1. YAZARLAR

  2. Dursun SİVRİ

  3. “Perde!...”
Dursun SİVRİ

Dursun SİVRİ

Yazarın Tüm Yazıları >

“Perde!...”

A+A-

Risale-i Nur’da Meyve Risalesinin Dördüncü Meselesinde Üstad Bediüzzaman Said Nursi’ mütedahil (iç içe) daireler örneğini veriyor. Çok etkili bir hayat dersi ve stres ilacıdır.
İkinci dünya savaşı sırasında savaşın gidişatını hiç merak edip sormayışı talebeleri tarafından merak edilir. Kendisi de tek parti döneminin en şiddetli zulüm ve baskılarının altında Risale-i Nur telifi yapmakta, lahikaları ile talebelerini mektupla uzaktan eğitmektedir.

Bu mektuplardan birinde Üstad’a küre-i arzı hercü merc eden ve islâm mukadderatı ile âlakadar bu meseleyi neden merak etmediği sorulur.
Cevaben; “Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil dâireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz ve nev-i beşer dairesinden tut, tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Herbir dairede, herbir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimi vazife var. Ve en büyük dâirede en küçük ve muvakkat arasıra vazife bulunabilir. Bu kıyasla, küçüklük ve büyüklük makûsen mütenasip vazifeler bulunabilir…..” diye devam ediyor.

En küçük daire olan kalp ve mide dairesinde, her daim kesintisiz en büyük vazifenin olduğuna, geniş daire olan memleket dairesinde ise ara sıra vazifelerin olduğuna dikkat çekiyor.

Geniş daire sayılan memleket meselesinde arada bir olan, dört veya beş yılda bir yapılan seçimde oy kullanma şeklindeki vazifeler ifa edildi. Neticeler ortaya çıktı.
Risale-i Nur talebelerinin daimi vazifesi, “Önce kendi imanını kurtarıp kuvvetlendirip, imkânları nispetinde başkalarının imanlarının kurtarılmasına çalışmak” dava sorumluluğunun gereği olarak bilir.
Bu maksada matuf her meşru ve makul vesile ve vasıta ile hizmet etmek birinci öncelikli vazifedir.

Risale-i Nur öğretisini almış bir kimse hayat değerlerini, hayatın önem ve öncelikler ölçüsünü Meyvenin Dördüncü Meselesinden almaktadır.
Siyasi meseleye gereğinden fazla anlam yüklemek, önem ve önceliklerin sıralamasını değiştirmek eksen kaymasına maruz kalmak demektir.
Her şeyden önce hırsla ilgilendiği bir meselede arzu ettiği neticeyi alamayışın sebep olduğu stres mânevi hayatını olumsuz etkiler.
Geniş dairedeki ara sıra icap eden vazifeyi en birinci sıraya koyanlar maksadının aksiyle mukabele görürler hatta gördüler diyebiliriz.

Risale-i Nur, gerek ferdi hayatın ihtiyaçlarına gerekse sosyal hayatın ihtiyaçlarına gerekse makro çapta devletin temel yapısına dair çağdaş prensipleri ihtiva etmektedir.
İnsanın aklı, kalp ve ruhunda başlayan küçük dairede yeniden bir inşa sürecinin başlatma zamanıdır. Geniş dairede ortak aklın, ortak şuurun, nitelikli birliktelik ikliminde ekseriyetin mutluluğunu hedefleyen hizmetlere öncelik verme zamanıdır.
Geçmişte aceleci, tepeden yönetimi ele geçirip toplumu düzeltme heveslilerinin akim kaldığı bilinmektedir. Toslamalar sonunda evrim geçirerek doğru mecrayı bulabilmişlerdir. Bahsi geçen kesimlerin kimler olduğunu arif olan anlıyor.

Risale-i Nur’un en küçük daireden başlayan, bire bir insan insana tebliğ yoluyla, ikna ve ispat metodunun ne kadar etkin olduğunu zaman göstermiştir. Bu yolla toplumun değerlerinin çok derin dip dalga ile değişimine vesile olmuştur. Bu değişim sadece Türkiye ile sınırlı kalmayıp küresel çapta yansımaları müşahede edilmektedir.
Başka bir deyimle birey, toplum ve küresel çapta paradigma değişimi Risale-i Nur sayesinde olmuştur.
Bununla beraber bu değişimi anlama ve algılamada intibak zorluğu yaşayanları ise zaman tasfiye etmektedir. Zamanın gereklerine, yeni hâle uyum sağlayamayanlar izmihlale mahkum olmuşlardır.

Sosyal hadiseleri, sosyolojik trendleri algılamada sabit kalıpların dışına çıkamayanlar saf dışı kalıyorlar.
Feodal yapı, yani ağalık sisteminin her versiyonu miadını doldurmuştur. Feodal yapının başka bir versiyonu sosyal grupları temsil iddiasında bulunanlar da ters köşeye düşmüşlerdir.
Güneydoğuda aşiret adına “odunu koysam kazanır” dönemi bitmiştir. Aynen dini referanslı sosyal gruplar adına beyanda bulunanların temsil ettiği grubun aklını cebinde görmeleri ile sadece kendilerini kandırdıklarını ortaya koymuştur.

İletişim çağında doğru bilgiye, olayın arka planına vakıf olmak artık kolay. Manüplasyon dönemi de bitmiştir. Bediüzzaman’ın “bir dane-i hakikat bir harman yalanı yakar” sözü iletişim çağına tam uymaktadır.
Kaderin cilvesi asli görevimiz; “Siyaseti de hizmeti de biz biliriz” diyen kolektif kibir hiçbir zaman bu kadar zor durumda kalmamıştı.

Tiyatroda sahne başlangıcı ve değişiminde yönetmenin “Perde!..” anonsunu yaptığında farklı bir sahne çıkar. Geniş dairenin gündeminden “Perde!..” deyip asıl görevin başına dönme ikazıdır anlayana..
En küçük dairedeki en büyük vazifeye yoğunlaşmak zamanıdır. Milyonlarca insan var henüz küçük dairedeki meselesini halledememiş. Bütün imkânlar, araçlar, vesile ve vasıtaları etkin bir şekilde kullanıp aklın ve kalbin inşasına çalışmak zamanıdır.
Nedir küçük daire olan kalp ve mide dairesindeki vazife?

İmanla hayatını sürdürme ve tamamlama meselesidir. Gerisi teferruattır.
İman ve Kur’an hizmetine yoğunlaşmak. İnsan düzelince hem memleket hem de dünya düzelecektir biiznillah…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum