1. YAZARLAR

  2. Abdulkadir MENEK

  3. Rabıta-i mevt ve tul-i emel
Abdulkadir MENEK

Abdulkadir MENEK

Yazarın Tüm Yazıları >

Rabıta-i mevt ve tul-i emel

A+A-

Rabıta-i mevt, dünya sevgisinin ve tul-i emelin önünde en büyük engellerin başında geldiği için, dünyaya temayül eden ve kendilerini dünya zevklerine kaptıran insanlar, mümkün olduğu kadar da ölümü akıllarına getirmek istemezler. Ölümü aklından çıkaran ve hatırlamayan insanların önünde artık çok önemli bir engel kalmaz. Her şeyleri ile dünyaya sarılırlar. Haram ve helal kavramları birbirine karışır. Çünkü Hadis-i Şerif’te ifade edildiği gibi, ‘’bütün hataların başı dünya sevgisidir.’’

Bu büyük ve önemli noktadan dolayıdır ki, Ashab-ı Kiram’dan bazıları evlerini mezarlıkların hemen yakınında yapmışlar, bazıları da yollarını uzatıp, mezarlıkların önünden geçerek işlerine gidip gelmeyi, bu sırada tefekkür etmeyi ve dünyanın geçiciliğini bu vesile ile de hatırlamak için, bu durumu bir alışkanlık haline getirmişlerdir.

İhlası kaçıran tul-i emel düşüncesine karşı, ihlaslı bir hayat yaşamının yolu, hiç şüphesiz ki, ölüm düşüncesi ile beraber ve iç içe yaşamaktan geçer. Bu elbette çok kolay olmamakla birlikte,  Hadis’te ifade edildiği gibi ‘’lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikretmekle’’ insanlar kendi hayatlarına çeki düzen verir, bütün varlıkları ile dünyaya bağlanmaz, bu dünyanın geçici olduğunu ve kendisinin de bir misafir olduğu unutmayarak, ona göre bir hayat yaşamaya çalışırlar ve tul-i emelden kurtulurlar.

Dünyaya bağlanmak ve ahireti unutmak düşüncesinin önüne geçmek için, elbette ölümü çok sık bir şekilde hatırlamak gerekir. Kötülüklerin ve ibadetlerden uzaklaşmanın kaynağı olan ‘’tul-i emel’’ düşüncesinden kurtularak, nefsi terbiye edip ahirete ve ebedi hayata yönlendirmenin yolu da ölüm düşüncesinden geçmektedir.

Said Nursi’nin İhlas Risalesinde talebelerine ve ehl-i imana yaptığı tavsiye, fena ve fani düşüncelerin önüne geçmek için ‘’rabıta-ı mevt’’ ikliminde nefes almanın zaruretini ifade etmekte ve tul-i emelden kurtulmanın formülünü vermektedir:
“İhlâsı kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi, rabıta-i mevttir. Evet, ihlâsı zedeleyen ve riyâya ve dünyaya sevk eden tûl-i emel olduğu gibi, riyâdan nefret veren ve ihlâsı kazandıran, rabıta-i mevttir. Yani, ölümünü düşünüp, dünyanın fâni olduğunu mülâhaza edip, nefsin desiselerinden kurtulmaktır. Evet, ehl-i tarikat ve ehl-i hakikat, Kur’ân-ı Hakîmin "Her nefis ölümü tadıcıdır." (Âl-i İmrânSûresi, 185) "Muhakkak ki sen de öleceksin, onlar da ölecekler."( ZümerSûresi, 30)  gibi âyetlerinden aldığı dersle, rabıta-i mevti sülûklarında esas tutmuşlar; tûl-i emelin menşei olan tevehhüm-ü ebediyeti o rabıta ile izale etmişler. Onlar farazî ve hayalî bir surette kendilerini ölmüş tasavvur ve tahayyül edip ve yıkanıyor, kabre konuyor farz edip, düşüne düşüne, nefs-i emmâre o tahayyül ve tasavvurdan müteessir olup, uzun emellerinden bir derece vazgeçer. Bu rabıtanın fevâidi pek çoktur. Hadiste  "Lezzetleri tahrip edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz" diye bu rabıtayı ders veriyor.” (Lem’alar, sayfa;167)

‘’Ölümü çok hatırlayana, dünyada şeref ve ahirette yüksek derece nasip olur’’ hadisi ile ifade edilen manalar böyle bir rabıta ile gerçekleşir. Ölümü çok sık hatırlayan insanlar, dünya ve lezzetlerine fazla önemsemez. fani ve fena zevkler için, yüksek ve ali duygularını feda etmez ve rüşvet vermezler. İnsanlar ile münasebetlerini, maddi ve geçici heves ve menfaat üzerine bina etmezler. İnsanlara faydalı olmak için ellerinden geleni esirgemezler. Hayırlı işlerin peşinde koşar, hayır konuşur ve hayır işlerler.

Bu şekilde davranan ve yaşayan insanlar, toplum içinde büyük bir itibar ve hürmeti hak ederler. Bunun içindir ki Allah’ın veli kulları, bu hadisin manasını bütün hayatları boyunca kendilerine rehber edinmişler, ölümü çok sık hatırlayarak, nefsin heves ve isteklerine mümkün olduğu kadar gem vurmaya ve bunlardan uzak durmaya çalışmışlardır. Bu husus, Risale-i Nur’da şöylece ifade edilmiştir:
‘’Ehlullah, Cenâb-ı Hakka vasıl olmak ve dünyanın azîm mânevî tehlikelerinden kurtulmak ve saadet-i ebediyeyi temin etmek için, iki esası ihtiyaren takip etmişler. Birisi: Rabıta-i mevttir. Yani, dünya fâni olduğu gibi, kendisi de içinde vazifedar fâni bir misafir olduğunu düşünmekle, hayat-ı ebedîsine o suretle çalışmışlar. İkincisi: Nefs-i emmârenin ve kör hissiyatın tehlikelerinden kurtulmak için, çilelerle, riyazetlerle nefs-i emmârenin öldürülmesine çalışmışlar.’’ (Lem’alar, sayfa;219-220)

Dünya sevgisinden ve tul-i emel düşüncesinden kurtulmak için, Allah’ın veli kulları rahatlarını, sahip oldukları dünyalığı ve imkanları,   İbrahim Ethem Hazretleri gibi bazı zatlar da tahtlarını ve saltanatlarını terk etmişler, çileyi, zahmeti ve riyazeti tercih etmişlerdir. Böylece tul-i emel düşüncesinden vaz geçerek Allah’a ve O’nun rızasına ulaşmak için büyük bir nefsi mücahedeyesüluk etmişlerdir.

Bu ulvi düşünceler ve yüksek hasletlere ulaşan insanlarda,   nefsin hâkimiyeti kırılır, kalp ve ruhlar ön plana geçer. ‘’Ölmek için dünyaya gelen ve yıkılması için binalar yapan insanlar’’ (hadis), gerçek vazifelerinin farkına varırlar. Nefsin zilletinden ‘’rabıta-i mevt’’ ile kurtulan ve ‘’tevehhüm-ü ebediyet’’ düşüncesini terk eden insanların dünyada da şerefleri yükselir, kıymetleri artar. Makbul ve mahbup seviyesine yükselirler. Ahirette yüksek dereceye sahip olmak da, hiç şüphesiz ki, nefsin esaretinden kurtulup, akıl-kalp ve ruh sentezi ve rehberliği ile hayatlarını hitama erdirenlere nasip olacaktır.

Rabıta-i mevt düşüncesi, tarikatların da çok önemli bir nefsi terbiye unsuru olarak kullanılır. Fakat Said Nursi Hazretleri, bu düşüncenin daha pratik ve kestirme bir yolunu talebelerine tavsiye etmekte ve şöyle demektedir:
‘’Fakat mesleğimiz tarikat olmadığı, belki hakikat olduğu için, bu rabıtayı, ehl-i tarikat gibi farazî ve hayalî suretinde yapmaya mecbur değiliz. Hem meslek-i hakikate uygun gelmiyor. Belki, âkıbeti düşünmek suretinde müstakbeli zaman-ı hazıra getirmek değil, belki hakikat noktasında zaman-ı hazırdan istikbale fikren gitmek, nazaran bakmaktır. Evet, hiç hayale, faraza lüzum kalmadan, bu kısa ömür ağacının başındaki tek meyvesi olan kendi cenazesine bakabilir. Onunla yalnız kendi şahsının mevtini gördüğü gibi, bir parça öbür tarafa gitse asrının ölümünü de görür; daha bir parça öbür tarafa gitse dünyanın ölümünü de müşahede eder, ihlâs-ı etemme yol açar.’’(Lem’alar, sayfa;167)

Rabıta-ı mevt düşüncesi, insanları günahlardan uzaklaştırır ve bu şekilde dünya sevgisinden kurtulurlar. Tövbe etme temayül ve iradesini artırır. İnsanlar bu düşünce ile ahirete ciddi olarak yönelir, ahiretini kazanmak için gayret göstermeye çalışırlar. Hırs duygusu, yerini kanaate bırakır ve bütün bunların sonucunda da, ihlası kazanmanın kapıları açılır.

Bu dünya hayatında yaşadığı halde, günah noktasında ölebilmek, sevap ve hasenat noktasında yaşayarak dünyayı bir hizmet, külfet ve zahmet diyarı bilerek; ücret, lezzet ve mükafatı ihlas ile kazanmak için tul-i emel düşüncesini aşabilenlere ne mutlu…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum