• Ankara2 °C
  • İstanbul9 °C
  • İzmir8 °C
  • Antalya10 °C
  • Trabzon11 °C
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Osmanlı hekimlerinin sağlıklı yaşam şifreleri
05 Kasım 2012 Pazartesi 13:10

Osmanlı hekimlerinin sağlıklı yaşam şifreleri

Ninelerimizin şifalı bitki kültürü aslında Osmanlı hekimlerinin öğretilerinden geliyor

Şükran Özçakmak-Ayça Örer'in haberi:

Ninelerimizin şifalı bitki kültürü aslında Osmanlı hekimlerinin öğretilerinden geliyor. 150 yıllık süreçte kaybolmaya başlayan bu yaşam birikimi şimdi modern tıpla bütünleşerek geri geliyor. “Eski tıp tedavi etmek, yeni tıp tedavi ettiği kişiyi tanımak üzerine inşa edilmiş. Osmanlı’da hekim önce sağlıklı yaşam nasıl olur onu anlatır ve halkı eğitirdi” diyen Prof. Dr. Ayten Altıntaş, Osmanlı hekimlerinin sağlıklı yaşam konusunda öngörülerini şöyle anlatıyor: Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir hekim tayin olduğunda gittiği yerde önce dağları taşları inceler, rüzgâr nereden esiyor, bitkiler, suların kalitesi, etraftaki madenler nedir, o bölgede yaşayan insanlar hangi saatlerde çalışıyor diye araştırma yapardı. Yani eski hekimler yalnızca insan bedenine çalışmaz, önce hastalanma şartlarını düzeltmek için uğraşırdı...

‘İNSAN BEDENİ EVRENDİR’

Osmanlı hekimleri, insan bedeninin evreni oluşturan element ve niceliklerden meydana geldiğini, bunların da toprak, hava, ateş ve su ile sıcaklık, soğukluk, kuruluk ve nem olduğunu varsayardı. Mizaç ve ‘hılt’a (kan, safra, sevda ve balgam) göre tedavi yöntemleri ise şöyleydi: Hıltlar yiyeceklerin midede hazmedilmesiyle meydana gelir ve damarlara dökülerek kanla beraber vücudun her yerine yayılır. Bu nedenle hıltların fazlalığı veya eksikliği o bedene hastalık getirir. Kan, bugünkü tanımındaki gibi vücudu besleyen en önemli unsurdur. Kanın tabiatı sıcak ve nemlidir. Genellikle et ve rafadan yumurta yendiğinde hemen oluşur. Safra, karaciğer tarafından yapılıp öd kesesinde toplanan sıvıdır. Safranın tabiatı sıcak ve kurudur, sarı renktedir, tatlı ve yağlı yiyecekler yendiğinde oluşur. Sevda, dalakta oluşur ve kana akar. Tabiatı soğuk ve kurudur, siyah renktedir, tuzlu ve lezzeti keskin yiyecekler (tuzlu, peynir, kuru balık, sarmısak gibi) yendiğinde oluşur. Balgam ise beyinde yapılanan beyaz bir sıvıdır. Tabiatı soğuk ve nemlidir, beyaz renktedir, nemli ve taze gıdalar (balık, yoğurt, yaş meyveler gibi) yendiğinde oluşur.

‘MİZACINA GÖRE YE’

Yoğrulmak ve karışmak anlamına gelen mizaç ise hıltların belli oranda karışarak meydana getirdikleri bir tabiat. Bu 4 hılt herkesin bedeninde aynı oranda oluşmadığı için her insanın tabiatı farklı. Bu sebeple Osmanlı hekimleri, hastalıkları tedavi ederken önce kişinin mizacını belirlerdi. Eski tıbba göre insanlar genellikle demevi, safravi, sevdavi veya balgami mizaçlı olarak ayrılıyordu.

Demevi mizaç: Benzi pembe, dili kırmızı, idrarı kızılımsı renktedir. Bedeni sıcaktır, nahoşluk ve hafif terleme hisseder. Koldaki damarlar hızlı atar. Ağız tadı tatlımsıdır. Gövdesinde sivilceler çıkar. Çok esner. Burnu sık kanar.

Safravi mizaç: Buğday tenli, gözleri ve yüzü sarıdır. Bedeni sıcak, damarları kan doludur ve hızlı atar. Ağız tadı acıdır ve susuzluk hissi fazladır. İştahsız ve uykusuzdur, kolayca midesi bulanır, sıtma tutar gibi titremeleri olur. Ispanak, erişte çorbası yemesi gerekir.

Sevdavi mizaç: Kanları koyu renkli ve kıvamlıdır. Zayıf bedenli ve kara sarı benizlidirler. İştahlıdırlar ama zayıf ve incedirler. Uykuları gelmez, düşünceli, kederli ve karamsardırlar. Sevda hıltı genellikle ihtiyarlıkta ve sonbaharda artar. Yahnileri, dolmaları biber ve tarçınla yemeleri gerekir.

Balgami mizaç: Benizleri beyaz ve renksizdir. Bedeni soğuk, gövdesi gevşek ve ağırdır. Damarları hafif atar. Az su içer, çok uyur, tembel, gayretsiz ve durgun olurlar. Burunlarına gargara yapıp balgamdan temizlemeleri gerekir.

Soğuk mizaçlılara her öğünde baharat

Hekimler, mizacın yanı sıra hastanın sıcak, soğuk, nemli veya kuru tabiatlı olmasına da bakardı. Sıcak mizaçlılar, soğuk hava ve soğuk sudan hoşlanır. Soğuk tabiatlı olanlar ise aksine sıcak hava ve sıcak sudan hoşlanır. Nemliliği baskın olanlar da kuru hava ve kuru gıdayı sever. Kuruluğu baskın olanlar nemli havayı sever. Soğuk mizaçlılar, hafif gıdalarla beslenmeli, her öğünde mutlaka biber, kimyon, baharat tüketmeli.

Yattım sağıma döndüm soluma

Osmanlı hekimleri hastalarına yatmadan 4 saat önce yemek yemeyi bırakmalarını, önce sağ tarafa, bir müddet sonra sol tarafa dönüp uyumak gerektiğini tavsiye ederdi. “Önce sağ tarafına yatacaksın ki midende kalanlar alt tarafında toplanacak, o pislikten kurtulacaksın. Sol tarafına döneceksin ki karaciğerin midenin üzerini kapatacak ve sıcak tutacak.” Vücudun iç sıcaklığı 35 derece. Bu sıcaklığı korumak zorundasınız.

PROF. DR. ALTINTAŞ’IN KİTABINDAN EN İYİ GIDALAR

Vücudunuz iyi bir kimya laboratuvarı başkanıdır, onu iyi dinleyin. Tuzlu veya acı yerseniz onu tatlıyla dengelemeniz gerekir. Çeşit çeşit gıda yemeyin. En iyi gıda ekmek, et, tereyağ, rafadan yumurtadır ki bunlar kolaylıkla hazmedilir. Onun dışındaki gıdalardan ot ve kökler, ilaç niteliğindedir. Gıda olarak yenmemelidir. Mesela ıspanak yiyecekseniz suyunu dökün, çünkü ıspanak ilaçtır. Ya da hıyar, marul, kabak ve buna benzer sebzeler yendiğinde, bunların ilaç etkisini düzeltecek sarmısak, pırasa, nane yenmesini önerirlerdi. Vücutta tıkanıklığa sebep olacak ağır yiyecekler yenmişse (keşkek, paça, hamursuz ekmek ve nişasta helvası gibi) o zaman üzerine semizotu yaprağı, kabak ve marul gibi tıkanıklığı açacak şeyler tüketilmeli. Keskin tuzlu yiyeceklerin ardından da kabak, hıyar veya benzeri yaş ve tatsız yiyecekler yenmeli ki vücudun tuzunu alsın.

2 öğün yemek

Osmanlı’da yemek, geç bir sabah kahvaltısı ve erken bir akşam yemeği olmak üzere 2 öğündü. Bir de sağlık açısından iki günde bir 3 öğün yenmesi tavsiye edilirdi. Sofraya acıkmadan oturulmaması, doymadan kalkılması önerilirdi. Spor veya ağır iş yaptıktan sonra süt, taze balık, yaş kayısı, şeftali gibi soğuk nitelikli yiyecekler yenmemesi gerekiyordu...

Deniz kenarı ve insan tabiatı

Osmanlı’da yemek, içmek, uyumak, banyo yapmak hatta evlerin inşa edileceği yer bile doktorların uygun gördüğü şekilde seçilirdi. Örneğin deniz kenarı insan tabiatı için iyi değil, en sağlıklı insan dağlık yerlerde yaşar; rüzgârlı yerler, vücuttaki toksinleri alıp götürür, nemli hava insan vücudunda kokuşmalara sebep olur...

En sevdiklerini ye

Hızlı yemek gibi ağır yenen yemek de mideyi yorar, hazımsızlık yaşanır. Farklı tabiattaki yiyecekleri aynı öğünde tüketirseniz midede kalıntılar meydana gelerek karmaşık hastalıklara yol açar. Nezle, eklem ağrıları ortaya çıkar, mide zayıflar, beden gevşer. En çok sevdiğiniz yemeği bolca yiyin, diğer çeşitleri ise sonraki öğüne bırakın.

Araştırmaya nereden başladınız?

Benim kaynağım Osmanlı tıp kitapları. Ben buna “eski tıp” diyorum çünkü binlerce yıllık birikimle oluşturulmuş. Osmanlı tıbbı zamanına göre uluslararası. Hint tıbbını da, eski Yunan tıbbını da, İslam alimlerinin bilgilerini de kapsıyor. Ben Osmanlı hekimlerinin yazdığı kitaplarda aktardıkları bilgileri inceliyorum. Bunların yüzde altmışı sağlıklı yaşam üzerinedir. Daha sonra hastalık tedavisine geçerler. Yani öncelikleri hastaları sağlıklı yaşatmaktır. Şimdi şimdi modern tıpta sağlıklı yaşam ön plana geçmeye başladı.

Sağlıklı yaşama dair neler tavsiye edililiyor?

Havalardan başlarlar öncelikle. Sağlıklı hava nasıl olur, buna kafa yorarlar. Ondan sonra yeme, içme, gıdalar, kullanılan kıyafetler, evlerin durumu... Bütün detaylar verilir. Osmanlı hekimlerine göre, deniz kenarındaki hava yaramaz, nemli olduğu için sağlıklı bulmazlar. Onlara göre sağlıklı hava dağlardaki havadır. Baharı ve yazı dağda geçirmeyi tavsiye ederler. Dağ havasının sağlıklı olduğuna ve uzun yaşama etki ettiğine inanırlar. Kalabalık yerlerin havasının kirli olduğunu söylerler. Sonra büyük ağaçların altındaki havayı da sağlıksız bulurlar, ceviz ve incir ağacının altında oturulmasını tavsiye etmezler. Kuzeyden esen rüzgârların sağlıklı olduğunu düşünürler. Evlerin nereye yapılacağı hekimlerin görüşüne göre şekillendirilir.

Evlerle ilgili tavsiyeleri ne?

Mutlaka yüksek tavan kullanılır çünkü ne kadar temiz hava olursa o kadar iyidir. Evlerin kuzey rüzgârı alması ve doğuya bakması önemsenir. Evler bataklıklara, kaplıcalara yakın kurulmaz. Şehir kurulurken mutlaka hekimlerin kontrolü istenir. Mesela hastane yerine nasıl karar verilir biliyor musunuz? Et parçalara ayrılır ve her bir parçası hastane kurulmak istenen yere asılır. En son neredeki et kokarsa oraya hastane yapılır. Sıcak sulara yakın olması istenir.

Kıyafet tercihlerinde de hekimlerin tavsiyesi geçerli dediniz…

Mevsimlere göre kumaş tercihleri vardır. Biz hep ipekli kumaşlar sıcak havalarda giyilir diye düşünürüz, hayır, ipekli kumaşları özellikle kışın tercih ederler. Sıcaklık verir çünkü. Sıcak havalarda hep pamuklu ve keten kullanılır. Eski hekimlere göre bütün maddelerin bir niteliği vardır, sıcak, soğuk, nemli, kuru. Ona göre hareket ederler. Soğuk havalarda kürk giyilir ama kürkler içeriye giyilir. Hangi kürkün hangi havaya giyileceğine kadar belirtilmiştir.
Yaşa göre beslenme

Osmanlı mutfağının tıpla ilişkisi ne düzeyde?

Yemekler rastgele yenmez, mevsimlere göre yenir. Sıcak bir mevsimde sıcak nitelikteki yemekler asla yenmez, baharatlar yazın tüketilmez. Salatalık, marul, yoğurt gibi yiyeceklerle serinlik sağlanır. Ne hangi mevsimde ne nasıl pişirilecek onlar detaylarıyla anlatılır. Müshil diye bir yiyecek grubu vardır. Müshil bugün sadece ilaç olarak biliniyor, oysa müshil vücuda zararlı her şeyin terlerle, gözyaşıyla, dolaşımla atılmasıdır. Baharda kiraz verirler, kiraz için özel bir rejim uygulanır. Mesir macunu tamamen baharda hekimlerin verdiği bir macundur ve müshil özelliği vardır. Afrodizyak özelliği de vardır ama onun için yapılmamıştır. Gıdalar bir de yaşlara göre ayarlanır. Bebeklikten yaşlılığa kadar kimin ne yiyeceğinin bilgisini bulmak mümkün. Bebeklerin kanının sıcak olduğunu düşündükleri için hafif şeyler yedirilmesine özen gösterirler. Ergenlik dönemi kanın ve vücudun değiştiği zamandır ve onların gıdasında yine hafif şeylerin verilmesine gayret ederler. Yaşlılıkta daha çok süt, et suyu, baharat kullanımı var. Çünkü yaşlılığı bir “kuruma evresi” olarak görüyorlar.

Osmanlı da şeker kullanımı da çok yoğun değil mi? Yemeklerde hep kuru meyveler kullanılıyor…

Tabii ki, Osmanlı şekeri sever ama hangi şekeri? Şeker kamışının sıkılarak suyundan elde edilen şekerdir. Sanayi şekeri değildir. Şeker başlangıçta çok masum beyazlaştırılıyordu. Ama nemlenmemesi için bir madde, küp olsun diye bir madde derken şeker de tehlikeli bir gıda haline geldi. Bugün siz pekmez yerseniz, bal yerseniz zararlı değil bu ama o yapay şekerler, jelibonlar tabii ki zararlı. Çünkü beyin glikozla beslenir. Bakın, Alzheimer hastaları hep şeker yemek isterler.

HaberTürk-Radikal

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
KARİKATÜR
İbadethaneye bulaşan ahtapot
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Risale Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0.312.492 06 88 / Faks : | Haber Yazılımı: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA
Web Hosting Sağlayıcı:    Kaliteweb Hosting