1. YAZARLAR

  2. Vehbi KARAKAŞ

  3. Orucun hikmetleri ve oruçla ilgili güncel sorular
Vehbi KARAKAŞ

Vehbi KARAKAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Orucun hikmetleri ve oruçla ilgili güncel sorular

A+A-

"Ey îman edenler! Oruç, sizden evvelki ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Ta ki korunasınız."[1]

Bu ayet-i celileden anlaşılıyor ki orucun en açık özelliklerinden biri, tutan için orucun bir zırh olması, tutanı maddî ve manevî zararlardan koruyucu olmasıdır. Onun için derler ki “orucu kim tutarsa, oruç ta onu tutar” ve her türlü zarardan korur.

1-Orucun, yüce Allah’ın terbiyesine,

2-İnsanın sosyal hayatına,

3-Özel hayatına,

4-Nefsin terbiyesine bakan ve

5-Allah’ın nimetlerine şükür olan yönleri vardır.

Şimdi bu maddelerin nefis yorumunu özet olarak Çağın Büyük Düşünürü’nden alalım:

1-Orucun Allah Teala’nın Terbiyesine Bakan Yönü:

Allah Teala, yeryüzünü bir sofra yapmış, türlü türlü nimetlerini “min haysü layahtesib=umulmadık bir yerden” bir tarzda o sofraya dizmiş, böylece Rububiyetinin, Rahmaniyetinin ve Rahimiyetinin kemalini göstermiştir. İnsanlar, çoğu kere gaflete düştükleri ve sebepler dairesinde yaşadıkları için, yeryüzünü bir nimet sofrası yapan zatın Allah olduğunu görememekte, O'nun şefkat ve merhametini hakkıyla anlayamamakta ve yeterince şükrü ifa edememektedir, Kâinatta yapılan akıllı işleri akılsız tabiata bağlamaktadır.

İşte Ramazan-ı Şerifteki oruç, bu gaflet ve dalalet perdesini yırtıyor. Adetâ oruç, "Ey insanlar! diyor, imsak vaktinden iftar vaktine kadar ne yiyebilirsiniz, ne içebilir­siniz, ne de hanımlarınıza cinsel yaklaşımda bulunabilirsiniz." Bu emre uyan insan anlıyor ki, yiyilecek ve içilecek nimetler ken­dinin değil, insan onları almakta hür ve serbest değil. Demek nimetler başkasının malıdır. Demek insanı yaratan ve kâinatı ona bir sofra yapan var, O da Allah’tır. Ben Onun emrini bekliyorum, der, nimeti nimet bilir. Gafletten ve sapıklıktan kurtulur. Yine oruç tutan insan anlar ki, ehl-i iman, Sultan-ı Ezeli olan Allah'ın ziyafetine davet edil­miş muntazam bir ordudur. Akşama yakın “Allahu Ekber” sedasını ve adetâ “buyurunuz”, emrini beklemektedirler. Böylece oruç, insana kulluğunu hatırlatıyor ve Allah'ın kâinatın Rabbi olduğunu ilan ediyor. Ramazan-ı şerifte, ehl-i iman, Allah’ın ziyafetine davet edilmiş bir ordu gibi “buyurunuz” emrini bekler gibi bir asker ve kul tavrına girerler. O şefkatli haşmetli ve külliyetli Rahmaniyete karşı vüsatli, azametli ve intizamlı bir kullukla mukabele ederler. 

Madem biz Müslümanlar, Allah'ın ordusuyuz, öyleyse Allah'ın emir ve yasaklarına uymak mecburiyetindeyiz. Bir komutanın ateş emrine uyup ateşkes yasağına uyma­yan asker, başına dert açacağı gibi; Allah'ın "yiyiniz" em­rini dinleyip, "yemeyiniz" yasağını dinlemeyen insan hem dünyada ve hem de ahirette başına dayanamayacağı dertler açabilir. Çünkü insan başıboş değil, çünkü kâinat sahipsiz değil ki yiyelim, içelim, hesabını vermeden kaça­lım. Onun için Müslümanlar dikkatli olmalıdırlar. Bu yü­ce buyruğu ve şerefli kulluğu yürekten kabullenmelidirler.

2- Orucun Sosyal Hayata Bakan Yönü:

İnsanlar farklı maişetlerde yaratılmışlardır. Kimisi fakir, kimisi zengindir. Çoğu kere zengin fakirin halini bilmez, tok acın halinden anlamaz. İşte bunu bildirmek ve anlatmak için Allah Teala orucu farz kılmıştır. Zenginler, fukaranın acınacak acı hallerini ancak oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler. Onun içindir ki insanlığın hem cinsine şefkatli davranması, ihtiyaçlarını karşılaması hakiki şükrün bir esası sayılmıştır. Şu hadis de bu manaya kuvvet vermektedir: “Hangi mü’min bir başka mü’minin susuzluğunu giderirse, Allah ona kıyamet gününde ağzı mühürlü yani el değmemiş nefis içkilerden ikram eder. Hangi mü’min bir aç mü’mini doyurursa, Allah onu cennet meyveleriyle doyurur. Hangi mü’min muhtaç bir mü’mini giyindirirse, Allah ona cennetin yeşil libaslarını giyindirir.”[2] Bu görevleri de ancak oruç gibi ibadetleri yerine getirenler yapar. Çünkü tok acın halinden anlamaz. Oruç tutup aç kalan ancak acın halinden anlar. 

Padişahın mutfağından bir hizmetçinin getirdiği yemekler bir fıyat ister. Hizmetçiye bahşiş verildiği halde çok kıymettar olan o nimetleri göndereni tanımamak, hiz­metçiye minnettar' olup, padişahı unutmak, akıllı insan­lara yakışır mı? Evet yeryüzü Cenab-ı Hakk'ın mutfağı. Toprak bir ka­zan. Güneş aşçı. Kazan kaynıyor, türlü türlü yemekler pişiyor. Domates, salata, biber, patlıcan, kavun, karpuz, üzüm, incir, kiraz, vişne, dut vs. Evet hepsi yeryüzü mut­fağında pişmekte. Bunları bağdan, bahçeden, tarladan toplayıp bize getiren tablacılara 100-200 verir, asıl mal sahibi olan Allah'a şükrü, teşekkürü unutursak insan is­mine lâyık olabilir miyiz? Gerçek insan hüviyetini kaza­nabilir miyiz?

İşte Oruç, Cenab-ı Hakk'm nimetlerine karşı bir şü­kür, bir teşekkürdür. İyiliğe karşı teşekkür eden insan, medeni insandır, Müslüman’dan daha medeni, daha ol­gun kim olabilir? Çünkü Müslüman Allah'ın sonsuz iyilik ve ikramına karşı oruç ve namaz gibi ibadetlerle teşekkür etmektedir. Hattâ sene boyu oruç tutsa, geceli gündüzlü namaz kılsa yine Allah'ın iyiliğinin altından çıkamayacağına inanmak­tadır.

Hem oruç tutan insan nimeti nimet bilir, nimetin kadrini anlar. Hakiki açlık çekmemiş insan, nimetin kad­rini anlayamaz. Nice toklar özellikle zenginler vardır ki kuru bir parça ekmeğin hazzını ve lezzetini duyamaz. Halbuki onda açlar için tarif edilmez lezzetler vardır.

3- Orucun, İnsanın Şahsî Hayatına Bakan Yönü:

İnsanın nefsi, yeme-içme konusunda çoğu kere sorumsuzca hareket eder, maddî hayatına tıbben zarar verir, bazen de helal-haram demeyip rasgele her şeye saldırmakla da manevî hayatını zehirler.  Kalbe ve ruha itaat etmek, nefse güç gelir. Nefis dizginleri eline alır, insan ona binemez, o insana biner.  Ramazan-ı şerifteki oruç, nefsin elinden dizginleri alır, insana verir. Çünkü oruç bir perhizdir, bir riyazettir. Nefse emir dinlemeyi öğretir. Haramlardan kurtarır, onu velayet makamına çıkarır. Eskiden çok ehl-i velayet tekemmül için riyazet ederler. Yani, az yemeye ve içmeye kendilerini alıştırırlar imiş. Oruç bir riyazettir. Kalb, ruh, akıl, sır gibi latifelerin o mübarek ayda oruç sebebiyle çok yükselmeleri ve feyizleri vardır. Mide ağlar ama onlar gülerler.      

4-Nefsin Terbiyesine Bakan Yönü:

Nefis, Rabbini tanımak istemez. Firavun gibi rububiyet ister. Hatta rab olduğunu ilan eder. Açlıktan başka onun bu damarını hiçbir şey kıramaz.

Rivayetlerde vardır ki:

Cenab-ı Hakk nefse demiş:

-Ben kimim, sen nesin? Nefis:

-Ben benim, sen sensin demiş.

Bunun üzerine Cenab-ı Hak, azap vermiş, cehenneme atmış. O yine “ben benim, sen sensin” demiş . Bu sefer Allah Teala, onu açlıkla terbiye etmiş ve sormuş:

-Ben kimim, sen nesin? Nefsin cevabı şu olmuş:

-Ey Allahım! Sen benim merhameti sonsuz Rabbimsin, bense senin aciz bir kulunum[3].

5-Orucun, İlahî Nimetlere Şükür Olma Yönü:

Cenab-ı Hakk sınırsız çeşit çeşit nimetlerini yeryüzünde insanoğlunun önüne sermiş. Oruç tutan insan, yemekten alıkonulması açısından şöyle düşünür: “O nimetler benim değil, Allah’ındır.” der, nimeti nimet bilir. Manevî bir şükür yapmış olur.

6-Orucun İnsanın Kazancına Bakan Yönü:

İnsan bu dünyaya ahiret için ekip, biçmeye ve ticareti yapmaya gelmiştir. Ramazan-ı Şerifteki amellerin sevabı, bire bindir. Hadis-i Şeriflerin ifadesine göre Kur’an-ı Hakim’in her bir harfine sair zamanlarda on sevap yani, on cennet meyvesi verilirken Ramazan’da her bir Kur’an harfine on değil bin, ayet’el-kürsî gibi ayetlerin her bir harfine binler, Ramazan-ı Şerifin cumalarında daha fazla Kadir Gecesinde otuz bin sevap verilir.[4]

7-Oruçtaki Açlığın Manası

Oruç, ayette[5] işaret buyurulan kolay açlıktan bir hissedir ki bu sayede uzun uzadıya ahiret açlıklarının önüne geçilecek ve büyük sabır müjdelerine erişilecektir.[6] Oruç, zaruri olarak aç kalınacak günlere karşı bir idmandır. “Oruç, ateşten koruyan bir kalkandır.”[7]  

Orucun bitmez tükenmez hikmetlerinden biri de, maddî ve manevî bir perhiz oluşudur. Modern hekimlikte "aç kalma kürü" olarak kabul edilen perhiz ile; yani İslâmî prensiplerde Ramazan orucu ile organizma toksin­lerden, insan vücudu zehirlerden kurtulmaktadır. Yağ dokusu veya kanda birikmiş toksinler yedek depoların harekete geçmesiyle bünyeden atılmaktadırlar.

Oruç, on bir ay çalışan sindirim sistemimiz ve diğer organlarımız için aynı zamanda fizyolojik dinlenmedir. Nasıl çeşitli makineler muayyen zamanlar revizyona alı­nır, temizlik ve bakım işleri yapılırsa Ramazan orucu ile vücut biyolojik bir dinlenmeye girer.

Federal Almanyalı Prof. Dr. Paul Trup, oruç kanserin doğmasını önleyen en mühim bir âmildir, demektedir.

Fransız Profesör Pierre Moulin de diyor ki: "İslâm dünyasının en yararlı kurumlarından biri de oruçtur. Oruç bedenin, hem fizikî hem ruhî dinlenişidir. Dokuları temizler, birikmiş toksinleri, zehirleri atar. Müslümanlar böylece her yıl bedenlerini dinlendirirler. Hıristiyan dinin­de orucun bulunmaması büyük bir kayıptır."

Modern hekimlik, perhizin ve orucun faydasına daha yeni yeni inanırken, bizim kitabımız Kur'ân, asırlar' önce orucu farz kılmış, maddî ve manevî sağlığımızın oruçta olduğuna dikkat çekmiştir. İnsan yemek içmek hususunda çoğu kere ölçüyü kaçırır. Canının çektiği her şeyi midesi­ne doldurur. Böylece maddî hayatına zarar verdiği gibi; insan nefsi, helâl haram demeden her şeye saldırmakla da mânevi hayatını zehirler. Çünkü aşırı beslenen nefis, dizgini eline alır, insan onu zapt edip binemez, o insana biner, İstediği yere sürer.

8-Ashabın Adeti Ve Yemekte Sünnet Olan

Acem şahlarından birisi bir hâzık tabibi Müslümanlara hizmet etmek üzere Peygamber Efendimize gönderdi. Tabip epey zaman Arap diyarında kaldı. Kimse ona müracaat etmedi, kimse ilaç istemedi.  Tabip bir gün Peygamber Efendimizin huzuruna çıktı, dert yandı. Dedi ki:

-Ya Resulallah! Beni Ashab-ı Kiram’ın tedavisi için göndermişlerdi. Fakat şu kadar zamandır, kimse bana müracaat etmedi. İşsiz, güçsüz kaldım. Peygamberimiz buyurdular ki:

-Benim Ashabımın âdetleri şudur: Acıkmayınca yemezler. İştahları varken ellerini yemekten çekerler. Yani doymadan kalkarlar. Hekim:

-Doğru söyledin Ya Resulallah, dedi. İşte sağlığın temeli budur.[8]

Merhum ve meşhur müfessir Hamdi Yazır da Orucun hikmetlerini şöyle özetlemiştir:

1-Allah’ın emrine boyun eğmek

2-Zevk-i ubudiyeti tatmak

3-Ruhu, riyanın eserlerinden temizlemek

4-İhlas kuvvetini arttırmak ve böylece

5-kendini Allah’ın korumasına emanet etmek için nefisle mücahede etmektir.

Oruç hakkında söylenmiş şu kudsî hadis, şimdiye kadar ifade edilenlerin sanki bir özetidir: “İnsanoğlunun bütün amelleri kendisi için, sadece oruç benim içindir. Onun mükâfatını sadece ben vereceğim. Oruç bir kalkandır. Sizden biriniz oruçlu olursa çirkin söz söylemesin, gürültü yapmasın, biri kendisine sövüp hakaret ederse, ben oruçlu bir kişiyim desin. Muhammed’in canı kudret elinde olan Allah’a yemin ediyorum ki, oruçlunun ağzının kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzeldir. Oruç tutan için iki sevinç anı vardır: Biri iftar ettiğinde, diğeri de orucuyla Rabbine kavuştuğu an duyduğu sevinçtir.”[9]

Öbür ibadetlerin karşılığını da Allah verecektir ve vermektedir ama, bu bir altını çizmedir, oruç ibadetinin içine şirk ve riya giremediği için; sevabını da Allah’tan başka kimse verememektedir ve takdir edememektedir.

9-Orucun Kısımları Ve Mükemmel Oruç

Orucu üç kısma ayıranlar da olmuştur:

1-Ruhun orucu: Kısa arzulu olmaktır.

2-Aklın orucu: Heva ve hevese muhalefettir.

3-Organların orucu: Yemeden, içmeden ve cinsî ilişkiden uzak durmaktır.[10]

En mükemmel oruç da her halde bu olsa gerek. Oruca niyet eden insan mide gibi bütün organlara oruç tutturmaya da niyet etmelidir, yani onları haramlardan ve malayanî şeylerden uzak tutmalı, ibadetlerine sevk etmelidir. Mesela, dile yalanı, gıybeti, kaba sözleri bıraktırıp, Kur’an okumakla, zikirle, tesbihle, salavat ve istiğfarla onu meşgul etmeli. Gözünü namahreme bakmaktan, kulağını fena şeyleri işitmekten menedip gözünü ibrete, kulağını da hak ve güzel sözlere, Kur’an dinlemeye sarf etmeli. Şu kudsî hadis de bizden böyle bir oruç istemektedir: “Organları, benim yasaklarıma karşı oruçlu olmayan kimsenin benim rızam için yemesini, içmesini terk etmesine ihtiyaç yoktur.”[11]

Buradaki espri şudur: Haramlara ve günahlara, organları açık olan birisi “boşuna oruç tutmasın” demek değildir. Madem oruç gibi insanı melekleştiren kudsî bir ibadeti icra ediyorsun, öyleyse melekler gibi günahlardan ve haramlardan da uzak durmalısın. Meseleye bu perspektiften bakarsanız sadece biz orucu tutmuş olmayız, oruç da bizi tutmuş olur. Haramlara karşı, hortumlamalara karşı, kul hakkına tecavüze karşı, hiddete, şiddete, kin ve nefrete karşı bizi tutar.

İşte bu ve daha bilemediğimiz nice sebep ve hikmetlerinden dolayıdır ki oruç farz kılınmıştır. Çünkü oruç insanı, malayanî şeylerden, heva ve hevesine taparcasına dalmaktan kurtarıyor. Onu, -dünyaya ait ihtiyaçlarını geçici olarak bıraktırmakla- hayvanlık mertebesinden meleklik mertebesine çıkarıyor, adetâ onu uhrevî bir adam yapıyor, ona ceset giyip ortaya çıkan bir ruh vaziyeti veriyor. Bu haliyle o, orucu sayesinde Samediyete bir çeşit aynalık görevi yapıyor. Kısaca Ramazan ayı ve oruç insana seksen sene bir ömür meyvelerini kazandırıyor. Hepimize mübarek olsun.

10-Orucun Diğer İbadetler Gibi Sosyal Bir İbadet Olması

İslam’ın emrettiği ve farz kıldığı ibadetlerin hemen hemen hepsi sosyal bir ibadettir. Ferdî (bireysel) görünenler de. Mesela: Namaz, ferdî bir ibadet gibi görünür. Halbuki o sosyal bir ibadettir. Çünkü namazın insanı bütün kötülüklerden, haramlardan, tecavüzlerden koruyan ve kollayan bir özelliği vardır.[12] Oruç da öyle, zekât ve hac da zaten öyledir. Mesela: Oruç insanı hem zulüm yapmaktan, hem de zulme maruz kalmaktan kurtarır. Her bir haram, her bir kötülük ve her bir günah ya insanın bizzat kendi hukukuna, ya da başkasının hukukuna tecavüzdür. Bu da bir zulümdür. Oruç ve namaz bu ikisinden de insanı uzak tutar. Aksi halde oruç oruç olmaktan çıkar.

11-Önceki Milletlerin Orucu

Ayette geçen: “Sizden öncekilere farz kılındığı gibi” [13] ifadesinden anlaşılıyor ki Peygamberimizden önceki peygamberlerin ümmetlerine de oruç farzmış. Ne var ki  Yahudiler farz olan bu orucu Firavunun boğulduğu güne hasretmişler, Hıristiyanlar da sıcağa tesadüf eden Ramazanı yaz ile kışın arası mutedil bir mevsime, bahara almışlar. Bu değiştirmeye kefaret olmak üzere de on gün daha ekleyerek kırka çıkarmışlar, hatta elliye çıkardıkları da söyleniyor. Git gide, tadilat yapa yapa hiç oruç tutmaz hale gelmişler; tuttuklarına da oruç değil perhiz demişlerdir.[14] Perhiz de oruç değildir.

ORUÇLA İLGİLİ GÜNCEL SORULAR

1-Madem Namaz Kılmıyorsun Oruç Niye Tutuyorsun, Kabul Olunmaz, Diyorlar, Doğru Mu?

Bu sorunuza bir fıkra ile cevap vermek isterim. Oruç tutmayıp da sahurları kaçırmayan adama sormuşlar:

-Madem oruç tutmuyorsun sahura niçin kalkıyorsun? O da şöyle cevap vermiş:

-Oruç tutmuyorum bir günah işliyorum, sahura kalkmayayım da, iki günah mı işleyeyim!

Bir insan namaz kılmıyorsa en büyük günahlardan birini işliyor demektir. Namaz kılmıyor diye oruç da tutmazsa en büyük günahlardan birini daha işlemiş olacaktır ki bu da insanın günahını ikiye katlar. Bir insan namaz kılmasa da orucunu tutmalıdır, inşallah o oruç onu düşündürecek, insafa getirecek ve namaza da başlatacaktır. Çünkü bu ibadetler birbirlerini desteklemektedir. Çünkü orucun olduğu yerde namaz, namazın olduğu yerde de oruç, malî durumu iyi olanlar için zekât ve haç olacaktır. Bunların hepsi İslam binasının direklerinden ve temellerindendir. Direklerden biri olmazsa bina yıkılır. İnsan onun altında ezilir, perişan olur.

Birinci Dünya Savaşının beşinci senesinde Bediüzzaman’a rüyasında sormuşlar:

-Müslümanlara gelen bu açlık, bu can ve mal telefi, bu meşakket ve sürgünlerin sebebi nedir? O da herkesin uyanıkken dahi veremeyeceği bir cevabı rüyasında ifade etmiş, çok önemli bir tesbit ve teşhisde bulunmuş ve şöyle demiştir:

Cenab-ı Hak, yılda bir kere taze verdiği buğday gibi mallardan onda bir, bir kısım mallardan da kırkta birisini bizden istedi ki bize fakir-fukaranın duasını kazandırsın, kin ve hasetlerini uzaklaştırsın. Biz aç gözlülük ve tamahkârlık edip vermedik. Cenab-ı Hak da verilmeyen zekâtların hepsini kırkta otuz, onda sekiz olarak aldı. Yılda bir ay yetmiş türlü hikmeti bulunan Ramazan orucunu bizden istedi. Biz nefsimize acıdık; geçici ve lezzetli bir açlığa katlanmadık. Cenab-ı Hak da ceza olarak yetmiş türlü belalı olan bir açlığı, bir çeşit orucu beş sene zorla bize tutturdu. Yirmi dört saatten yalnız bir tek saati hoş, faydalı ve bir çeşit talim olan beş vakit namazı bizden istedi. Biz tembellik edip o namazı yerine getirmedik. O nurlu ve bereketli saati, diğer saatlere katarak zayi ettik. Cenab-ı Hak da onun kefareti olarak beş sene talim-talimat ve koşturmakla bize bir çeşit namaz kıldırdı.[15]

Öyleyse gelin bunları gönül hoşnutluğu ile yapalım da Allah yârimiz ve yardımcımız olsun, bizi korktuklarımızdan korusun, umduklarımıza kavuştursun.    

2-Oruçlu Olan Bir İnsan Diş Tedavisi Yaptırabilir Mi?

Diş dolgusu ve çekimi sırasında boğazdan aşağıya kan veya herhangi bir madde gitmezse, sadece diş dolgusu veya çekimiyle oruç bozulmaz. Çünkü orucu bozacak herhangi bir madde ne boğazdan aşağıya kaçmış, ne de bedenden içeriye girmiştir.

Ancak dişi acısız çekmek için diş etine morfin iğnesi vuruluyor da bu sıvı diş etlerine yayılıyorsa (ki öyledir) bununla oruç bozulur. Buna da kefaret değil sadece o orucu tek gün olarak sonra tutmak, yani kaza etmek gerekir. Bu sebeple, oruç günlerinde morfinli diş çekimini iftardan sonraya tehir etmekte isabet olsa gerektir. Hanımlar muayyen halde iken de bu tedaviler yapılabilir. Sonraki günlerinde yapılacak gusle mani bir sonuç çıkmaz. Bununla beraber bu tedavilerin muayyen halden çıktıktan sonra yapılması elbette daha güzel olanıdır. Ama mecburi olanı değildir.

3-Göze, Burun Ve Kulağa Damlatılan İlaç Orucu Bozar Mı?

Bu konuda farklı görüşler varsa da burada ifade edilecek son görüş, gözle, kulağa damlatılan ilaç orucu bozmazsa da, buruna akıtılan ilacın (yemek borusu ve mideyle doğrudan ilgisi bulunduğundan dolayı) orucu bozacağı şeklindedir. Bu itibarla mümkünse bu gibi beden içine akıp giden ilaç koymalar iftardan sonraya tehir edilmeli, değilse sonra bu oruçlar bir gün olarak kaza edilmeli, şüpheli şeyden kurtulma tarafı tercih edilmelidir. Konu tıbbı ilgilendirdiğinden farklı tıbbî yaklaşımlar söz konusu olmuştur.

4-Bir Bayan Adet Göreceği Gün Oruca Niyet Etmese Olur Mu?

Olur. Şayet o gün adet görürse bir şey lazım gelmez. Düşündüğü tahakkuk etmiş sayılır. Görmezse o gün tutmadığı orucu sonra tutarak kaza etmesi lazım gelir. Ancak şüpheli günde de orucunu tutmaya devam etse de, âdetinin başladığını anladığı anda orucunu bozsa daha uygun olanını yapmış olur. İsterse iftara yakın saatte olsun âdetin başlaması anında orucunu bozması gerekir. Çünkü âdetli iken oruç ibadetine devam edilemez. Hemen bir şey yenerek, ya da içilerek oruçlu olmadığı hissi benimsenir. Bu hal gelince ibadet hali sürdürülmemelidir. Önceden ilaç alıp âdeti Ramazan’dan sonraya tehir etmek mümkün olsa dahi sıhhi açıdan mahzur ihtimali akla gelmektedir. Zira her bünye ilaç alıp da geciktirmeye müsait yapıda olmayabilir. En iyisi, oruç tutulmalı, özür başlayınca da yenmeli, yenen günleri de sonra kaza ederek borçtan kurtulmalıdır. Çünkü tut! diyen de Rabbimiz, âdet başlayınca ye! diyen de Rabbimizdir.Tutunca itaate, tutmayınca isyana yönelmiş olunmaz. Belki her iki halde de Rabbimizin emrine uyulmuş, ikisinde de sevap kazanılmış olunur. Bundan dolayı bir maneviyat büyüğünün hanımlara müjdesi şöyle olmuştur:

-Hanımefendiler! Sizler Allah’ın ne bahtiyar kullarısınız. Orucunuzu tutar sevap alırsınız, yer yine sevap alırsınız. Çünkü her iki halde de Rabbimizin emrine uymuş olursunuz.

5-Ramazan Ayında Lokanta Açıp Çalıştırmak Caiz Midir?

Ramazan-ı Şerif Müslümanların en mukaddes ayıdır. Her mü’minin bu aya hürmet etmesi gerekir. Hatta oruç tutmamasına izin verilen yolcuların, oruç tutmaması gereken adet gören kadınların bile açıktan yeyip içmemeleri hoş karşılanmamıştır. Lokanta açıldığı takdirde özürlü olanların yanında özürlü olmayanlar da yiyip içeceklerinden bu ayda lokanta açmak pek uygun görülmemiştir. Açılması halinde lokanta sahibi ile orada çalışan işçiler günaha girmiş olurlar. Ancak çocuklara yemek satmak veya iftar yemeğini hazırlamak için lokanta açıp çalıştırmanın bir sakıncası yoktur.[16]

6-Dudaktaki Ruj Orucu Bozar Mı?

Dudaktaki boyanın sökülüp yutulması halinde orucu bozacağı kesindir. Böyle bir yutma söz konusu olmazsa ister ruj, isterse başka boya olsun orucu bozmaz.

7-Sprey Orucu Bozar Mı?

Nefes almakta zorluk çeken astımlının boğazına pompaladığı hava orucu bozmaz. “Çünkü bu bir hayati ihtiyaçtır. Üstelik yutulan hava zerreciklerinin içeriye gittiği doğru olsa bile akciğerden ileri geçmediği, mideye ulaşmadığı, gıda ve susuzluk ihtiyacını karşılamadığı ileri sürülmektedir. Bu sebeple de orucu bozmamaktadır.”[17]

8-Cenabetten Kurtulmak İsteyen Birisinin Boy Abdesti Alması Orucunu Bozar Mı?

Yıkanmak orucu bozmaz. Yıkanma sırasında ağız ve burundan içeriye su kaçırmak orucu bozar. Bu sebeple oruçlu iken yıkanmamayı iftardan sonraya bırakmak gerekir, diye dinî bir emir yoktur; ama yıkanırken içeriye su kaçırmamalıdır, diye dinî emir vardır. Öyle ise oruçlu kimse yıkanmayı geciktirmemeli; ancak içeriye de su kaçırmamaya dikkat etmelidir. Şayet dikkate rağmen su kaçarsa bu orucun da sonra kazası gerekip kefaret gerekmeyeceği de bilinmelidir.

9-Oruçlu İnsan Tedavi Olamaz Mı?

“Belli zamanlarda enjeksiyon yoluyla ensülin almaları gereken şeker hastaları gibi hastalar, (oruç tutmalarında bir sakınca bulunmazsa) oruçlu iken iğnelerini yaptırabilirler. Bu iğne orucu bozmaz.”[18] Röntgen çektirmek için beyaz bir madde içiriyorlar. Oruçlu iken bunu içmek mümkün değildir. Bir daha sıra almak da zor. Bu durumda ne yapmalı, orucu mu terk etmeli, tedaviyi mi?  

Film çektirileceği gün oruca niyet edilmez. Böylece istenen şey içilebilir, röntgen çektirilebilir, tedavi yaptırılabilir. Bu orucu da sonra kaza etmek gerekir. Böylece oruç ibadeti tedaviye mani olmamış olur.[19]



[1] Bakara, 2/183

[2] Ahmet b. Hanbel, III, 13

[3] Nursî, Mektubat, 377-378

[4] Nursî, Şualar, 494

[5] Bakara, 2/155

[6] Yazır, a.g.e. s,628

[7] Buharî, Savm, 2; Müslim, Sıyam, 162; Ebu Davud, Savm, 35; Tirmizî, İman, 8

[8] Sa’dî Şirazî, Gülistan,

[9] Bkz. Buhari, Savm, 2; Müslim, Sıyam, 161, 162, 164,165; Nesaî, Sıyam, 41,42; İbn Mace, Edep, 58; 

     Muvatta’, Sıyam, 58; Ahmet b. Hanbel, II, 281, 282, 446; Darimî, Savm, 50.

[10] Yazır, a.g.e, s, 628

[11] Ahmet b. Hanbel, II, 273; Müslim, Sıyam, 163; İbn Mace, Sıyam, 21

[12] bkz. Ankebût,  29/45

[13] Bakara, 183

[14] Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c. 1, s. 626

[15] Nursî, Said, Mektubat, 273

[16] Günenç, Halil, Günümüz Meselelerine Fetvalar, II, 88

[17] İslam İlmihali , Sayfa 410

[18] Şahin, Ahmet, Hayatımızdaki İslam, 38

[19] A.e, 38

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.