O'nu tanıtanlar

Akıl ikna, vicdan ihya ister.

Aklın iknası ilimle, vicdanın ihyası din ile olur. Akıl ve vicdan kolektif hale geldiğinde millet oluşur. Milletin ihyası da yine ilim ve din ile gerçekleşir.

Bediüzzaman Hazretleri vicdanı, Rabbimiz'i bize tanıtan dört külli muarrif/tanıtıcı üstattan dördüncüsü kabul eder. İlk üç muarrif üstat ise kâinat kitabı, Kur'an ve Hz. Muhammed Aleyhissellam'dır. 

Kâinat kitabı, hem bütünü itibarıyla hem de bütünü meydana getiren cüzleri yönüyle bize Rabbimiz'i tanıtır, kendi varlığına olan işaretten çok öte güçlü işaret ve delillerle Yaratıcı'sını gösterir, ispat eder. Risale-i Nur, özellikle İkinci Şua, Üçüncü Şua ve Yedinci Şua gibi risaleler bu tür işaret ve delillerin muhteşem anlatımlarıyla doludur. Ve marifetullah adına değil sadece insanlara, belki ulvi ruhlara, yüce makam sahibi meleklere dahi ders verir niteliktedir. Dördüncü Şua ise, marifeti hakkalyakine taşımasıyla bir başkadır. Keşke cümlesini, cümle cümle, kelime kelime ruhlarımıza kazısak.

Kur'an, baştan sona bize Rabbimiz'i tanıtan, müellifi doğrudan Allah olan eşsiz bir eserdir. Onun ilahi kelam olduğunu gösteren sayısız burhan ve kırka varan mucizevî yön, on dört asrı aşan sürede sayıca ve keyfiyetçe yetiştirdiği emsalsiz evliya, asfiya, ulema nesli söz konusu hükme binlerce, yüz binlerce delildir. Konuyla ilgili yazılmış yüzlerce tefsir bize bu gerçeği anlatır. Özellikle İşaret'ül İcaz, Yirminci ve Yirmibeşinci Sözler en özlü ifadelerle bize bu hakikati dillendirir.

Bütün söz, fiil ve davranışları Peygamber olduğunun hücceti şanı yüce Nebi, hayatının en küçük teferruatıyla dahi tek başına bize Rabbimiz'i tanıtmaya yetecek çapta büyük bir muarriftir. Doğruluğuyla öyledir, ciddiyetiyle öyledir, zühdüyle, takvasıyla, verasıyla ve güzel ahlakın bütününü en zirvede yaşamasıyla öyledir. Tüm siyer kitapları bize bu gerçeği anlatır. Bütün hadis külliyatı bize bu hakikati resmeder. Ondokuzuncu Söz ve Ondokuzuncu Mektup gibi şaheserler bize bu hakikati söylerler.

Vicdan da bir muarrif üstattır. Fıtratı üzere kalabildiği, yanlış müdahalelerle bozulup tefessüh etmediği sürece o, tevhit hakikatinin yanılmaz ve yanıltmaz tanıtıcılarından biridir. Bediüzzaman'ın bedi beyanıyla ifade edecek olursak: "Vicdanın anasır-ı erbaası, ruhun dört havassı olan 'irade, zihin, his, latife-i rabbaniye'nin her birinin bir gayet'ül gayatı vardır. İraden ibadetullahtır. Zihnin marifetullahtır. Hissin muhabbetullahtır. Latifen müşahedetullahtır. Takva denilen ibadet-i kamile dördünü tazammun eder. Şeriat, şunları hem tenmiye, hem tehzib, hem bu gayet'ül- gayata sevk eder."

Hadis-i Kudside Rabbimiz: Ben gizli hazine idim. Tanınmayı istedim ve beni tanısınlar diye varlığı yarattım, buyurur. Keşif, ilk harici kelamın "Arrifuni/Beni tanıtın" olduğunu söyler. O'nu tanımadan tanıtmak imkânsız olduğuna göre, Hadis-i Kudsi ile sadık keşif aynı manada birleşir: Varlığın yaratılmasından gaye ve hikmet, Allah'ı tanımak ve tanıtmaktır.

Diğer varlıklar, bu işlevi, fıtratlarının hududu nispetinde gerçekleştirirken, insandır ki, sınırsız mahiyetinin sonsuz donanımlarıyla yerine getirir. Bu ayrıcalığı ile de varlık içinde bir hitap çiçeği gibi açar. İnkişafı nispetinde temsil gücü artar, bazen bir insan bütün kâinat olur, Rabbini bu ölçüde tanıyan, tanıtan bir hal alır. Onlardan olabilmemiz duasıyla.
Bugün

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum