1. YAZARLAR

  2. Ferhat ASLAN

  3. Orijinal miyim, sade miyim?
Ferhat ASLAN

Ferhat ASLAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Orijinal miyim, sade miyim?

A+A-

-sade olursa, sade bir izleyici olarak, bir süredir devam eden Risalelerin sadeleştirme süreci ve bu eksende yaşananlar hakkında kanaatimi sade bir üslupla dillendirmek istiyorum.

 

Neydi bu süreçte yaşananlar?

 

Bir yayınevi Risale-i Nur Külliyatından Lem’a’lar adlı eserin bazı lafızlarını sadeleştirerek yayınladı. Yanlış mıydı doğru muydu, işin burasını geçtik artık. Zira bu konuda fazlası ile yazılar yazıldı, söylenmesi gerekenler söylendi ve herkeste bir kanaat oluştu. Bunun üzerine söylenecek başka söze hacet kalmadığı kanaatindeyim.

 

Acizane, işin bir başka boyutuna dikkatlerinizi çekmek istiyorum.

 

Risalelerin lafızlarının değişmesi niçin bizi bu kadar tedirgin etti?

 

Çünkü her eserde olduğu gibi, risalelerdeki her kelime ve cümle, sırtında bir mana ve ruh taşımaktadır. Kelimenin değişmesi, mana ve ruhun da değişmesine neden olur. Dolayısı ile de lafızların değişmesi demek, Risalelerin insanlığa verdiği ve vereceği mesajın da anlaşılmaması, eksik anlaşılması veya değişmesi demektir.  

 

Kısacası lafzın değişmesi manayı da değiştirir  ve güdük bırakır. Yani derdimiz lafızdan ziyade, lafızların sakladığı ruh ve manadır. Lafızlar bu ruhu zedeleyeceği için, lafızların sadeleştirilmesine tepki gösterildi.

 

Sanırım gerekçe buydu. Sadeleştirme ekseninde okuduğum yazılardan elde ettiğim kanaat da buydu.

 

İşte bunun için, günlerdir, yazıldı çizildi ve konuşuldu.

 

Peki ne oldu?

 

Ne olduğunu büyük harfler ile yazmak istiyorum:

 

BU SÜREÇTE RİSALELER SADELEŞTİRİLMEK İLE KALINMADI, TAHRİF EDİLDİ.  BU SADELEŞTİRME LAFZA DEĞİL, DOĞRUDAN DOĞRUYA MANA VE RUHA YAPILDI.

 

Anlaşılmadı galiba. Tekrar ifade edeyim:

 

Risalelerdeki lafızların değişmemesi adına öyle bir üslup ortaya kondu ki, işte bu üslup, en büyük sadeleştirme ve tahrif oldu.

 

Risalelerin verdiği mesajları, kelimelerden, cümlelerden daha ziyade, bu davaya ve bu eserlere hizmet iddia edenler temsil etmektedir.

 

Nurculuk ve nur davasını temsil eden her nur talebesi, üslubu ve ahvali ile risalelerin verdiği mesajı, tıpkı kelimeler ve cümleler gibi sırtında taşımaktadır.

 

Yani nur mesajını sadece risalelerdeki cansız kelimeler ve cümleler değil, bu eserleri okuyanların ve bu davaya hizmet edenlerin de omuzladığını ifade etmek istiyorum.

 

Dolayısı ile sadeleştirme tehlikesi sadece risalelerdeki kelimeler ile oynamakla değil, her nur talebesinin ortaya koyduğu üslup ile de yakından ilgilidir.

 

Risalelerin ruhuna uymayan her ifade, üslup, hareket, tavır bir sadeleştirme veya tahriftir.

Zira her nur talebesi Risale-i Nura bir aynadır.  Ona bakan, onu izleyen, onu dinleyen ve onu okuyanlar, Risaleleri dinlemiş ve okumuş olurlar.

 

İşte bu sadeleştirme sürecinde bazı kalemlerden akan üslup, tam bir sadeleştirme ve tahrif örneğiydi. Risalelerin sadeleştirilmemesini şiddetle ve hiddetle savunurken, kalemimizden akan üslup ile risalelerin ruhunu ve mesajını sadeleştirdiğimizi ve hatta tahrif ettiğimizi fark edemedik. Tabi bu arada “işte risalei nur ve işte nur talebesi” diyeceğimiz çok güzel yazılar da yazılmadı değil.

 

Bir iki örnek ile konuyu müşahhaslaştırmak istiyorum.

 

Lemalar (sadeleştirilen eserdi) adlı eserin, Yirmi Üçüncü Lemasında, Risale-i Nur talebesinin kullanması gereken üslup orijinal bir cümle ile şöyle ifade edilmektedir:

 

“Risale-i Nur’un mesleği, nezihâne ve nazikâne ve kavl-i leyyindir.”

 

Yirmi ikinci mektupta ise:

 

“Evet, mü’min, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır.”

 

Keza Kastamonu Lahikasında:

 

“Risale-i Nur şakirtleri, bu mezkûr dört esasa binaen, muarızlara hiddet ve tehevvürle ve mukabele-i bilmisille karşılamamalı. Yalnız kendilerini müdafaa için musalahakârâne, medâr-ı itiraz noktaları izah etmek ve cevap vermek gerektir.”

 

Yine yirmi ikinci mektupta:

 

“Eğer hasmını mağlûp etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünkü, eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder. Zâhiren mağlûp bile olsa, kalben kin bağlar, adâveti idame eder. Eğer iyilikle mukabele etsen, nedâmet eder, sana dost olur.”

 

Keza aynı eserde:

 

“Ey ehl-i iman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız.

İhtilâfınızdan istifade eden zalimlere karşı
اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ kal’a-i kudsiyesi içine giriniz, tahassun ediniz. Yoksa, ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz.

Malûmdur ki, iki kahraman birbiriyle boğuşurken, bir çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa, bir küçük taş, muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir.”

 

Şualarda ise:

 

“Asıl hüner, kardeşini fena gördüğü vakit onu terk etmek değil, belki daha ziyade uhuvvetini kuvvetleştirip ıslahına çalışmak, ehli sadakatin şenidir.”

 

Bu ve bunlar gibi onlarca örnek verilebilir. Risale-i nurun üslubu işte budur. Şimdi risalelerin sadeleştirilmemesini şiddetle savunurken, risalelerin ruhunu nasıl sadeleştirdiğimizi örnekler ile görelim. Bu meyanda yazılan ve yazılı medyaya yansıyan bazı cümleleri aşağıya alıyorum. Siz bu cümleleri, yukarıda yer alan risalelerdeki orijinal alıntılar ile karşılaştırın. Sadeleşme var mı yok mu siz karar verin.

 

“Bak kardeşim … Bey, böyle tepeden bakarak kalem oynatışın, Risale-i Nurların  meslek ve meşrebinin künhüne adem-i vukufiyetini gösterir. Sen kendi aklınla ve felsefi bir yaklaşımla bu meseleye bakıyorsun, bilenlerden sorsan, iyi edersin.”

 

“bilgiçlik taslama! Aksi taktirde Fuzulilik yapmış olursun.”

 

“Senin yerinde olsaydım, ilim alemi karşısında kendimi bu kadar gülünç duruma düşürmezdim.”

 

“balapervazane âlimlik taslaman iyi karşılanmamaktadır.”

 

“…’ın bu tarz basiretsiz, saygısız cüreti der ki: “Ben Üstadı müstadı takmam, kim ne yaparsa yapsın, mesele benim görüşüm gibidir.”

 

“Nur talebelerinin sadeleştirmeyle ilgili tepkilerinin azalacağını zannetmiyorum. Çünkü çok güçlü ve haklı bir dâhili reaksiyon var. Bu reaksiyon meyvesini vermeye başlarsa kendimizi şiddetli tartışmaların içinde bulabiliriz.”

 

“Kim aklını gözüne indirerek hüküm verirse, sonuçlarına katlanmak zorundadır.”

 

“Bu teşebbüsle neye ve kime hizmet edildiğinin farkında olmak için allâme olmaya gerek yok sanırım. İşte fikri karışık, şuuru kısa olanlara Müellif-i muhteremin cevâbı…”

 

Ve daha bir çok örnek cümle konabilir.

 

Şimdi sizden istirhamım, bu üslubu risalelerin orijinal ruhu ve manası ile karşılaştırın ve asıl sadeleşme nerede imiş görmeye çalışın.

 

Bu sadeleştirme konusu zaviyesinden bizleri izleyen ve risalelerden bi haber olan insanlar bizi acaba nasıl anladılar, veya biz kendimizi nasıl anlattık. Orijinal risalelerle mi yoksa sadeleştirilmiş risalelerle mi kendimizi ifade ettik? Orijinal miyiz, sade miyiz, karar verelim.

 

Hasılı, risaleleri orijinalinden okumak ve orijinali adına mücadele etmek yetmiyor.

 

Hal ve etvarımız, üslup ve ahvalimiz, duruş ve akvalimiz risalelerin ruhunu sadeleştirirken ve hatta tahrif ederken, lafızların sadeleşmemesi uğruna verdiğimiz mücadele inandırıcılığını kaybedebilir.

 

Risalelerin, orijinalinden okunması gerektiğini savunurken, Orijinaline uygun davranmak, tavır sergilemek gerekmez mi?

 

Yanılıyor muyum?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
14 Yorum