1. YAZARLAR

  2. Dursun SİVRİ

  3. Paradigmanın Kurgulanması
Dursun SİVRİ

Dursun SİVRİ

Yazarın Tüm Yazıları >

Paradigmanın Kurgulanması

A+A-

Bu yazıyı okumasanız da olur. Çünkü başlık baştan tedirgin edicidir. Kelime bizden değil.
Şunu öncelikle belirtmek isterim, sözlü ve yazılı beyanlarımda muhatabı hoplatmayım severim. Yazılan ve yapılan işin maksada erişme göstergesi muhatabı hoplatmaktır. Ya pozitif ya negatif hoplamalıdır. İtirazlardan çok zevk alırım. Yanlışımı düzeltene rahmet…

Katıldığım bir seminerde sunumu yapan profesörün şu sözünü hep hatırlarım: “Benim işim sizi tedirgin etmektir” demişti.
Haklıydı. Sunumdaki maksadı, bir tezi, yöntemi, yaklaşımı izah etmekti. Dinleyenleri hoplatmazsa dinleyenlere bir katkısı olmayacağını düşünüyordu. Dikkatleri topladıktan sonra sunum yaptığı konuyu etraflı açıklama fırsatı bulma yolunu seçmişti. Kendisi teknik konular, ekonomi ve  sosyal bilimler üzerinde uzmandı ama din konuları alanına girmediği halde “Üç vakit nazmı tartışabilir miyiz?” dedi katılımcılar hopladı. Bir süre itirazdan sonra dedi ki, “Benim işim sizi tedirgin etmek, bu dini konuyu halletmek değil” demişti. Eğer düşünce üretimi, yenilik, farklılık, çeşitlilik katacaksa demirperde duvarları olan ezberlerimizi aşmak ve bozmak mecburiyetindeyiz.
Risale-i Nur; “haşa” dediğimiz o kadar hoplatıcı suallerle dolu ki, cevapları ile nefisleri, akılları ve kalpleri tatmin ediyor.

Paradigma kavramı ile Risale-i Nur öğretisinin insanın hayata bakışında meydana getirdiği köklü değişim çok yakından ilgilidir.
Risale-i Nur’un vesile olduğu değişim o kadar büyüktür ki, insanlar kendilerini yeniden dünyaya gelmiş, hayatında en büyük dönüşüm ve değişimi yaşamaya başlıyorlardı.

Risalelerin değiştirme gücü sadece inanmayanlarda değil, inanan inanmayan herkeste meydana geliyor.

Bu köklü büyük değişim sahabe hayatında da görülüyor. Hz. Ömer’in önceki ve sonraki durumu en çarpıcı örnek. Sahabe mesleği olan risale mesleğinde o kadar çok ihtida ve inribah örnekleri var ki, Risale-i Nur talebeleri sayısıncadır.

Paradigma… İnsanın düşünce, inanç, itikat yapısının şifreleridir. Ölçüdür, bakış açıdır, yaklaşım biçimi de diyebiliriz.

Hz. Ömer’in kız çocuğunu diri diri toprağa gömdüğü zamanki hayat anlayışı ile Müslüman olduktan sonraki hayat anlayışı “paradigma” ile izah edilebilir.
Vahşi bir kavmin hayat anlayışı ile medeni bir toplumun hayat felsefesi de paradigma ile izah edilebilir.
Sadece iman etmekle “paradigma” değişimi izah edilemez.
Çünkü “her müslümanın her sıfatı imanından neş’et etmediği gibi her kâfirin her sıfatı da kâfirliğinden neş’et etmez” gerçeği de “paradigma” ile izah edilebilir.

Her insanın marifet mertebesi farklıdır. İnsanın lâtifeleri arasında olan “SIR” da bu olsa gerek.
Nasıl bir Allah’a (c.c) inanıyoruz? Kim nasıl ve ne kadar inanıyor? Ancak Allah.c.c biliyor.
Allah c.c. birdir. İlmi, gücü, kudreti nihayetsizdir. Allah c.c en büyüktür…
Peki herkesin ilimden, kudretten, büyüklükten anladığı anlam aynı mıdır?
Marifetullah’ın zirvesi Peygamberimiz’in (asm) mazhar olduğu Miraç da bizzat Rüeyetullahtır.
Derecesine göre sahabe-i kiram, erenler, evliyalar, aktap geliyor. Bunlar arasındaki dereceleri de bilmiyoruz.

Biz ki, sıradan insanlar, günahların içinde kıvranan, zamanın dehşeti içinde inişli çıkışlar yaşayan dünyalıların iman derecesini, nefis ve şeytanın desiselerine karşı testlerden acaba geçer not alabiliyor muyuz?  Allah bilir?..

Çetin imtihanlara maruz kalsak acaba geçebilir miyiz?
Paradigmanın temeli imanla atılır. Sağlam, tahkiki imanla…
Tahkiki iman mertebelerini nasıl ölçeriz?
Mânevi performans ölçümünden bahsettik bir çok tepki aldık.
Tahkiki iman ölçülebilir desem itirazların hemen geleceğini tahmin etmek zor değil.
Teste tabi tutulsak çoklarımızın eleğin altında kalacağına kim itiraz edebilir?

• Paradigma, hayatta neye ne kadar önem ve öncelik verdiğimizin teknik adıdır.
• Paradigma, akıl ve kalbin buluştuğu yerdir.
• Paradigma, söylemlerle eylemlerin uyumudur
• Paradigma, her müslümanın gerçek mü’min, her mü’minin gerçek müslüman oluşudur.
• Paradigma, ezber ve taklitten sıyrılıp akıl ve şuurun aktif oluş hâlidir.
• Paradigma, farkındalıktır. İnsanın kendisinin ve kendisi dışındakilerin farkındalığıdır.
• Paradigma, muktezay-ı hâl, ilcaat-ı zaman, her zaman ve zeminde imanın gereğini yerine getirmektir.
• Paradigma, iman-hayat-şeriatın düşünceden pratiğe yansımasıdır.
• Paradigma ihtiyar sahibi olmak, tercihte bulunmak, inisiyatif kullanmak, sorumluluk almaktır.
• Paradigma, dava sahibi, dert sahibi, kendisi dışındakileri düşünmektir, diğergamlıktır
• Paradigma, hülasa hayat felsefesidir.  Öyle bir hayat felsefesidir ki, cenneti dahi hayatın gayesi yapmayacak bir idealin sahibi olmaktır.
• Paradigma, “ademinde vücudu, vücudunda ademi” mânâsını idrak edebilmektir.

Evet buraya kadar tanımlaya çalışılan kavram, doğru kurgulanmış paradigmadır.
Mutlak hakikatı referans almaktır doğru kurgulanmış paradigma.
Biz murad-ı ilahiyi Kur’an, Peygamberimiz’den (asm) öğreniyoruz.
Peygamberimizin (asm), kavli, hali ve etvarından günümüze uyarlama yapan âlimlerin eserleri ile ölçüleri öğrenebiliyoruz.
Öğrendiklerimizden “DEĞERLER ve ÖNCELİKLER”imiz teşekkül ediyor.
Önem ve öncelik anlayışımız “paradigma”dır.
Sahabenin “İSAR HASLETİ” ile bugünün müslümanının feragat, yardımlaşma anlayışı mukayese edilebiliyor mu? İşte sahabenin “Paradigma” sı.

Düşünce, davranış ve yaklaşımlarımızı nasıl test ediyoruz?
Ezber, alışkanlık, sorgulamadan ön kabul, şartlanma ile akıl süzgecinden geçip kalpte yer almış tam itminan ve teslimiyetle sonuçlanmış inanç sistemimizi gözden geçiriyor muyuz?
Yoksa üyesi olduk, inandık, yerine getirmeye çalışıyoruz deyip işi garanti görüp “ucb” a düşme tehlikesini nazara alıyor muyuz?

İman akılda kalmamalı. Kalpte muhkem bir şekilde tereddütsüz teslimiyetle kabul görmeli.
Tasavvuf yönümüzü gözden geçirmeliyiz.
İman-ı billah… Marifetullaf… Muhabbetullah… Lezzet-i ruhaniye tasavvuf yönümüzün gerekliliğine de işarettir,
İnsan eşittir vicdandır diyebiliriz.
Vicdanın unsurları; zihin, irade, kalp ve ruh diyor Üstad.
Zihnin, Marifetullah, iradenin İbadetullah, kalbin Muhabbetullah, ruhum Müşahedetullah’tır” diyor.

İşte Risale-i Nur’un iman konusunda, tevhid bahislerindeki tahşidatın sırrı, paradigmanın sağlam temellere oturmasını gerçekleştirmek içindir.
Dağlar büyüklüğündeki taşları bulunan muhit bir kalayı tamir etmekten maksat, dehşetli yaralanan, kalb-i umumi, vicdani umumiyi tamir etmekten bahsediyor. Yani büyük paradigmayı kurgulamak.
Müslüman yalan söylüyorsa paradigması bozuk demektir. Kâfir demek değildir.
Hayatı pahasına haram yemiyor, yalan söylemiyorsa paradigması tam kurgulanmış demektir.
Nasıl bir Allah’a inanıyoruz? Gerçekten tanıma seviyemizi yeterli mi görüyoruz?

“Perde-i gayb açılsa yakinim ziyadeleşmez” diyen Hz. Ali’(r.a) nın imanı nasıl bir imandı acaba?
Bacağına saplanan hançerin çıkarılması acısını namazda hissetmeyen huzurda bulanma hâli nasıl bir duygudur?
İman temeline oturan “paradigma”, İslâm medeniyetinin de mayasıdır. Tekâmül etmiş ruhun tezahürüdür.
Doğru paradigma, doğru İslâmiyet, İslâmiyete layık doğruluğun akıl, ruh, sır ve kalpteki yansıması ile hayatın kurgulanmasıdır.
Evet kurguyu gözden geçirelim. Gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemektir paradigma. Bir gözden geçirelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum