1. YAZARLAR

  2. Safa MÜRSEL

  3. Orucun çağa çağrısı
Safa MÜRSEL

Safa MÜRSEL

Yazarın Tüm Yazıları >

Orucun çağa çağrısı

A+A-

Büyük Azeri şair Bahtiyar Vahapzade bir şiirinde, Kadir Suresindeki ayetin ilhamıyla “gün var, bin aya değer” der. İşte o “bin aydan hayırlı” gün olan Kadir gecesini içinde barındıran aydayız; rahmeti ve bereketi ile kuşatan “Kur’an ay’ı” Ramazan’ı yaşıyoruz.

Gençlik dönemime rastlayan 1960’lı yılların sonlarında, yeni yeni tanımakta olduğum merhum Necip Fazıl’ın bir konferansına gitmiştim. Aylardan Ramazan idi. Hiç unutmam, orucun maddi ve manevi temizliğe verdiği önemle ilgili bir hadis nakletmişti. Hadis-i Şerifte, “oruçlu müminin nefesi temiz kokar” deniyordu. Anlam derinliğine hayran kalmıştım. Her hatırlayışımda bu hadisin anlam zenginliğini düşünür, dersimi almaya çalışırım.

İslam alimleri, orucun, sadece yemek içmekten uzak durmak olmadığını, maddi- manevi bütün duygularımızla oruca niyetlenmek gerektiğini, bu hadisin anlam ve ilhamıyla ikaz etmişler. Duygularımızı haramdan, yalandan ve kötü arzulardan korumak, şüphesiz hadisteki “temiz”liğin gereğidir.

Oruç’un değişik boyutlarıyla analizinden bahis açıldığında, Bediüzzaman’ın “Ramazan Risalesi”ni hatırlamamak olmaz. Oruç, bu risalede, sadece bedensel bir açlık veya duyguları terbiyeye yönelik bir ibadet olarak nazara verilmez. Orucun “çok hikmetlerinden” bahseden Bediüzzaman, İslam’ın oruca yüklediği ahlaki, tıbbi, sosyal ve ekonomik anlamları etraflıca tahlil eder.

Nefsin en büyük zaafı, “hep kötülüğü istemesi”dir... Oruç ise, nefsin terbiyesinde en etkili ibadetlerden birisidir. “Nefis kendini hür ve serbest ister ve öyle telakki eder. Hatta mevhum bir Rububiyet ve keyfemayeşa hareketi, fıtri olarak arzu eder. Hadsiz nimetlerle terbiye olunduğunu düşünmek istemiyor. Hususan: dünyada  servet ve iktidarı da varsa, gaflet dahi yardım etmiş ise; bütün bütün  gasıbane, hırsızcasına Nimet-i İlahiyyeyi hayvan gibi yutar.”

Bütün İslam alimleri gibi Bediüzzaman’da da, oruçtan maksat, mideyi belli bir süre aç bırakmak değildir. “Orucun ekmeli” yani mükemmeli, “mide gibi bütün duyguları; gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. … Dilini yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak,.. Gözünü namahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur’an dinlemeğe sarfetmek gibi sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır.”

Orucu, “İslamiyetin erkan-ı hamsesinin birincilerinden” sayan Bediüzzaman, aynı zamanda onu “Şeari-i İslamiye” olarak niteler; İslam’ın temel alametlerinden birisi olarak görür ve gösterir. Böylece oruç, “aç kalmak” olmayıp kudsi bir ibadet kimliği kazanır. “Hakiki ve halis, azametli ve umumi bir şükrün anahtarı” haline gelir. Oruç sayesinde insan, onun ifadesiyle “muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine” girer. Böylece nefsin taşkınlıklarını önleyip, ahlaki zaafları geriletmek orucun hikmetlerindendir. Başka bir açıdan oruç, “perhiz” özelliği sebebiyle günümüz tıb’bının, sağlıklı beslenme için yazacağı reçeteye, yan etkisi olmayan güvenli bir ilaç özelliği taşır.

Bediüzzaman’ın nazarında oruç, “Rububiyeti” ile terbiye eden Rab’bi ve nimeti veren “Münim-i Hakiki”yi tanımanın en etkili yoludur. Oruçtaki açlık, rızkın yaratıcısına halis bir şükrün kaynağıdır. Tok iken gıdaların değerinin pek farkında olmayan varlıklı bir kimse, oruç disiplinindeki açlıkta, kuru bir ekmeğin kıymetini daha iyi anlar. Böylece oruç, nimetlerin kıymetini bildirir, fakirliği tanımamızı sağlar. Gafleti izale eder, “halden anlar” hale getirir.

“İnsanlar maişet cihetinde muhtelif surette halkedilmişler” diyen Bediüzzaman,  orucun, ekonomik açıdan farklı sosyal tabakaları bir birine yaklaştıran özelliğini, onun “çok hikmetlerinden bir”isi olarak sayar. Zira, “zenginler, fukaraların acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki açlıkla tam hissedebilirler. Eğer oruç olmazsa, nefisperest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve fakirlik ne kadar elim ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez… Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa şefkat vasıtasıyla muavenete mükellef olduğu  ihsanı ve yardımı yapamaz; yapsa da tam olamaz. Çünkü: hakiki o haleti kendi nefsinde hissetmiyor…”

Bu sözler,  oruç yükümlülüğü bakımından bugün ne anlama geliyor ve acaba nasıl okunmak gerekiyor?

Günümüz dünyasında bir milyardan fazla insan günde bir doların altında mahrumiyet ve hatta sefalet şartlarında yaşıyor. Bu tablo, açlık tehlikesine karşı insanların kendisini “muavenete mükellef” görmediğini gösteriyor. Açlığı bilmediği ve yaşamadığı için, insani bir duyarlılık ve sorumlulukla gerekli yardımı yapmıyor. Dünyanın varlıklı kesimlerindeki bu şefkat ve merhamet yoksunluğunun,  kitleler halinde ölümlere yol açtığı dikkate alınırsa, yukarıdaki sözlerin anlamı daha iyi anlaşılır. Şefkat ve merhamet duygularını uyandıran oruç, yardımlaşmayı hayata geçirmenin etkili tedbirlerinden birisidir.

Dünyanın bir çok yerindeki afet ve açlıklara, din, dil ve ırk farkı gözetmeksizin, hatta Birleşmiş Milletlerden önce ilk ulaşan sivil toplum kuruluşlarının Türkiye’den çıkması, muhtaçlara ulaşma konusunda orucun zihin dünyamızdaki yeriyle yakından ilgilidir ve öyle olduğu kabul edilmelidir. Çünkü aynı duyarlılık, seküler toplumlarda aynı boyutlarda görülmüyor.

Sosyal ve ekonomik dengesizliklerden kaynaklanan gerilimlere karşı, yardımlaşma ve dayanışma yoluyla çözüm üretmek için, sosyal bilimlerin yazabileceği reçetede orucun ilk sırada yer alması gerekiyor.  Çünkü, “Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse bana ne !” sözündeki bencillik ve duyarsızlık, Bediüzzaman’a göre, tarihteki “bütün ihtilalat-ı beşeriyenin madeni” ve kaynağıdır. Bu yüzden açlığın tetiklediği ihtilallere meydan vermemenin yolu, Ona göre oruçta aranmalıdır. Zira “nefsine açlık çektirme mecburiyeti” duymayan bir kimse, açlığın ne demen olduğunu bilmediği için muhtaçlara yardım ihtiyacını duymayacaktır. Bunun içindir ki, sosyal bilimlerin açlığa karşı üreteceği çözüm reçetesinde “oruç” etkin bir yere sahiptir. Bir ibadet, böylece sosyal sorunların çözümüne katkısıyla öne çıkmaktadır.

Kur’an, şefkat ve yardımlaşma duyarlılığını kaybetmiş çağımıza, oruç ibadeti ile insani reflekslerimizi geliştirme çağrısı yapmaya devam ediyor. Bu davet hepimize, “insan” olan herkese…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.