1. YAZARLAR

  2. Afife ARTIK

  3. Onuncu Kastamonu Lahikası Müzakerelerinden Notlar
Afife ARTIK

Afife ARTIK

Yazarın Tüm Yazıları >

Onuncu Kastamonu Lahikası Müzakerelerinden Notlar

A+A-

Risale Akademi’nin tertiplediği Kastamonu Lahikası Müzakerelerinde, bu onuncu haftada bütün mektublar üzerinde müzakereler tamam oldu. Müzakerelerin “Kastamonu Lahikası Sempozyumu” meyvesi ile taçlanması müzakereciler için ayrıa bir şükür vesilesi oldu.  Farklı açılımlar ve inkişaflarla devam eden müzakerelerde bu haftanın müzakere edilen bazı mektublarından kısa notlarım bu şekilde:

  • Risale-i Nur hizmetinde çok kerametler vaki olmuştur. Üstadımızın menzilini taharriye gelmişler ve oda içinde elli Risaleler var iken bunlardan hiç birini almamışlar ve Üstadımız onlara mütalaa etmeleri için aralarında 16. Mektub (ki ehli dünyanın taarruzlarındaki haksızlıklarını isbat eder) dahi bulunan üç risaleyi vermiştir. Böylelikle Risalelere el koymak niyeti ile gelenler ders almak üzere üç risaleyi alarak oradan ayrılmışlardır. Bunun odada bulunan mucizeli Kur’an ve Hizb-ül Kuran’ın himayesi ve Isparta’dan gönderilen 19. Söz ve 19. Mektub ve 29. Mektub ve İşarat-ül İ’cazın açık bir kerameti ile olduğunu Üstadımız bildirmiştir. “Bu üç kerametli Risale kumandasında bütün risaleler kendilerini ellere vermemek için ortada görünmediler”
  • Cenab- ı Erhamürrahimin in rahmetiyle, şimdiye kadar devam eden inayet-i İlahiye himayeti ve rıza, teslim, tevekkül ve ihlasın verdikleri teselli, bütün o müziç şeyleri akim bıraktı. Kemal-i ferah ve ıstırahatla “Görelim Mevla neyler, neylerse güzel eyler” deyip kemal-i teslimiyetle müsterih olduk. Siz de öyle olunuz. Fütur getirmeyiniz.
  • Üstad teyakkuzda olmaları için talebeleri uyarıyor. 131. Mektubun (erisale tasnifine göredir) hitap kısmında muktedir ile müteyakkız sıfatını beraber kullanıyor. “Aziz, Sıddık, Muktedir, Müteyakkız Kardeşlerim” şeklinde hitabından anlıyoruz ki her ne kadar hıfz-ı Kur’an altında da olsak ve manen kuvvetli de olsak tedbirli olmak ve teyakkuzda bulunmak durumundayız. En ziyade tehlikelerin geldiği zamanlar en çok güvende zannedilen zamanlar olduğunu gözden kaçırmamak gerekir.
  • Üstad, Hizb-ül Ekber-i Nuri’den bir parça okumakla çok yorgun olduğu zamanlarda dinlendiğini diyor. Bu sadece Üstada has değildir. Biz de bu virdin içinde kainatın terennümatını Risalelerden aldığımız dersler ile dinlemek ile kendimize hususi terapiler yapabiliriz. Ve Psikolog Nur Talebeleri bu gibi virdlerden, 7. Şua ve 3.Şua gibi Risalelerden harika terapi edviyeleri bulabilirler. Bu sıkıcı, bunaltıcı, vicdanları yandıran ve kalbi daraltan hadisat içinde her kesin buna ekmek kadar ihtiyacı var.
  • Risaleler ilim içinde en kısa ve en yüksek, safi ve tarikattakinden daha tatlı daha kuvvetli velayet mertebelerinin yolunu da açmıştır.
  • Üstadın kapısı her kese açık ve onun yanına rahatlıkla insanlar gelip dertlerini anlatabiliyorlar. Nur talebeleri bulundukları yerde çevrelerindeki insanların rahatlıkla ulaşıp her konuda danışabileceği insanlar olmalı. Risalelerden dertlerin dermanını insanlara sunabilecek, hallerine uygun tarzda yardım edebilecek düzeyde olmaları Nur Talebelerinin birer fahri tabib olmaları Risalelerden aldıkları derslerin gereğidir.
  • Bediüzzaman, mektublarında “Arkadaş” “Kardeş” “Yoldaş” sıfatlarını sık sık kullanıyor. Kardeşiz; bütün müminler ile kardeşiz. Arkadaşız; iman ve Kur’an hizmetinde arkadaşız. Yoldaşız; beraberce omuz omuza berzaha yol alıyoruz.
  • Bediüzzaman nurani bağları kurmuş. Bu günün tabiri ile talebeler ile kesintisiz bir telapati kuruyor. Mesela; Hulusi Ağabey ile sadece 8 kez görüşüyor fakat hayalinde ve zihninde sürekli beraber olduklarını diyor. Bu nurani bağlar o zatlara mahsus değil iman ehli arasında bu bağlar el’an mevcut. Yazık ki bu asırda maddi beraberliklere o kadar önem verilir olmuş ki bu nurani bağlar çoklarca unutulmuş. Hakikat ehli için iman ve Kur’an rabıtası her an onları konuşturur ve sohbet ettirir. Hatta biri şarkta biri garpta ve biri dünyada biri berzahta da olsalar bu iman ve Kur’an rabıtası ile nurani bağları ile sohbet edebilirler ve ederler ve ediyorlar.
  • İlim talebeleri ilimle meşgul iken berzaha gider iseler orada da ilimle meşgul olurlar ve dünyada bıraktıkları hayırlı hizmet eden eserlerden daima amel defterlerine sevaplar yazılmaya devam eder. Günah ciheti ile ölürler sevapları haşre kadar devamdadır. Bir vücudun azaları oldukları kardeşlerinin de bütün hayılı amellere defter-i hasenatlarına yazılır. Risale-i Nur Talebeleri bu zamanda ilim talebesi ünvanını bihakkın kazanabilirler.
  • Üstad başına gelen musibeti (bir titiz at sebebi ile yaralanıyor ve at ormana dalıp kayboluyor Üstad da sol ayağı ve sol kolu ciddi yara alıyor) yorumlarken bunun onda dokuzu hayırdır diyor. Bizim hastalık ve musibet ile karşılaşınca hars-ı nazar ederek me’yus olduğumuz ondan bir cihetine hiç bakmıyor. Hayırlı dokuz neticelerini ve o hadise içindeki inayetleri sayıyor. Her hadiseyi Allah canibinden, rahmet, hikmet ve inayet muvacehesinde yorumluyor. Hakikat de budur. Hakikat güzeldir, biz de olayların suretlerine değil de hakikatlerine bakarsak güzel görüp güzel düşünmek ve hayatımızdan lezzet almak bahtiyarlığına erebiliriz. Çirkin görünen suretlerine bakıp şekva etmek zulümdür ve manevi elem çekmeye davetiye çıkartmaktır.
  • Risale-i Nur dünya işlerine alet olmaz ve perde edilmez. Dünyevi maksatlar onunla istenilmez. Ona çalışmaya terettüb eden neticeler vardır fakat bunları maksat heline getirmek talib olmak ihlası kaçırır.
  • Risale-i Nur tokatlarda istimal edilmez. Niyet ve kasıt ile o tokatlar gelmez. Bize zulmedenleri, bizi Risale-i Nur’da istihdam eden Rabbimize havale ediyoruz.
  • Münafıklar bize dost suretine girerek ifsada çalışırlar. Adeta şeytanın sağdan yaklaşması gibi onlar da bizi avlayabilecekleri noktalardan yanaşırlar. Buna karşı teyakkuzda bulunmak ve dost da görünse netice itibariyle bizi neye sevk ettiğine bakmamız gerekir.
  • Risale-i Nur’un saff-ı evvel talebelerinin fedakarlığının biz binden birine de erişmemiz zordur, o şartlar altında harika bir hizmette ve fevkalade şekilde Allah onları bu hizmette isitahdam etmiştir biz ancak onların hepsine minnettarız ve müteşekkiriz. Allah ebeden hepsinden razı olsun. Amin
  • Üstad talebeleri fıtratlarına hizmet tarzlarına ve kabiliyetlerine, meraklarına göre Risale evinin başka başka odalarına yerleştirmiştir. Hepsi Risale-i Nur dairesi içindedir. Aralarında meşreben, fıtraten, meziyeten benzeyenler daha sıkı başlar içinde ve Risale evinin bir odasındadırlar. Bu farklılıklar bir üstünlük yada yetersizlik asla değildir. Her birerleri bugünün her türlü insan fıtratına model teşkil etmişler ve farklı hizmet tarzlarının dümdarları olmuşlardır.
  • Risale-i Nur’un mesleğinde beklentisizlik esastır. Maddi ve manevi, dünyevi ve uhrevi bir beklenti içine girmeden hizmet edilir. Saff-ı evvel talebeleri dine uzak olnlar dahi severlerdi çünkü görüyorlardı ki bu insanların Allah’dan, ahiretten başka dertleri yok. Nur Talebeleri bu aslı korumakla mükelleftirler.
  • Doksan senedir genetiği ile oynanan dünya ve hevesleri peşinde koşmaya ve maneviyattan uzaklaşmaya bir manevi nesh ile hayvanlaştırılmaya uğraşılan bir toplumun bu gün insaniyetini koruması Risale-i Nur’un mucizevari bir kerametidir.  
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum