görüşü verebildi. İslamdan senteze gidemedi, Fransız aydın tipini aldı kendine örnek ama onlar bile onun gibi değildiler. Osmanlı yeniliği fes ile kurtardığını sandı bizimkiler ise şapka ve frak ile.

Sonra kaldı Mevlana ve Bediüzzaman. İslam dünyasında Şahı Nakşibendi, Abdülkadir Geylani, Mevlana ve Bediüzzaman bir nesil ortaya çıkardılar. Onlar Nakşibend ve Geylani kalbin öncülüğünde gittiler. Mevlana akıl ve kalbi kalpten yana inşa etti. Bediüzzaman ise bütün his ve duyguları fenden felsefeden gelen saldırıları ele aldı. Bu yüzden en kalıcı onun inşa ettiği insan tipi oldu. Şimdi Anadolu bütün dünyaya yeni bir portre ihraç ediyor  ama…

Bediüzzaman Ramazan risalesinde oruç tutmayanları ve onlara kayıtsız olanları dayak atmaktan beter cümleler ile eleştirir.

-Acaba böyle ulvi bir ubudiyete ve şeref-i keramete  iştirak etmeyen insanlar  insan ismine layık mıdırlar?
-İşte ona teşekkür etmek  o nimetleri doğrudan doğruya  ondan bilmek o nimetlerin  kıymetini  takdir etmek  ve o nimetlere  kendi ihtiyacını  hissetmekle olur.
-Hususan dünyada servet ve ikdidarı da varsa  gaflet dahi yardım etmiş  ise  bütün bütün gasıbane  hırsızcasına  nimet-i ilahiyeyi  hayvan gibi yutar
-İşte Ramazan-ı  Şerif ‘deki oruç  en gafillere  ve mütemerridlere zafını  ve aczini  ve fakrını ihsas ediyor.
-Şöyle bir vaziyetteki  bir meclis-i mukaddeste  nefs-i süflinin  hevesatına  tabi olup  yemek içmek ile  o vaziyet-i nuraniden çıkmak  ne kadar çirkin ise  öyle de Ramazan-ı Şerif’te ehl-i siyama muhalefet edenler  de o derece  umun o alem-i islamın manevi nefretine ve tahkirine hedeftir.

-İşte gel  bu kudsi, ebedi, karlı ticarete bak seyret ve düşün ki bu hurufatın kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir hasarette olduğunu anla.
-Demek beşerin musibetini  ikileştiren sabırsızlığın  ve tahammülsüzlüğün bir ilacı da oruçtur.

-Cenab-ı Hak nefse demiş ki “Ben neyim  sen nesin? Nefis demiş “Ben benim sen sensin.” Azap vermiş, cehenneme atmış yine sormuş. Yine demiş  “Ene ene ente ente.” Hangi azabı vermiş enaniyetten vazgeçmemiş. Sonra açlık ile azap vermiş, yani aç bırakmış. Yine sormuş “Men ene vema ente.“ Sen benim Rabb-ı Rahimimsin, ben senin aciz bir abdinim.”

Herkes ne maksatla oluyor bilemem Bediüzzaman’dan kırık dökük laflar ediyor ama bu  ülkede Ramazan-ı Şerif‘e dair risale bu millete en ayrıntılı bir şekilde anlatılmadığı sürece bu sokakları, kafeleri dolduran nesle orucu anlatamayız, sadece bir oruç kelimesi ile oruç anlaşılmaz.

Bediüzzaman oruca çok boyutlu bakar
1-Cenab-ı hakkın rububiyetine
2-Hem insanın sosyal hayatına, hayat-i içtimaiyesine
3-Hem hayat-ı şahsiyesine
4-Hem nefsin terbiyesine
5-Hem niam-ı illahiyenin şükrüne bakar hikmetleri var.

Oruç insanın hayata, insana, topluma, kendine hem de nimetlere bakış açısını değiştiren beş camlı bir gözlüktür. Onu bilmeyen ve cemaatine bu boyutta anlatmayan imamlar ve din adamları vallahi mesuldur ahirette. Antibiyotikler bitti ise toplum nasıl hastalıklara çare bulacaktır? Oruç en büyük antibiyotiktir. Antibiyotiklerin satılış nedenleri, eczaneler, tımarhaneler, ameliyathaneler, hastaneler, fitnes  merkezleri, yiyip yiyip zayıflamak için gayret gösterenler, hepsinin çaresi bu eserdir. Bu Bediüzzaman’ın eseri bir büyük heyet  ile psikologlar, doktorlar, asabiye mütehassısları, estetik uzmanları hepsi orucun penceresinden bakmalılar hayata. Bu topluma bu eseri anlatamayanlara yazıklar olsun, kaç kişiye bu eseri anlattınız, veya anlattık? Veya  anlattım? Medresenin dört duvarından çıkmanın hayata çıkmanın yollarını aramanın zamanı gelmedi mi? Bu eserden tiyatro eserleri, sinemalar, sessiz monologlar neler çıkmaz ki? Eserin büyük bir kısmı dramatiktir. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum