1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Pekin: Eğer asker kendi işiyle uğraşsaydı
Pekin: Eğer asker kendi işiyle uğraşsaydı

Pekin: Eğer asker kendi işiyle uğraşsaydı

Genelkurmay İstihbarat Dairesi eski başkanından özeleştiri...

A+A-

Semin Gümüşel Güner'in haberi:

Genelkurmay İstihbarat Dairesi'nin eski başkanı İsmail Hakkı Pekin, TSK’ya yönelik eleştirilerini bir kitapta topladı. Pekin’e göre, TSK bazı olayları önleyebilseydi, en azından sadece kendi işiyle uğraşabilseydi, Ergenekon–Balyoz gibi olaylar yaşanmayabilirdi.

Ergenekon – Balyoz süreçleri belki de ilk kez TSK mensuplarının kendilerine farklı bir açıdan bakmalarına sebep oldu, denebilir mi?

Tabii... Bir defa yeni baştan düşünme olanağı elde ettik. “Nerede hata yaptık, neler yaptık?” diye sorduk. 2002’de Personel Başkanı olduğumda TSK’nın iki konuda sorunu vardı: Toplumla iletişim kopukluğu ve kendi içimizdeki iletişim sorunları. Astın üstle, üstün astla, hemen her rütbede büyük bir kopukluk vardı. Bunları nasıl önleyebiliriz diye çalıştık. Ama karar mekanizmalarımız farklı çalışıyor. Herkes komutana karar verdirmek için hazırlık yapıyor ama her şey komutanın bir sözüne bağlı. Bu özeleştiriyi yaptık. Bunun dışında TSK içerisinde pek çok bu tür olay oldu. İntiharlar, bazı başarısızlıklar var. Bunların bir kısmı maalesef kapatıldı. 2007’nin Eylül ayında İstihbarat  Başkanlığı'na geldiğimde, bir komutanıma gidip gördüğüm her şeyi anlattım. ‘Bakın bütün bunları halının altına süpürüyoruz. Yarın bir gün bu halı patlayacak, hepimiz bunun altında kalacağız’ dedim.

Sizce TSK’nın en büyük hatası neydi?

TSK’da bence iki büyük hata var. Biri, TSK öncelikle kendi görevine odaklanmalıydı. İkincisi, TSK’da hiç kimse kendi kafasının içindekini söylemiyor. Komutanın kafasındakini söylemeye çalışıyor. Komutanlar değiştikçe, fikirler de değişiyor. Mesela bir durum muhakemesi hazırlatıyorsunuz, sonuç ‘uygundur’. Komutan değişiyor, aynı adamlar tekrar aynı durum muhakemesine ‘uygun değildir’ diyor. Aslında komutanlar da birbirlerine fikirlerini gerçek anlamda söylemiyor. Sağlıklı, devamlı işleyen bir sistem oluşamıyor. 

Kitapta, “Orduda aslında herkese fikri sorulur ama herkesin komutanla aynı fikirde olması beklenir” yazmışsınız. Komutanla aynı fikirde olmayanlara ne oluyor?

Farklı görüş genelde bloklanıyor, mecburen diğerlerine uymak zorunda kalıyor. Çünkü farklılıkları söylemeye başladığınız andan itibaren, istenmeyen adam ilan ediliyorsunuz. O zaman da diğerleri önünüze geçiyor. Gençler de bunun iyi bir şey olmadığını düşünüyor. Tabii riyakârlık ortaya çıkıyor.

TSK Türk toplumunu tanımıyor

TSK’nın yıllarca toplumsal sorunlara da duyarsız kaldığını da söylüyorsunuz.

Deprem, sel olur, TSK her yere koşar. Ama bu olaylar karşısında hiç gerçekten “İnsanların acısını paylaşıyoruz” gibi bir yaklaşım görmedim. Mesela köy destek projeleriyle köylere gittik, makarna dağıttık, okulları tamir ettik. Ama yaptığımız işin hiçbir tutarlı tarafı yoktu. Adamın umurunda bile değil. Bunlar toplumda karşılığı olmayan şeyler. Toplumun daha farklı bir beklentisi var; mesela bir komutanının bir eve gelip onlarla çay içip sohbet etmesini, bir hasta varsa, nasılsın diye hatır sorulmasını bekliyor. Biz TSK personeli olarak biraz fazla aristokrat mı davranıyoruz ya da toplumla aramıza bir mesafe mi koyuyoruz, bilemiyorum. Ama bunların görev gereği yapıldığı, içten ve samimi olmadığı hissediliyor.

TSK Türk toplumunu tanıyor mu?

Hayır. Türk subayları belki Türk toplumu gibi yaşamıyor, biraz farklı yaşıyor. Biraz Batı, biraz burjuva özentisi var. Ama benim babam balıkçıydı. Evimde kitap falan yoktu. Bir sürü insan benim gibi kütüphanesi olmayan evlerden çıkma. Ama toplumdan yabancılaşıyoruz. Sanıyoruz ki bizde birtakım değişimler olurken, toplum da aynı değişimleri yaşıyor. Toplum biraz daha gelenek göreneklerin etkisiyle gelişiyor. Belki bir süre sonra biz o gelenek görenekleri unutuyoruz. Kimimiz Avrupalarda, kimimiz başka yerde çalışıyor. Orduevlerinde, kendi içimize yönelik yaşıyoruz. Toplumun bir askerden ne beklediği konusunda sorunlarımız var. O toplumu tanıyamıyoruz, o yüzden de iletişim kuramıyoruz. Bir de herhalde gittiğimiz bazı yerlerde toplumu bazen potansiyel tehdit, bazen dost olarak ya da tedbir alınması gereken insanlar olarak görüyoruz. Böyle kategorize ediyoruz. Bu yanlış. Askerlik ve toplumla kaynaşmak farklı şeyler. Sanırım empati yapma konusunda da sorun var. Toplumla SK arasında iletişim kopmuş vaziyetteydi.

AK Parti 13 yıldır iktidarda. TSK AK Parti’ye oy verenleri, toplumdaki bu kesimi genelde “dinci” diye kategorize etti. Hiç anlamaya çalıştı mı?

Hayır, çalışmadı. Hâlâ da çalıştığını sanmıyorum.

“TSK’nın Sayıştay’ın denetimine tabi olmaması için hiçbir neden yok”

Orduda şeffaflık da ciddi bir sorun. TSK neden Sayıştay denetimine tabi değil?

Aslında TSK’nın Sayıştay’ın denetimine tabi olmaması için hiçbir neden yok. Ama sanki Sayıştay tarafından kontrol edildiğinde, hükümet ya da yukarıdakiler TSK’yı etkisi altına alacak gibi bir korku var. Kendine güvenen bir SK’da harcamalarımız da düzgünse, korkacak bir şey yok. Sayıştay millet adına yapıyor bu işi, milletin de vergilerinden TSK’ya giden parayla ne yapıldığını bilmek hakkı. Bu şeffaflıktan korkmamalıyız.

Görev sürenizde TSK’nın Sayıştay’ın denetimine açılması hiç tartışıldı mı?

Çok konuşuldu. Ama bırakın halka şeffaf olmayı, iç iletişimdeki sorunlar bile çözülemedi ki. Mesela altı, yedi aylık görevler için yurtdışına çıkışlarla ilgili insanların merak ettiği kriterler, seçim usulleri var veya birlik komutanı seçme usulleri var. Bunları yayınlayalım diye kaç kez komutana gittim. Elimiz daralmasın diye yayınlamıyoruz. Kimseye hesap vermek istenmiyor.

Asker ölümleri, kazalar, intiharlar... Bu konularda da şeffaflık hiç yok.

Bunları saklamanın bir anlamı yok. Neden oluyor açıklamalıyız. Bir defa ihmal olduğunda, “benden kaynaklanmadı” diye suçu başkasına atma olayı var. En büyük sorunumuz bu. Halbuki birlik komutanı böyle bir şey olduğunda, hiç utanmadan, hatasını örtmeye çalışmadan olanları tüm açıklığıyla anlamaya çalışmalı. Anne baba çocuğunu askere emanet ediyor, o birlik komutanı da çocuğa gerekli ihtimamı göstermek zorunda. İkincisi, ölen insanın üzerine “şundan dolayı intihar etti” diye suç atmak daha kolay. Bu tabii çok utanç verici. TSK bu intihar ya da askerde ölüm olaylarında olayın nedenini, nasıl olduğunu halka açık açık anlatmalı. Eğer birlik komutanının ihmali varsa, kendisini kurtarmak için bir şey söyler. Yukarı doğru da “Biz her türlü tedbiri almıştık ama bu adam intihar etti” diye suçtan kaçma ya da kolaycı bir açıklamayla bu iş bitirilmek istenir.

Cumhuriyet mitingleri, 367 kararı vs… Askerlerin bu olaylarla ilişkili olduğu konuşuldu. Bunlar doğru şeyler miydi?

Cumhuriyet mitingleriyle ilgili konuda mutlaka emekli askerler işe dahil olmuştur. TSK’dan muvazzaf askerler de katılmıştır. Tabii, doğru değildi. TSK bu işlere karışmamalıydı. 367 için de aynı şeyi düşünüyorum. Çünkü karıştığı zaman işleri daha berbat ediyor. Sonuçta bu hukuksal bir sorunsa, bırakın hukukçular halletsin. Bize ne? Hukukçu kendi verdiği kararın arkasında durmuyor, onun arkasına SK’yı koymaya çalışıyor. Asıl sorun bu.

Silahlı Kuvvetleri darbeye teşvik eden insanlar var

Ama 367 kararının alınması sürecinde askerlerin hukukçulara bu yönde karar almaları için baskı yaptıkları anlatılıyor.                                                                      

Hayır. Darbelere baktığımızda da öyle. O darbelerde asker kadar siviller de suçlu. TSK’yı darbeye teşvik eden insanlar var. Her gün gelip insanların kafasını şişiren bir sürü insan var. Zamanında komutanların odalarından çıkmayan gazeteciler, işadamları vardı. Bunlar ne konuşuyorlardı? Şu an bildiğimiz gazetecilerin arasında da var. Oradan bilgi alıp kitap yazanlar da var. TÜSİAD’dan gelip komutanlarla görüşüyordu bir zamanlar insanlar. Ben de şahit oldum. Genelkurmay Başkanı’nı, ordu komutanını ziyaret eden insanlar, işadamları var. Ben merak ederim, bir işadamı bir ordu komutanını niye ziyaret eder?

27 Nisan hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bence hatalı bir konu. 27 Nisan’da Genel Sekreter ya da İkinci Başkan, Yaşar Büyükanıt’a “Bu yanlış olur” demeliydi. Ayrıca bunu yazdınız, bundan sonra hükümetten Cemil Çiçek çıkıp “Siz bizim memurumuzsunuz” dedi. İkinci adım ne olacak? Silah alıp hükümeti mi basacaklar? İkinci adımı düşünmezseniz olmaz. Ayrıca hiçbir desteği de yoktu bu davranışın.

Peki neden yaptı bunu Yaşar Büyükanıt?

Bilmiyorum, büyük ihtimalle emekli komutanlarımızın teşvikiyle, telkiniyle yaptığını değerlendiriyorum. Bizim emekli komutanlarımız çok karışırlar böyle işlere. İkide birde ararlar genelkurmay başkanlarını, “şunu, bunu yapın” diye, “memleket elden gidiyor” diye…

Askerin genetiğinde “vatanı koruma, darbecilik” var mı?

Vatanı koruma var tabii ve devamlı işleniyor. Harp Okulu’nu bitirip yıldız taktığınızda kendinizi dünyanın en büyük adamı gibi görürsünüz. Ülkeyi kurtaracak insan gibi görürsünüz.

Peki bu değişti mi yeni nesilde?

Bence yeni nesil yasalara uyma, ülkenin demokratikleşmesi, ülkeyi, toplumu okuma, analiz etme, bilgi, görgü, toplumla ilişkiler konularında bize göre daha iyi. Bence tek hataları bireysel düşünme konusu, bu da çağımızın getirdiği bir şey.

Kaynak: Aljaazera

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum